Mart 28, 2021

İlgimi çekmeyen olaylar.

ile mehmet yüceer

Bu ülkenin gündemine düşen günlük olaylar da ilgimi çeken olaylar ve de ilgimi çekmeyen olaylar iyice netleşmiş dutumda.

İlgimi çekmeyen olayların ilgimi çekmemesinin nedeni bu tür olayların çok sık olması ve sıradanlaşması.

İlgimi çekenler ise zaman zaman ortaya çıkan sönen ve tekrar ortaya çıkan olayalar olduğu için okuyorum, takip ediyorum.

İlgimi çekmeyenler.

1-Yolsuzluk haberleri.

Bu tür haberler kendi içinde de birkaç dala ayrılıyor fakat sonuçta hep yolsuzluk başlığı altında toplanıyor.

Bunların en başında hazine ve devlet olanaklarından doğan yolsuzluklar, artık hiç okumuyorum çünkü bana doğal haber gibi geliyor.

Belediyelerdeki yolsuzlıuklar,imar vurgunları.

Ankara ve İstanbul belediyesindeki önceki dönemlerde çıkan yolsuzlukların dosyalarının mahkemelere intikal etmesi.

Artık hiç ilgimi çekmiyor çünkü bir şey çıkmaz.

Son kırk yılı biliyorum, yolsuzluk yapan belediyecinin,siyasetçinin ve devleti soyanların her hangi bir ceza yediğini duymadım.

Hani diyorlar ya, çalacaksan büyük çalacaksın, hazineyi ,bankayı belediyeyi soyacaksın bakkaldan ekmek çalmayacaksın.

2-Kıbrısşa ilgili haberler, 1974 yılından beri duyduğum için bu tür haberler hiç ilgimi çekmiyor çünkü bizimkiler iki devleti savunur karşı taraf bizi tanımaz bazen de federasyon denir, denir de denir ve 47 yıldır bir gram yol alınamamıştır.

3-AB haberleri çünkü 1960’lı yıllardan beri bu bir ütoptyadır, bir gireriz, bir çıkarız, bir dost görürüz, bir düşman bir Viyana önlerinde kuşatma yaparız, bir gideriz bir geliriz.

Bu durum bazen iç politikada okuma ortalaması dört yıl olan kitleleri coşturmak için, bazen dincilerin batı düşmanlığı ve de batı kültüründen nefret için kullanılır. Bundan dolayı bu tür haberler ilgimi çekmez.

3-Memlekette uçak yaptık yapıyoruz, iki yıl sonra gökteyiz uçtuk uçuyoruz haberleri.

Özellikle son yirmi yıldır bu konuda o kadar fazla uçtuk ki, artık bu tür haberler ilgimi çekmiyor.

4-Güneydoğu’da,kuzey Irak’ta, Suriye’de her gün on kişi, bazen kırk kişi öldürdüğümüz PKK’lı terörist haberleri artık ilgimi çekmiyor, çünkü 1983′ ten bu yana kırk yıl geçti kırk yılda 14600 gün var, her gün on kişi, ortalama yirmi beş terörist öldürdüysek 365.000 terörist eder.

Bu kadar çok teröristi öldürerek bu işi bitirmediysek, öldürme yolunun bu sorunu bitirecek bir yol olmadığı ispatlı demektir.

Bundan dolayı bu konunun çözümüyle ilgili kırk yıldır herkes mantıklı çözüm önerileri sunarlar ama silah tüccarlarının gazıyla öldürme yoluyla bu işin biteceğine inananlar sürekli iktidarda oldukları için bu tür haberler artık ilgimi çekmiyor.

4-Ekonominin uçtuğuyla ilgili haberler.

Bu durum benim çocukluğumdan beri, yani 1965 yılından bu yana devam eder.

Üretim ekonomisine geçmeyi akıl edemeyen siyasetçiler ithalat lobisinin tatlı karlarına kapıldıkları için, altmış yıldır güzel ülkemiz ve de güzel halkımız enflasyon, cari açık ve yüksek kur sarmalından kurtulamamıştır.

Altmış yıldır güzel halkımız bu sarmala kendisini mahkum edenleri seçip sürünürken, bunun da ulvi değerlere bağlayıp ”Bu benim kaderim, ne yapayım Allah bana vermiyor” diyerek yaşamayı kanıksadığı için bu tür haberler artık ilgimi çekmiyor.

Çünkü altmış yıldır aynı hikayeler anlatılıyor ve aynı hikayeye inanan ve sürekli bilmekten çok inanmayı tercih eden kitleler bu durumu kabullendiyse benim bu tür haberleri dinlemiyor olmam benim için eksiklik olmasa gerek.

5-Televizyonlar özellikle yandaş denilen televizyonlar ilgimi çekmiyor ve izlemiyorum.

Yandaş olmayan bir kaç kanalda, karşı görüş sunacağım diye bazen gerçek dairesinin dışına çıkmayı habercilik diye sundukları için seyretmiyorum

İngiltere, Almanya ve İspanya futbol liglerini, bir de belgeselleri seyrediyorum.

Türkiye ligini seyretmiyorum çünkü Türkiye ligi dünyanın çöplüğe attığı futbolcularının geldiği ve futbolu geçim kapısı yapmış yöneticilerin ve de futbol menajerlerinin çiftlik kurduğu bir lig olduğu için seyretmiyorum.

Bir de Galatasaraylı olduğum halde Fatih Terim’in yüzünden G.Saray’ı seyretmiyorum.

Takım ne zaman yenilse mutlaka kavga çıkarmayı, yedek kulübesine ve hakemlere laf yetiştirmeyi, saldırmayı maharet bilen Terim, takım kazandığı zaman her şeyiyle onun başardığı fakat takım kaybettiği zaman suçlunun yönetim, hakemler ve rakip yedek kulübesi olduğu aptallığını biz Galatasaray’lılara dayattığı için Galatasaray’ı seyretmiyorum.

Hatta takım yenildiği zaman Fatih Terim gibi bir hocanın gitmesinin yolu açılır diye bazen seviniyorum da.

O derece yani.

Türk futbolunun ve G.S’ yı bundan dolayı takip etmiyorum.

6-ABD’ nin bu ülkenin dostu olmadığını ve bu ülkenin iktidarlarının iktidar olmasında en büyük etkenin ABD olduğunu bildiğim için Bıden telefon edecek haberlerini izlemiyorum.

İlgimi çekmiyor.

Çünkü ABD bu kırılgan ekonomiyi istediği kadar manipüle edebilir ve istediği iktidarı getirir ve götürür.(1 trilyon üç yüz kırk altı milyar lira 2021 yılı bütçemiz,8.11 kura bölersek 165 milyar dolar yapar.465milyar dolar dış ve iç borç, 2021 yılı içinde ödenecek kısa vadeli dış borç doksan milyar dolar,%30 enflasyon,%25 işsizlik ve bir sürü belalı dış sorun.

ABD bu tür ekonomik yapıda olan bir ülkeyi istismar etmek için her fırsatı kullanacaktır.

Bu 1950 yılından beri böyledir.

Kazayla ABD’ nin ve batının istemediği halk iktidarları oluştuğunda onları istedikleri gibi kullanamadığında hemen iktidardan düşürmeyi de ABD çok çabuk becermiştir.

Bülent Ecevit’in iki kez ve Necmettin Erbakan’ın halkçı politikalar ve ulusalcı çıkışları sonucunda nasıl perişan edildikleri hepimizin gözünün önünde cereyan etmiştir. (Ecevit’in Çilesi…Orhan Duru)

Bundan dolayı Bıden telefon edecek mi haberi hiç ilgimi çekmiyor.

Şimdi ABD dosya hazırlıyor ülkeyi yönetenlerin önüne koyacak ya bunları kabul edersin, ya da …

Kabul eden iktidar devam eder (C.Zapsu deliğe süpürmeyin kullanın …dediği gibi, lütfen hatırlayın) ya da, ulusal çıkarlar şahsi çıkarlarımın önündedir diyen B.Ecevit gibi davranırsın devrilir gidersin.

Bu memlekette iktidar sarmalı bu çerçevede yürüdüğü için ABD’nin telefon etti mi haberi hiç ama hiç ilgimi çekmez.

7-Kadın cinayet haberlerin ve çocuk istismarı haberlerini izlemiyorum, çünkü içim kaldırmıyor, psikolojim bozuluyor bu haberlerin duyulması önündeki yasal engellerin kaldırılması toplumun büyük çoğunluğunu ilgilendirmiyor.

Ayrıca ülkenin kadınlarının büyük kısmının da bu tür haberlerin veya kadını koruyan kanunların iptal edilmesinin toplumda bir karşılığı olmadığını görüyorum.

1970 yılında bir avuç insan iki avuç insan olmuştu, toplumsal direniş filizlenmişti.

1971’de iki avuç insanın öncüleri yok edildi gene bir avuç insan kaldı.

Gene 1980 askeri darbesinde Behice Boran önderliğinde bir avuç insan Taksim meydanına çıkmış ve askeri darbeye direnmişti.

Yani altmış yıldır hep bir avuç insan, ne zamn iki avuç ve daha çok olsalar üzerine bir kırım geliyor ve yok ediliyorlar.

Şimdi de bir avuç insan bu yapıya direniyor hatta en son Taksim’de bir avuç da değil, tek tek sayılacak kadar azalmış kadın direnmek istedi, o sayının on katı polis ve otobüs etrafında Çin setti oluşturdu.

Bu tür haberlerin neyini seyredeyim, bundan dolayı kadınların öldürülmesi ve çocuk istismarları sıradanlaşacaktır, ”Bir kereden bir şeycikler olmaz” diyerek ülke yol almaya devam edecektir.

Son not;

8-Ülkenin geldiği bu noktada daha evvelde yazmıştım, Akparti iktidarı ABD ile ve AB ile anlaşacaktır, pragmatik bir lider olan sayın Erdoğan (Allah’ın onun alnına yazdığı !) ölüm tarihine kadar ülkeyi yönetmeye devam edecektir.

Bunu bildikleri için etrafındakiler bu özgüvenle anayasa, kanun, yasa ve yönetmelik tanımıyorlar ve bir gecede meclisin iptal etmesi gereken kanunları iptal edebiliyorlar.

Bir de elli yıldır kime ne oldu ki?

Tansu Çiller tekrar bakan olabiliyor haberi çıkıyor, hani o günün gazetelerinde çıkan çuvalla götürülen örtülü ödenek hesabı.

Ayrıca yakın bir tarihte Montrö antlaşması da iptal olacaktır çünkü ABD’nin savaş gemileri acilen Karadeniz’e çıkmak isteyecektir.

Çünkü Rusya Karadeniz etrafındaki ülkelerde hakimiyet kurmak için her türlü çalışmayı yaparken ABD Montrö’nün kaldırılmasıyla bu engelden kurtulacaktır.(Kırım işgali ve Ukrayna’nın başına gelenler.)

Ayrıca kanal İstanbul projesinin yapılmasını isteyen de ABD değil mi?

Yani Montrö’nün boğazlardan savaş gemilerinin geçişini engellenmesini önlemek için Kanal İstanbul projesinin yapıldığını yazan bir çok askeri uzmanın yazıları da ortada duruyor.

Bıden dönemiyle birlikte artık Rusya kanal İstanbul projesini bekleyecek kadar sabırları olmadığı için en kısa zamanda Montrö antlaşması da iptal edilecektir.

Bundan dolayı TBMM başkanı özellikle bu konuyu gündeme getirmiştir ve kamuoyunda tartışma süresi bittikten sonra halkın %95’nin Montrö’yü bilmediğini ve halkın bu konuda bir tepkisi olmayacağını gördükleri anda Montrö antlaşması iptal edilecektir.

CHP tepki gösterecektir, yüksek mahkemeye gidecektir, sayın Erdoğan ”Bu iş bitti arakasını önünü karıştırmayın” diyecektir ve yola devam edeceklerdir.

Sayın Erdoğan 1 mart tezkeresinden çok büyük dersler çıkardığı için bu tür konuları meclise getirerek tekrar aynı yanlışı yapmayacaktır.

Hazır bir takım hukukçuların ve yüksek mahkemelerin cumhurbaşkanının kanun iptalinin anayasaya uygun olduğunu her akşam televizyonda savunuyor olmaları da yeterlidir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi Maddeleri

  1. Lozan ile oluşturulan Boğazlar Komisyonu kaldırılacak ve boğazların egemenliği tamamen Türk hükümranlığına bırakılacaktır.
  2. Boğazlar Komisyonu’nun görev ve yetkileri Türk hükümetine devredilecek.
  3. Boğazların her iki tarafında askerden ve silahtan arındırılan alanda Türkiye asker bulundurabilecek ve gerektiğinde savunma yapabilecek.
  4. Genel kural olarak geçiş serbestliği kabul edilmiştir.
  5. Barış zamanında ticaret gemileri zamanı fark etmeksizin istedikleri şekilde bu boğazlardan geçebilecekti.
  6. Gemi geçişlerine herhangi bir sınırlama getirilebilecekti.
  7. Türkiye’nin herhangi bir savaşa dahil olması durumunda ya da bir savaş tehlikesi ile karşı karşıya gelmesi durumunda boğazlardaki üstünlük Türkiye’ye bırakılacaktı.

Savaş Zamanında Geçerli Olan Hükümler

  • Savaş esnasında eğer Türkiye savaşın içinde değilse gemiler, bayrağı ve yükü fark etmeksizin boğazlardan rahatça geçebileceklerdi. Eğer Türkiye savaşın içinde yer alıyorsa, Türkiye’nin karşısında yer alan ülkeler dışındaki ülkenin gemileri geçiş özgürlüğüne sahip olacaktı. Bu gemilerin geçişi ise Türklerin denetimi altında olacak ve geçişlerini Türklerin göstereceği yollardan yapacaklardı.
  • Eğer Türkiye savaşa katılırsa hangi gemilerin geçip geçmeyeceğine kendisi karar verir. İstemediği gemileri geçirmeyebilir. Hatta boğazları bütün ülkelerin gemilerine kapatabilir.
  • Ayrıca Türkiye savaş tehlikesi hissederse yine kendini karar vererek boğazları gemilerin geçişine kapatabilir. Bu durumlarda Türkiye’nin verdiği kararlar Milletler Cemiyeti Konseyi tarafından 3’te 2 çoğunluğunda haklı bulunmazsa Türkiye verdiği kararlardan vazgeçmek zorunda kalacaktı.
  • Türkiye, boğazlardan geçiş yapan gemilerin tonajlarını ve sayılarını bir rapor ile ilgili devletlere bildirir.
  • Savaşta bulunan devletlerin savaş gemilerinin herhangi bir denetleme hakkı bulunmayacaktı.

Barış Zamanında Geçerli Olan Hükümler

  • Karadeniz’de kıyısı olmayan devletlerin ticaret gemileri boğazlardan rahatça geçebilecek. Boğazdan geçmek isteyen savaş gemilerinin ise 8 ila 15 gün önceden Türkiye’ye haber vererek onay alması gerekecek.
  • Savaş gemilerinin tonajı ve sayısı sınırlandırıldı.
  • Boğazlardan aynı anda en fazla 9 adet gemi geçebilir. Bu sayı 9’u geçemez.
  • Belirli tondan büyük savaş – uçak gemilerinin ve denizaltıların boğazlardan geçmesi yasaklanmıştır.
  • Boğazlardan geçen savaş gemileri Karadeniz’de en fazla 2 gün kalabilirler.
  • Karadeniz’de kıyısı bulunan devletlerin ticaret gemilerinin geçişleri serbesttir. Savaş gemilerinin ise 8 gün önceden Türkiye’ye bildirmesi ve izin alması gerekmektedir.
  • Savaş gemilerinin boğazlardan geçebilmesi için bu durumu diplomasi yoluyla bildirilmesi gerekmektedir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Önemi

  1. Türkiye, boğazlar üzerindeki egemenliğini ve bağımsızlığını engelleyen hükümler kaldırtmış, boğazlar konusunda tam bağımsız hale gelmiştir.
  2. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, ülkemizin Sovyet ile ilişkilerinde ayrılığa sebep olan bir antlaşmadır.
  3. Bu antlaşmanın yapılmasıyla birlikte Türkiye, uluslararası ilişkilerde bir saygınlığa ulaşmıştır.
  4. Bu sözleşme günümüzde süresi dolduğu halde tarafların değişiklik önerisinde bulunmaması sebebiyle hala geçerliliğini sürdürmekte ve devam etmektedir.
  5. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin dünya barışı açısından önemi oldukça büyüktür.
  6. Bu sözleşme ile Boğazlarda asker bulundurabilecek duruma gelen Türkiye, Doğu Akdeniz’de güçlü bir hale gelmiştir.
  7. Hünkâr İskelesi Antlaşması’ndan beri bir sorun olan Boğazlar, bu sözleşme ile çözüme kavuşmuştur.