Büyüklere masallar!
Bir babanın on bir çocuğu varmış, çocuklar büyümüş çalışmaya başlamış.
Fakirlikten çocuklarının hiç birisi okuyamamış, meslek sahibi olamamış eli iş tutan işe başlamış.
Çalış, çalış bir türlü istedikleri refah düzeyine ulaşamıyorlarmış.
Derme, çatma bir ahşap evde yer sofrasında bir deri bir kemik çorba, ekmek makarnaya talim ediyorlarmış.
Babanın parmağında bir yüzükten başka hiç bir şeyi yokmuş, bir gün sıkışmış onu da satmış.
Zaman geçmiş, oğlanlardan birisi eli, kolu dolu eve gelmiş.
Evin özlemini çektiği yiyecek, içecek, meyve, sebze, üzüm suyu ne canları çekiyorsa hepsini almış.
Babası o gün oğluna bakmış ve demiş ki ”Oğlum bunları bu eve başına bir iş getirmeden getirdin, nasıl getirdin diye sormayacağım başını belaya sokma ne yapıyorsan yap, ben sadece senin iyi olman için yüce İsa adına dua edeceğim” demiş.
Derken diğer çocuklar da aynı yola girmişler ve bir anda ekonomik durumları değişmiş, yepyeni bir ev almışlar.
Ahşap gecekondudan çok lüks bir apartmana daha sonra lüks villalara taşınmışlar, arabalar almışlar.
Baba bakmış ki çocuklarının durumu çok iyi ve onlarla gurur duymuş ve dua etmeye devam etmiş.
Gel zaman, git zaman bir gün çocuklarının bir tanesi karakola düşmüş ve baba koşarak karakola gitmiş.
Baba oğlunun ne yaptığını o gün karakolda öğrenmiş.
Oğlu uyuşturucu işi yapıyormuş.
Babası hiç bir tepki vermemiş, sadece oğlan babasına bir kaç isim vermiş ve demişki ”Yakalandığım yüklü miktarda uyuşturucu o kişilerin, burada anlatırsam beni öldürürler, onların ilişkileri çok yükseklerden mümkünse onlara bir konuş” demiş.
Suçu sabit olduğu için yargılanmış ve hapse düşmüş.
Babasından ve isim verdiği kişilerden hiç bir ses çıkmamış.
Daha sonra hapse düşmeyen diğer çocuklarını toplamış ve demişki ”Ben artık işin içindeyim bol paradan, lüks yaşamdan ve şatafattan vazgeçemeyiz bu işi daha akıllıca yapacağız ”
Yaşam tecrübesinden kaynaklanan deneyimlerini de katarak işi daha profesyonel yapmaya başlamış.
Oğlunun ceza evine giderken söylediği isimlerle tanışmış ve işi büyütmüş.
Artık çocukların kazandıkları paraların tamamını bir yerde toplamışlar, o paralarla yeni yatırımlar yapmışlar ve sisteme sokamadığı paralarını Heybeliada’ya sırdaş hesaba yatırmış.
Daha sonra bakmış iş daha da büyümüş uyuşturucu işinin çok para getirdiğini görünce parasının bir kısmıyla bir kaç tane gemi almış ve yurt dışına göndermeye başlanış.
Bunu da Evanjelist tarikatında gittiği hocası öğütlemiş.
”Budistler her yerde ürettikleri silahlarla bizim Katolikleri katlediyor, biz de çok büyük boyutta uyuşturucuyla onların çocuklarını zehirleyelim” diyerek fakir ülkelerden aldıkları uyuşturucuları, düşman, zındık bildiği ülkelere göndermeye başlamış.
Bu işin çok büyük boyutlara vardığını gören devleti yönetenler bu işte çok büyük para var, biz de ortak olalım demişler.
Bu işlere dokunmayalım, yalnız biz de payımızı alalım diyerek ekibin iz bırakmadan uyuşturucu işini yapması için kolaylıklar sağlamışlar.
Onların satıcılarına ve dünyada pazarlamacılarına devlet pasaportları vermişler ve düzeni kurmuşlar.
Gel zaman, git zaman bu işin içinde olanlardan birisi devleti yöneten birisiyle ters düşmüş.
Devlet içindeki Ortodoks, eleman ise Avanjelist Hristiyanmış.
Devlete savaş açacak ahali yok, eleman yut dışına kaçmak zorunda kalmış.
Orayı yöneten ülkenin başındaki adam da Şintoistmiş.
Hristiyan Katoliklerden nefret edermiş, bundan dolayı kaçak elemanı korumuş, kollamış.
Bir süre tekrar yurda dönüp sistemin içinde yüce devleti için kutsal görevler yapmak için görev beklerken dışlandığını ve içeride yeni dengeler ve yeni kutsal görev yapacak elemanlar tutulduğunu farketmiş.
Kendisinin en tepeden çöp kutusuna, cehennem çukuruna atıldığını hissetmiş.
Devlette kutsal görev yaptığına inanan Hristiyan oğlan çıldırmış ve acemilik yaparak kutsal devletin pislik işlerini ötmeye başlamış.
Oğlan, demişte demiş, demişte, demiş fakat kutsal ve ulu devleti yöneten Hristiyan Avanjelistler uzun incelemeler sonucunda, kutsal devletin idamesi için , içerideki pislikleri örtmek için kavgada tercihini mecburen devletten yana koymuşlar.
Devlet için görev yaptığın sanan cengaver delikanlılar ise cıp cıbıl orta yerde kala kalmış.
Kutsal devlet, kutsallığıyla, ululuğuyla, pisliğiyle ve çürümüşlüğüyle bir fıçının içine dolmuş.
Koku, pislik, o kadar çok ileri gitmiş ki, fıçı içinde rahatsız olanlar birer birer pislikleriyle dışarı kendilerini atanlar olmuş.
Onlar bakmışlar ki, fıçı dışında pırıl pırıl bir yaşam, onuruyla, şerefiyle yaşayan insanlar var.
Hayatın güzelliklerini görmüşler ve fıçının içinde olan ve kutsal devletin içinde olduğunu her şeyin devlet için yapıldığını sanan bu insanlar da ötmeye başlamışlar.
Aslında bir kaç kişinin ikbali için uyduruk bir kutsal devlet yaratıldığını farketmişler ve de kutsal devletin bütün pisliklerini ifşa etmişler.
Cengaver, saf, temiz ve devlet için kurşun atan da, yiyen de diyen ve devleti kutsayanların pislik içinde oldukları anlamış sonra da ötmüşte ötmüş.
Halk uyanmış ve Hristiyanlığın, yüce Katolik mezhebinin ve ulu kiliselerin kutsallığının, halkın kandırılması için kullananlar halk tarafından görülmüş.
Ülkede bir uyanış bir uyanış her tarafta fikir çiçekleri, çiğdemleri açmış ve seçim olmuş.
Adaletten, eşitlikten, özgür, bağımsız hukuktan, sosyal paylaşımdan yana olan bir iktidar, iktidar olmuş.
Kutsal devlet, ulu kilise, kutsal Katolik mezhebi, yüce İsa adına hırsızlık yapanlar tek tek yakalanmış, kiliseye de demişler ki ”Sen işine bakacaksın, devlet işine karışmayacaksın, devletten bir kuruş yardım alamayacaksın, sana kim inanıyorsa senin kiliselerinin finansmanını onlar sağlayacak” demişler.
Kilise adına mal edinen bütün papazların edindikleri mal varlıkları tek tek kamulaştırılmış.
Dışarı Heybeliada’ya ve diğer adalara götürdükleri bütün paraları geri getirmişler ve devletin bütçesinden daha çok paranın çalındığı tespit edilmiş.
Bu paralar halkın refahı için yeni yatırımlara yönlendirilmiş, işsizlik sıfır olmuş, ihracat ithalatın iki katı olmuş ,cari açık diye bir dert kalmamış, üniversiteler bilim yuvası olmuş, insanların mutluluğu artmış, refah düzeyi yükselmiş.
Kutsal kitaplarda anlatılan cennet var ya, daha güzeli ülkede kurulmuş.
Yıllar boyunca kilise diyen, yüce İsa diyen, kutsal devlet diyen soyguncu yöneticilerin ve onlara destek olan bürokratları ve de soyguncu iş adamlarının bütün malları istimlak edilmiş ve halkın refahı için yatırımlarda kullanılmış.
Bu pislikleri yapanlar bağımsız, tarafsız yargı önünde yargılanmışlar.
Hepsi yaptıkları pislikler için ceza yemişler ve halk soygunculardan kurtulmuş.
O tarihten sonra tam üç yüz yıl Hristiyanlık diyen, kutsal İsa diyenler, ulu kilise diyenler kiliseye hapsolmuş ve bir daha iktidar yüzü görememişler.
Şimdi diyeceksiniz ki bu ne?
Fransız devrimiyle ilgili bir kitap okudum ve bu yazıyı oradan esinlenerek yazdım.(Bu kadar, bilgi görgüsüzlüğü yapmayacağım)
Hayal kurdum ve yazdım, hayal kurmak, masal anlatmakta yasak değil herhalde.
Onlar erememiş muradına, hepsi hapse girmiş, halkın huzuru yerine gelmiş, yatağa aç giren bir tane çocuk kalmamış, halkın iktidarı kurulmuş falan, filan…
Gerisini de siz hayal kurun, hoş kalın, güzel kalın.
Haaaa aklımdayken bizim ülkemizde de böyle şeyler oluyor diye aklına getirenler varsa bilin ki onlar ”Vatan hainidir, PKK’lıdır, hırsızdır, din düşmanıdır!” Biline.
Haydi hayal kurmaya devam, şu pandemi günlerinde hayali bile hoş, mutlu ediyor insanı.
Teşekkürler Mehmet bey, kaleminize kuvvet… Hayali bile mutlu ediyor…