Hayata tutunmak…
Sene 1985 yirmi yedi yaşındayım, askerden gelmişim ofisimi açmışım ve hiç bir iş tecrübem olmadan ve birinden yardım almadan inşaat mühendisi olarak çalışmaya başlamışım.
İşlerim yokla var arasında bir yerde ama parayla da tanışmışım.
Müşterilerim var projelerini paket halde alıyoruz.
Yani mimari, statik, elektrik, mekanik ve bilumum mühendislik hizmetleri için bir fiyat söylüyoruz.
İstanbul Küçükköy de yirmi metre kare ofisimde bir projenin statik hesapları üzerinde çizim masasının üzerinde rapido, aydınger jiletle kazımalar ve bir projenin statik hesapları için günlerce uğraşmalar.
Henüz yolun başındayım, beynimde bin tane sorun yeni iş kurmuşuz evlilik, çocuk ve bir çok olay tepemizde.
Sonbahar günleri hava kararmış, ofisin ışıkları yeni yanmış, akşam saatlerine doğru ofisin kapısında bir kişi belirdi.
Kafamı çevirdiğimde elleri arkaya doğru dönük, yüzünün yarısı yanık, kafasının bir kısmında saçı yanıktan dolayı olmayan bir kişi.
Biran göz göze geldik onun o halinden kaynaklı görüntüsüyle ve benimde gençliğim, toyluğumla kapıda beliren kişiyi dilenci sandım.
O zamanlar bizim ofislere dilenciler gelirdi ve ben ilke olarak kapı kapı dolaşan dilencilere yardım etmez, para vermezdim.
İlk anda dilenciymiş pozisyonunda, yerimden kalkmadan biraz sert ses tonuyla biraz da bakışlardaki duygu eksikliğiyle ”Buyur ne istiyorsun” dedim.
Kapıda duran kişi benim bu tavrından rahatsız olduğunu belli etmeden, bir adım öne çıktı ve benden büyük olmasına rağmen ”Abi benim bir işim vardı da proje çizdirecektim” dedi.
Benim bir anda beynimde kıvılcımlar çaktı, aklımdan geçenlerden utanırcasına ne yapacağımı şaşırdım.
Kısa bir sürede kendimi toparladım ve çizim masamdan patron koltuğuna geçtim ama o anda alnımda boncuk boncuk terlerin olduğunu hissettim.
Ben patron koltuğuna oturmama rağmen o hala kapıda bekliyordu.
”Hoş geldiniz buyurun oturun” dedim.
İki ayağını birbirine yapıştırıp, ellerini sıkı sıkıya tutuşturarak gösterdiğim koltuğa oturdu.
Hiç bir şey olmamış gibi konuştum, projeyle ilgili sohbeti açtım.
Gazi Mahallesinde bir parseli varmış ve oraya proje yaptıracakmış.
Konuştuk projenin fiyatını söyledim proje yapılması şartlarında mutabık kaldık.
Her neyse bir gün sonra geldi vekaletini verdi kaporamızı (ilk ödeme) aldık işe başladık.
Projesini çizdim, bitirdim, ruhsatını aldım ve yaklaşık dört aylık bir sürede kendisiyle arkadaş dost olduk.
Kendisiyle dostluğum yaklaşık yirmi yıl devam etti.
Binasını yaptırdı, kendisiyle dost olduktan sonra dedim ki ”İbrahim O…… sen ofise ilk geldiğinde ben seni dilenci sanmıştım”
O da önce bir kahkaha attı ve ”Evet ben anlamıştım” dedi.
”Peki neden bırakıp gitmedin, bana projeni yaptırdın” dediğimde,
”O gün ilk oturmamızda yapmış olduğun konuşmalardan etkilendiğini ve buna benzer sözler söyledi.
İ.O ‘la dost olduktan sonra sülalesinden onun tanıdığı insanların da işini yaptım ve para kazandım.
Genç yaşımda başıma gelen bu olayı hiç unutamadım.
Son yıllarda İ.O’ la görüşemedim ama bu yazıdan sonra tekrar peşine düşeceğim ve ona ulaşacağım.
Yani dostlar, insanları kılık kıyafetiyle, dış görünüşüyle, ekonomik durumuyla yargılamayın.
Hani derler ya İnsanlar üstündekilerle ve görüntüsüyle karşılanır ama beynindekilerle uğurlanır”
Benim İ.O’ la dost olmam gibi dost olunur.
Bu olay hayatımın dönüm noktalarından bir anıdır ve yazmak istedim.
Not: İbrahim, K.Maraş’lı eskiden elektriğin köylere gelemediği zamanda odalar gaz yağının bir fitili yaktığı ve ışık verdiği gaz yağı lambalarıyla aydınlanırdı.
Çocukken, annesi gaz yağı lambasını beşikte yatarken üstüne düşürmüş ve bebekken yanmış, görünürdeki yanıkları bebeklikten ona kalan bir hatıra olarak kalmış.
Bu durum onun güzel bir insan olmasının önünde hiç bir engel teşkil etmeden pazarcılık yaparak para kazanmış ve hayata tutunmuş bir Anadolu insanını yazmak istedim. Herkese iyi bayramlar.