Köy enstitülerini kapatmak vatana ihanettir.
Köy enstitüleri hakkında bu güne kadar bir çok döküman, makale ve televizyon proğramı izledim.
İlk defa Arifiye Köy Enstitüsünün kuruluşunda çalışan, binaları yapan öğretmen eğitmen Süleyman Edip Balkır’ın anılarından oluşan kitabı okudum.
Son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan birisiydi.
Okurken çok duygulu anlarım oldu zaman zaman ağladım.
Okunan her kitaptan bir şeyler öğrenilir fakat bazı kitaplar insanı derinden etkiler sarsar.
İşte bu kitapta bana göre öyle kitaplardan bir tanesi.
1940 ‘lı yıllarda ikinci dünya harbinin yoklukları içinde Arifiye Köy Enstitüsü nasıl kurulmuş, o insanlar nasıl fedakarca çalışmış anlatmak kolay değil.
En iyisi o kitabı okumak.
Kitabın başlığı şöyle.
” Süleyman Edip Balkır. Dipten Gelen Ses. Arifiye Köy Enstitüsü 1940-1946”
Köy enstitüleri 1940 yılında kuruluyor ve 1951 yılında ” Türkiye’yi küçük Amerika yapacağım ” diyen ve ABD’nin nin emrine giren Adnan Menderes tarafından kapatılıyor.
Köy enstitülerini kapatması Adnan Menderes’in yaptığı kötülüklerin en başına yazılmalıdır.
Bu okullara civar köylerden ve illerden özellikle köylerden gelen çocuklar.
İlk geldiklerinde el yıkamayı bilmiyorlar, ilk defa sabun görmüş çocuklar.
İşte bu çocuklar beş yıl içinde bilimsel tarımı, hayvancılığı, bisiklete binmeyi, motor kullanmayı, piyano çalmayı, Schubert, Sghuman, Handel, Beethoven’ den Aşık Veysel’e, Karacaoğlan, Köroğlu, Türk klasik eserlerine kadar öğreniyorlar ve müzikal eserleri seslendiriyorlar.
Dünya klasiklerini okuyorlar.
Koro kuruyorlar konser veriyorlar.
Enstitü içinde bütün ihtiyaçlarını gören atölyeler kuruluyor.
Çorap, giyecekleri elbiseler, okul malzemeleri bu atölyelerde çocuklar tarafından yapılıyor.
Elbette başlarındaki öğretmenlerin vermiş olduğu bilimsel eğitim sayesinde.
Bu çocuklar sayesinde 1946 yılında ilk defa İzmit körfezinde bilimsel balıkçılık başlıyor.
Anlatmak mümkün değil 310 sayfalık bu güzel anı belgesel tadında kitabı okumak gerekiyor.
Cumhutiyetin yetiştirdiği bu eğitmenler ve öğretmenler bu enstitülerde 142 lira maaş alıyor.
Çok başarılı işlere imza attıklarını gören iş adamları öğretmenleri şirketlerine transfer etmek için 500 lira maaş teklif ediyorlar.
Bir tanesi yerinden kıpırdamıyor.
Aldığı maaşın beş katı maaş teklif ediliyor ”Ben bu çocukları bırakamam” diyen yurtsever, genç Cumhuriyet öğretmenleri.
O kadar çok anlatılacak konu var ki kitabın bir çok sayfasını buraya alsam kitaba haksızlık olur.
Enstitüler beş yıl sonunda bine yakın öğrencinin yemesini, içmesini, giyimini, kuşamını karşılıyor, enstitü bünyesinde ürettiklerini kurdukları kooperatif aracıyla fazla ürettiklerini de civar ilçelere satıp devlete kaynak yaratır hale geliyorlar.
Bu durumu duyan batılı üniversiteler, hocalar geliyor incelemeler yapıyor ve çok kısa sürede köy çocuklarının bu hale gelmesine inanamıyorlar.
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun en küçük kardeşi Mustafa Eyüboğlu Arifiye köy enstitüsünde eğtimenlik yapıyor.
Eyüboğlu kardeşler sürekli enstitüye geliyor destek oluyorlar.
İsmail Hakkı Tonguç’un ,Hasan Ali Yücel’in,İsmet İnönü’nün bu okullar için yapmış oldukları fedakarlıklar.
İnönü üç kez okulu ziyaret ediyor.
”Bu okullar açık kalsaydı Türkiye Japonya’nın önünde dünyanın saygın ülkeleri arasında olurdu” diyenleri duymuştum fakat bu kitabı okuyunca ne kadar haklı olduklarını bir kere daha anladım.
Bu okullarda kızlarla erkek öğrencilerin birarada okumaları ve bütün çalışmaları beraber yapmaları civar köy ve şehirlerde dedikodulara neden oluyor.
Bu günün gericileri, kadın düşmanları, halk düşmanları o günde var hem de fazlasıyal var.
Elbette Köy Enstitüleriyle ve özellikle Arifiye’yle ilgili yazılacak o kadar çok olay var ki en iyisi burada bırakalım lütfen kitabı okuyun derim.