Mayıs 1, 2021

”1 mayıs” kan, göz yaşı, katliam…

ile mehmet yüceer

İlk defa on yedi yaşımdayken 1 mayıs işçi -emekçi bayramının Taksim’deki kutlamalarına katılmıştım.

Fatih-Karagümrük’te babamın hamamı vardı.

Ben de lise ikinci sınıftaydım.

Bizim hamamda çalışan köyümden bir işçiyle Saraçhane’ye doğru gitmiştik.

Saraçhane Haşim İşcan geçidinden binlerce insan Taksim meydanına akıyordu.

Devrim, sosyalizm yolunda binlerce kişi yüreklerini patlatırcasına haykırarak Taksim’e çıkıyorlardı.

Bu kadar kalabalığı ve coşkuyu ilk defa görüyordum.

Yanımda bulunan ve hamamda çalışan işçi arkadaşıma

”Haydi biz de yürüyüşe katılalım” dediğimde, ”Ben katılmam, bunlar komünist” demişti.

Ben ondan ayrıldım ve kalabalığın içine bir nokta misali katılıverdim ve Taksim’e kadar yürüdüm.

Daha sonra bu işçi arkadaşım hayatı boyunca emekçi kaldı, hayatı boyunca işçi-emekçi olmasına rağmen sürekli Adalet Partisi’ne(AP) , Refah Partisi’ne (RP) ve AKP’ ye oy verdi.

Bu gün hala yaşıyor ve hala AKP’ye oy veriyor.

Sınıfı ise aynı emekçi ve de sınıfının gereğini hala yapmıyor/yapamıyor.

Bu tarihten sonra sürekli 1 mayıs Taksim’de yapılan 1mayıs kutlamalarına katıldım.

1977 yılında ki kanlı 1 mayısına da katıldım ve yaşadıklarımı ”PATRON ÇOCUĞU” adlı kitabımda geniş bir şekilde anlattım.

1975 yılından bu yana işçi sınıfı çok değişti, o gün işçi haklarını, emekçileri savunan solcular, sosyalistler, komünistler o gün milyonların desteğini alırken ve emeğin iktidarı yolunda her gün ülke genelinde iktidara yürürken ne olduysa (Ne olduğunu biliyoruz ama bu yazının konusu değil) ülkenin işçi, emekçi düşmanları devreye girdi.

İşte o günden sonra ülkenin işçi, emekçi hakkını savunanlar tek tek öldürüldü, sokaklar alkanlara boyandı, hapse atıldılar, işkencelerden geçtiler, aileleri açlığa yokluğa mahkum edildi.

Bunu yapanlar, elini alkanlara bulaştıranlar kimi milliyetçiydi, kimi bozkurttu, kimi İslamcıydı.

İşte o damar bu gün hala iktidardadır.

Sol, sosyalist, komünist düşmanlıkları bir gram azalmadan ”Bizim çocuklar” olmaya devam ediyorlar.

O günler ,beş yıl boyunca beş bine yakın solcu, sendikacı, aydın, yazar, çizer, öğretim üyesi, öğrenci, gazeteci katledildi.

Bu da yetmedi, öncü güç olmayanları, sempatizanları ve siyasi kimliğini demokratik platformlarda sürdürenler ise, 1980 yılında ABD’nin öncülüğünde yapılan ”Bizim çocuklar başardı” dediği kesimler tarafından hapse atıldı, işkencelerden geçirildi, idam edildi.

Bu kadar düşmanlık ve zulümden sonra, milyonlarca işçi, emekçi kırk beş yıl sonra dağıtıldı, yok edildi.

TİP genel başkanı Erkan Baş’ı dinliyorum, henüz kırk bir yaşında ve evladım yaşında, hala aynı mücadele, hala emek düşmanlarına karşı aynı söylemle ve savunmalar yapıyor.

Aradan kırk beş yıl geçmiş o zamanlar Erkan Baş daha doğmamış, kırk bir yaşındaki Erkan Baş ”Ben komünistim ve ben emekten yanayım” demek için savunma yapıyor.

Tıpkı Behice Boran gibi.

Sol ve emeği savunanlar, o yıllardan sonra bir türlü kendine gelemedi, bir türlü emeğin iktidarı yolunda kitleselleşemedi.

Taksime ve emek meydanlarına sular seller gibi akamadı.

Oysa 1977′ li yıllarda DİSK ve emeğin savunucusu sendikalar milyonlarca işçiyi bünyesinde barındırırken, DİSK’e üyeyken, bu gün DİSK’in üye sayısı yüz doksan bindir.

DİSK dışındaki sendikalar ise sermayenin etkisi altına girdi, kamudaki sendikalar ise devletin bakanına mikrofonlar önünde ”İstediğinizi yaptık” diyebilecek kadar emek düşmanı haline getirildi.

Neden solcular iktidar olamıyor?

Neden emek istediği alamıyor?

Diyenler, bu olanların bu günler için olduğunu hepsi biliyordu.

Bu gün ülkenin tamamı uluslar arası sermayenin pazarı olmuş durumda ve de dağlarımız, taşlarımız, fabrikalarımız, bankalarımız, ormanlarımız, madenlerimiz satılırken buna karşı çıkan bir avuç insan ise her gün linç ediliyor, mağdur ediliyor ”Vatan haini” diye suçlanıyor.

HDP’ li İkizdere’li ,İzmir milletvekili Murat Çepni, dağının katledilmesine karşı çıkmak için İşkencerdere’ye geldi diye direnen köylüleri PKK’ lı ilan eden bir ilçe başkanı İkizdere’de görev yapıyor.

Yani kırk beş yılda değişen bir şey yok, kırk beş yıl önce ne yapılıyorsa bu gün de aynısı yapılıyor.

Yani dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, tam kırk beş yıldır bu ülkede emekçiler ezilmiştir, emeği savunanlar ise vatan hainidir!

Bir avuç insanın bile Taksim meydanına çıkmasından korkar hale gelmişlerdir.

Bu insanların bir kişilik, bin kişilik varlıklarına bile tahammül edemeyecek kadar emeğe düşmandırlar.

”Onlar ki” diye başlayan Nazım Hikmet şiirinden bu güne değişen çok şey var.

Onlar hala aynı, onlar karıncalar kadar çoklar ama ayak altında karıncalar gibi ezilmeye devam ediyorlar.

Onlar hala havada kuşlar kadar çoklar ama tek tek avlanıyorlar.

Onlar ki hala çoklar ama onlar sermayenin egemen sendikalarında sürünmeye devam ediyorlar.

Onlar ki meydanlarda emek mücadelesini unuttular, meydanlarda dağıtılan bir çuval patatesi kapmanın mücadelesini veriyorlar.

Onlar ki, kırk beş yıldır emeğine düşman olanlara oy veriyorlar.

Onlar ki, sermayenin kucağında, bakanın önünde onların isteklerine boyun eğen sendikalara üye olmaya devam ediyorlar.

Onlar hala karıncalar, kuşlar kadar çoklar ama emeğin düşmanı, lokmasına kan doğrayanların yanında yer almaya devam ediyorlar.

Hala bu ülkede onlar çoklar ama, 1 mayıs işçi -emekçi bayramını kutlayanlara ”bana küfür mü ediyorsun, sen komünistsin” diye suçlamaya devam ediyorlar. (Komünist olmanın neyi suçsa)

Onlar mı?

Hala uyuyorlar ve sürünmeye devam ediyorlar.

İşçiyim diyen, emekten yana olanların sermayeye ve de egemen güçlere teslim olmayan bir avuç insanın 1 MAYIS İŞÇİ- EMEKÇİ BAYRAMI kutlu olsun.

Diğerleri mi?

Onlar emek düşmanlarıyla kol kola girmiş açlığına, yokluğuna ve sürünmesine ve de cehaletine oy devşirmeye devam ediyorlar.

Bu dünyadan umutlarını kestikleri için sermayenin ve sömürücü soygun düzeninin tam istediği gibi, cami avlularında, tarikatlarda ahiret gününü beklemeye devam ediyorlar.