Aralık 27, 2020

Osmanlı kahvehaneleri ve bu gün.

ile mehmet yüceer

7.05.2020

Osmanlı döneminde İstanbul’a kahve ilk defa 1543 yılında gelmiştir.

Kahveler Osmanlı ülkesinde yaşayan her türlü ırktan insanın ve de sadece erkeklerin sosyalleştiği mekanlar olarak bilinir.

Osmanlı döneminde de hamamlar kadınların sosyalleştiği mekanlardır.

Kadınların gidebileceği, sokağa çıkabileceği başka mekanlarda yoktur.

Batıda yazının,kitabın ve de gazetelerin yaygınlaşması ve de 19.yüzyıla kadar geliştiği dönemde Osmanlı’ da bu konuda tek bir adım atılmamıştır.

Osmanlı erkeklerinin gazetesi,tiyatrosu,dergisi de kahvelerin sosyal ortamları olmuştur.

 Aslında kahvede meddahlar ve de çengiler tiyatronun bir şekli gibi işlev görmüştür.

Ayrıca halkın satranç oynadığı yerler olmuştur.

Hacıvat ve Karagöz de gene halkın sorunlarını dile getiren orta oyunlarını dile getirmişlerdir.

Bunlarla ilgili sarayın zaman zaman şikayetleri olduğunda baskılarda artmıştır.

Ne zamanki ekonomi kötüye gittiyse, kahvelere denetimler gönderilir ve saray aleyhine yapılan konuşmalar takip edilirmiş.

Ayrıca başarısız olunan seferlerde ve kaybedilen savaşlar sonrasında kahveler halkın saray aleyhine  konuşmaması için kapatılırmış.

Gene kahvelerin başka bir işleviyse yeniçerilerin sefer dışında toplantı yaptıkları, maaşlarının az olduğunda veya saraydan şikayetleri olduğunda bu konuları konuştukları ve de saraya karşı baş kaldırıların planlandığı yerler olmuştur.

Ekonomi iyiye gittiği dönmelerde halk çok rahat kahvelerde sohbetler eder, zenneler ve de meddahlar orta oyunları icra ederlermiş.

 Ekonomi kötü gittiğindeyse baskılar artar,kahveler kapatılırmış.

Kahvelerdeki meddahlar o günlerde Avrupa’da yayın yapan gazetelerin dergilerin görevini yaparmış.

Halkın yaşam koşullarındaki konuları hicveder, sosyal konuları halkın bol alkışını ve beğenisini, almak için yaparlardı.

 Karagöz büyük kahvelerde, orta oyunununda yer alır,sıradan insanları erdemi ve aklıselimi temsil ederdi.

Hacıvat ise farklı olarak eğitimsizdi,fakat zekasıyla ve doğallığıyla küstah, kendisini beğenmiş bir tiplemeydi.

Karagöz, müesses nizamın temsilcisi gibi duran küstah kendini beğenmiş  Hacıvat’ın hakkından gelmeyi başarırdı.

Bu oyunlarda Hacivat sarayın ve müesses  nizamın temsilcisiymiş gibi Karagöz’ün hedefi olurdu.

Bütün bu ritüeller dört yüz yıl kahvelerde yapıldı,bu sürede Osmanlı,halkın gazete,dergi okuması, tiyatro açmayı aklından bile geçirmedi.

Çünkü halk tebaydı ve onlar sadece yer, içer, uyur padişaha ve Alah’a dua ederlerdi, onların sosyalleşme,eğlenmeye ihtiyaçları olmaz diye düşünürlerdi.

17.yüz yılda kahvehaneler halkın sosyalleşmesini,tüketiciler arasındaki sosyal ayrımın geçicide olsa ortadan kalkmasına yardımcı oluyordu.

O yıllarda Avrupa’da tiyatro seçkin sınıfların ulaştığı bir sahne sanatı durumundayken,kahvelerde Osmanlı halkının hemen hemen tamamı kahve ortamlarında, meddahları tiyatroya ulaşmış olurdu.

Bunu ilk anda saray kendisi için tehdit olduğunu fark edemedi ve uzun yıllar bu iletişim halk içinde devam etti.

Daha sonraları saray işin ciddiyetini anladı ve kendi yandaşı meddahlar yaratma yolunu seçti.

Bunlar aracılığıyla padişahı paşaları öven meddahlar türedi fakat hicveden, inceden inceye halkın sorunlarını dile getiren meddahlar kadar tutulmadı.(Bu güne ne kadar çok benziyor)

 Bunun amacıda kötü giden durumu,yolsuzluk yapan paşaların rezilliğini,padişahın zevk sefa içinde yaşamını,israfını,bşka ülkeler gönderilen pahalı hediyelerin halkın dilinde ve gönlünde meddahlarla kapatmak ve de iyi hale getirme kurnazlığıydı.

Bir nevi o günün basın ve medyasındaki yazar çizerleri satın alma hamlesiydi.

Gazete dergi ve herhangi bir yayın olmadığından bütün dedikodular vezirlerin,paşaların yolsuzluları kahvelerde konuşulur ve özellikle Sultan Ahmet civarında buluna sarayla içiçe olan yöneticilerin ağzından dinlenirdi.

Burada canlandırılan tiplemeler cumhuriyet dönemine kadar ulaşmış çeşitli etnik kökenler giyimleriyle bu alanlarda temsil edilmişlerdir.

Türk fesli,Farslı için uzun karakuli şapka,Laz için kakuleta giyilirdi.

 Bazı dönemlerde kahvelerdeki meddahların yaptığı gösterilerin saray için tehlikesini farkeden ulema ve şeyhülislam kahvelerin fitne ve fesatın yayıldığı saray için tehlikeli yerler olarak gördüler ve şu meşhur cümleyi kurdular.

”Meyhaneye gitmek, kahvehaneye gitmekten evladır”dediler.

”Meyhaneden kötü adam çıkmaz”  söylemi gibi, Osmanlı’nın sürekli karşı çıktığı, çıkarı bozulunca şeyhülislam tarafından övülen yerler olmuştur.

Bu kültür devam etmiş, ilk sinema filmi Fevziye kıraathanesinde gösterilmiştir.

Kahvehaneler Osmanlı baskıcılığının işlemediği ve her türlü konunun konuşulduğu, meddahların, zennelerin,Hacivat ve Karagöz’lerin düzen eleştirilerinin yapıldığı özgür yerlerdi.

Hatta buralarda cinsellik ve cinsellikle ilgili bütün özel isimler adlarıyla özgürce söylenir ve de o güne göre çok ileri sayılabilecek toplum tarafından ahlak dışı diye kabul edilen konularda dillendirilirdi.

Yeniçeri ocağının yozlaştığı, yeteri kadar maaş alamadığı son döneminde kahvehaneleri yeniçeri ocağı üyeleri açmış ve ek gelir olarak çalıştırmışlardır.

Çünkü kahve açmak için özel bir eğitim, bilgi, yetenek gerektirmediği için bu meslek herkesin yapabileceği bir alan olarak işlev görmüştür.

IV.Murat kahvelerdeki fitnenin sarayı tehdit etmesinin ve yeniçeri isyanlarını geliştiği yer olduğunu farkettiği için çok sıkı denetimler yapmış ve de bir çok kahveyide yıktırmıştır.

1730 yılında Patrona Halil isyanıda, yeniçerilerle birlikte kahvelerde planlanmıştır.

IV.Murat daha sonra İstanbul’daki bütün kahveleri,meyhaneleri kapatmış,tütün, alkol,  kahve,boza imalatı ve  tüketimini yasaklamıştır.

Ayrıca satranç oynamayıda yasaklamıştır.

Aynı uygulamayı III.Selim’de 1789 yılında tahta çıktığında yapmıştır.

Kahvenin Osmanlı topraklarına ilk girişinde şeyhülislam Ebusssuud efendi kahvenin zevk verici ve uyuşturucu olduğu konusunda fikirler beyan etmiş ve içilmesine karşı çıkmıştır.

Daha sonra kahvenin Mekke ve Medine’de de içildiği anlatılınca sert ve karşı duruş fetvalarını yumuşatmıştır.

Sonuçta kahvehaneler Osmanlı topraklarında halkın tiyatrosu,gazetesi operası, balesi, yazısı, dergisi olmuş oralarda yer alan ve de halkın kafasında biriken sosyal siyasal olayları dört yüz yıl boyunca dillendirenlerde meddahlar olmuştur.

Bu gün ne ilgiçtirki, bazı sosyal bilimcilere göre ”Türkiye’de kahveler sosyal patlamaları önleyen kurumlar” olduğunu söylerler.

 Halkın oralarda konuşup, dertleşip, düzenin eksikliklerini konuştuğu,hükümet yıkıp kurduğu,dedikodu yaptığı,ailevi sorunlarını konuştuğu,dert alıp dert verdiğ mekanlar olarak hala devam ediyor.

Yani 1540 yılında başlayan ve dört yüz yıl halkın sosyalleşmesine ön ayak olan kahveler bu günde aynı işlevi sürdürüyor olması  size çok ilginç gelmiyor mu?

Bu gün içimizde kahveye gitmeyen ve de kahvede,oyun oynamayan,sohbet etmeyen çok az erkek vardır.

Özellikle erkek diyorum, beş yüz yıldır kahveler erkek egemen yapısını korumaya devam ettirmiştir..(İstisnai kahveler hariç)

 Çeşitli sosyal katmanlardan gelen insanların aynı şekilde yaşamlarını sürdürmeleri beş yüz yıldır devam ediyor.

Rahmetli Burhan Felek bu konuda bir çok makale yazmıştır.

”Recebin kahvesi” diye bir kitabı vardır.

 Gene Atilla İlhan da kahvelerdeki sosyal yapılar edebiyatında çok etkili olmuştur.

Bizim edebiyatımızın bir çok yazar çizeri için, kahvelerdeki insan tiplemeleri onlar için esin kaynağı olmuştur.

Hani biz de yazdık işte, ” Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül muhabbet ister kahve bahane”

Biz de bu korona günlerinde okuduklarımızdan edindiklerimizi paylaşmak istedik, maksat muhabbet olsun,okuyan içinde boşlukta hoş bir seda olsun.

(Kaynak:Osmanlı kahvehaneleri …Mekan sosyalleşme ,iktidar…Ahmet Yaşar)