Ağustos 10, 2021

Soygun düzeni devam ediyor.

ile mehmet yüceer

İktidar olmak isteyen Millet ittifakı denen ve birbirine benzemeyen bir yapı bu gün olan olaylara ilgili aynı pencereden bakmadıkları için halkın kafası karışık.

1980′ de doğanlar Demirel ve Ecevit siyasetini hatırlamazlar.

Eğer bu gün olan olaylar yani devletin soyulması, adam kayırmalar, yandaşa kanunsuz ihalelerin verilmesi, yıllarca biriktirilen sermaye birikimlerinin ve şirketlerin bir gecede üstüne çökülmesi, anayasanın bırakın çiğnenmeyi tamamen yok sayılması, kanunsuz şekilde insanların tutuklaması ,HDP’lilerin ve demokratik kitle örgütleri temsilcilerinin hukuksuzluk ortamına mahkum edilmesi, sahipsiz bırakılması, limanların fabrikaların yok pahasına yandaşa, uluslararası leş kargalarına satılması, basının ve televizyonların susturulması ve bunun binlerce başlıkta toplanacak bu sayfalara sığmayacak kadar bir çok olay.

Telekomun Lübnan’lı Hariri ailesine satılması bile Demirel’in, Ecevit’in önüne gelseydi ortalığı ayağa kaldırırlardı.

Şimdiyse hem ülke insanı, hem de muhalefet bu olayları sıradan, çok normal olaylar gibi algılar oldu.

Demirel’in iktidar olduğu dönemde yaşadığı çok basit bir İLKSAN olayı vardı, muhalefet Demirel’e dünyayı dar etmişti.

İLKSAN olayına bakabilirsiniz, bu günkü olanların yanında İLKSAN olayı filin üstünde bir toz zerresi bile olmadığını göreceksiniz.

Aynı durum SHP dönemindeki İSKİ skandalı içinde geçerlidir.

Bu gün muhalefetin bu pasifliği karşısında halkın şöyle bir algısı oluştu.

Bu ülkede ne olursa olsun her şeyin normalmiş gibi algılanıyor olması halkın iliklerine kadar işlemiş durumdadır.

Tanrı aşkına bir Burhan Kuzu olayı bile bin tane hükümetin, bin tane Cumhurbaşkanın gitmesine sebep olacak olaylar içeriyor.

Bu gün Kuzu’nun öldürüldüğü, fişinin çekildiği söyleniyor veya iddia esiliyor.

Aynı durum Kadir Topbaş için de halkın içinde dillendirilmişti.

Burhan Kuzu’nun karıştığı olaylar doğruysa, ki doğru olduğu netleşmiş görünüyor bırakın bir Kuzu bin tane Kuzu bile kurban edilir.

Çünkü onun yaşadıkları olayları tek başına yapacak yetenekte birisi olmadığını ve arkasına çok büyük güçleri almadan bu pis işleri yapabilecek yetenekte biri olmadığını herkes biliyor.

Onun yeteneksiz, bilgisiz bir adam olduğunu görenler onu tepe tepe kullanandı ve işi bitince de yok etti dersek yanlış bir şey söylemiş olmayız.(Elbette iddialar doğruysa)

Kuzu olayları yüzüne gözüne bulaştırdığı için bu gün öldürüldü iddiası ortaya atılıyor.

Tekrar başa dönecek olursak bu gün yapılan olayların arkasına halkı takamayan muhalefet bir tek salı günü konuşmak için konuşuyor o kadar.

Bu olaylar halkın umurunda değil.

Devlet ve kamunun bütün malları ormanları, börtü, böceği yerli ve yabancı sermaye güçlerine ve yandaşlarına peşkeş çekilirken muhalefet sadece konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor.

Konuşulanların arkasında halk yok, halk soygunun yapılmasını olağan hale gelmiş gibi algılamış durumda.

Halk ”Bal tutan parmağını yalar” noktasında soygunu ve ülkenin satılmasını kabullenmiş durumda.

Bu gün parmak yalasalar ona da razıyız.

Bunun nedeniyse muhalefetin olayları halka taşıyamamış, halka anlatamamış olmasıdır.

Muhalefet, soygun düzeni değişecek umudunu halka veremiyor ve yeni oluşacak düzende bu gün haksız, hukuksuz mal edinenler, kamuyu zarara uğratanların bütün mallarına, mülklerine, yurt dışındaki paralarına el konulacak, bu günün soyguncularının burunlarından fitil fitil getirilecek fikrini dillendirip halka kabul ettiremiyor.

Bundan dolayı iktidar değişse de düzen değişmeyecek algısı halk tarafından kabullenmiş görünüyor.

En azından sosyal demokratım diyen, sosyalist enternasyonal üyesi ve üyesi olduğum CHP’ nin ”İktidar olduğumda eğitim, alt yapı, yollar, köprüler, sağlık kurumları halka ücretsiz sunulacak, özel sektörün sağlıkta ve eğitimdeki payına sınırlama getirilecek, bu gün ulaşımda, köprüde yapılan soygun bu gün soygunu yapanlardan tek kuruşa kadar geri alınacak” diyemiyor.

CHP’nin söyleyeceği daha bir çok konu var sadece bunu bile dillendirse sol parti ve halktan yana bir iktidar için yol açmış olacak.

Olmuyor, olmuyor, olmuyor…

Malum Osmanlı döneminde Bursa valisinin hırsızlığı ayyuka çıkar.

Bu durum padişaha kadar ulaşır, padişah bakar vali çaldıklarının bir kısmını saraya da vermemiş, verse belki sorun olmayacak.

Padişah diyor ki ”Vali çaldıklarını tek başına yiyor, hemen bunu görevden alın”

Bir süre sonra yeni bir vali Bursa şehrine atanınca eski vali halkla vedalaşırken diyor ki:

”Ey cemaati Müslüm ben burada yıllardır görev yapıyorum, üç tane küpüm vardı ikisini doldurmuştum, dolmayan bir küpüm kalmıştı. Boş kalan küpü de doldurmama az kalmıştı. Şimdi işte yandınız yeni gelenin üç küpü de boş vay halinize”

Bizim halkımızda iktidar muhalefet değişimine bu boş küp hikayesine inanır gibi bakıyor.

Muhalefetin bu algıyı ortadan kaldırması için, halkı, devleti ve kamuyu soyanların soyundan, sopundan, bu işlere eli değen herkesten hesap sorulacak fikrine inandırması gerekiyor.

Ülkeyi soyanlar halk düşmanı oldukları için soydukları paralar ülkede de tutmuyor.

Paralar ülkede kalsa fabrika yapsalar, istihdam sağlasalar bunu da yapmıyorlar.

İşin en hazin ve içler acısı haliyse çaldıkları paraların tamamını yurt dışındaki hesaplarına aktarıyorlar.

Muhalefetin ülkeden kaçırılan halkın paralarını bu hırsızlardan, halk düşmanlarından nasıl alacağını, nasıl bu paraları geri getireceğini halka anlatması gerekiyor.