Ekim 28, 2022

1914 ‘te Osmanlı Ordusu.

ile mehmet yüceer

K.maraş milletvekili çok bilmiş ! Mahir Ünal Cumhuriyet ve devrimleriyle ilgili konuşunca ”29.9.1974 günü okudum” diye not düştüğüm kitabı Şevket Süreyya Aydemir’in yazdığı ”Suyu Arayan Adam” kitabını tekrar okudum.

Henüz 16 yaşındayken bu kitabı okumuşum.

Ş.S.Aydemir’in abisi doğu cephesinde askerde ölür ve onun yerine kendisi orduya katılır.

Sene 1914.

Orduya katılanlar içinde okuma yazma bilen insan sayısı hiç yok veya tek tük.

İşte Aydemir’de Edirne çocuğu olduğu için okuma yazma bilenlerden bir tanesi.

Okuma yazma bildiği için taburunda ve bölüğünde daha yirmili yaşlarda dersler ve eğitim veriyor.

Ş.S.Aydemir böyle bir ortamı anlatıyor.

Hiç nokrasına, virgülüne dokunmadan nakledeceğim.

Doğu cephesinde Çarın ordusuna/Rus ordusu karşı Anadolu’dan, Trakya’dan ve Osmanlı topraklarından toplanan köylü çocuklarıyla oluşmuş bir ordu.

———————————————————————————————————————————————————————————————————————————————–ALINTI…

Ş.S.Aydemir şöyle yazıyor:

Derse başlarken İstanbullu başçavuşa dersi sadece dinlemesini, sual cevaplara katılmamasını söyledim.

Sonrada askere sordum.

-Bizim dinimiz nedir hangi dindeniz?

Hep birden Elhamdülillah Müslümanız

diye cevap vereceklerini sanıyordum.

Fakat öyle olmadı.

Cevaplar karıştı.

Kimisi ”İmam-ı azam dinindeniz dedi.

Kimisi de hiç bir din tayin etmedi.

Arada İslamız diyenler çıktı ama;

Peygamberimiz kimdir? deyince, onlar da pusulayı şaşırdılar.

Akla gelmez peygamber isimleri ortaya atıldı.

Hatta birisi:

Peygamberimiz Enver Paşadır dedi.

İçlerinden peygamberin adını duymuş olan bir kaçına da :

-Peygamberimiz sağ mı? Ölü mü?

Deyince iş gene çatallaştı.

Herkes aklına gelen cevabı veriyordu.

Bir kısmı sağ, bir kısmı ölüdür tarafını tuttu.

Fakat birisinin kuvvetle konuştuğunu yahut bir tarafın daha ağır bastığını görünce, diğer tarafın da kolayca o tarafa kaydığı görülüyordu.

Peygamberimiz sağdır diyenlere :

O halde o peygamberimiz hangi şehirde oturur, diye sordum.

Cevaplar tekrar karıştı.

Onu İstanbul’da, Şam’da yahut Mekke’de yaşatanlar oldu.

Hiç bir yer tayin edemeyenler daha çoktu.

Peygamber ölmüştür diyenlere de:

Peygamberimiz ne kadar zaman evvel öldü ? denildiği zaman bu sefer onlar şaşırdılar.

Yüz sene evvel, beş yüz sene evvel, bin sen evvel diye gelişi güzel cevaplar verenler oluyordu.

Fakat çoğu vakit tayin edemiyordu.

Dinimizin adı ve peygamberimiz bilinmeyince de din ilkelerini ve ibadetlerini doğru dürüst bilen hiç kimse çıkmadı.

Ezan dinlemişlerdi.

Fakat ezan okumayı bilen kimse yoktu.

Namaz kılan bir iki kişi çıktı.

Fakat onlarında hiç biri namaz surelerini yanlışsız okuyamadı.

Daha garibi niçin namaz kıldıklarını bir türlü anlatamadılar.

Sonra:

Köyünde cami olan ayağa kalksın,dedim.

Gerçi köylerinde cami olan bir kaç kişi kalktılar.

Fakat onlar da bayramlarda, cumalarda, adet yerini bulsun diye camiye gitmişlerdi.

Köylerinde mektep olan bir tek kişi çıkmadı.

Bazı camili köylerde cami odasında küçük çocuklara imam tarafından kuran ezberletilmeye çalışıldığını görmüşlerdi.

Ama usulü dairesinde ve ayrı bir köy mektebi gören kimse yoktu.

İlk ders beni şaşırtmıştı.

Bu bölük o zamanki milletin bir parçasıydı.

Hepsi de Anadolu köylüleriydiler.

Biz Anadolu köylüsünü dindar, mutaassıp bilirdik.

Halbuki bu gördüklerim sadece cahildiler.

Fakat asıl şaşkınlığım ikinci derste oldu.

Daha ilk sual cevaplarda anlaşıldı ki, bu askerler yalnız hangi dinden olduklarını değil, hangi milletten olduklarını da bilmiyorlardı.

Biz hangi milletteniz,

deyince her kafadan bir ses çıktı.

-Biz Türk değil miyiz? deyince de hemen:

-Estağfurullah? Diye karşılık verdiler.

Türklüğü kabul etmiyorlardı.

Halbuki biz Türktük.

Bu ordu Türk ordusu idi.

Türklük için savaşıyorduk.

Asırlarca süren maceralardan sonra son sığınağımız ancak bu Türklük olabilirdi.

(Benim notum: Ş.S.Aydemir gençliğinde Jön Türklerden ve Ziya Gökalp’ten etkilenmiş bir Turancıdır. Daha sonra ölene kadar fikir savrulmaları olmuştur. Hayatını Wikipedia’dan okuyabilirsiniz.)

Fakat ne çare ki ”Biz Türk değil miyiz? ” diye sorunca cevap verenlerin görüşüne göre Türk demek Kızılbaş demekti.

Kızılbaşlığın ise ne olduğu bilinmiyordu.

Ama onu herhalde kötü bir şey sayıyorlardı.

Yahut belki de aslında kendileri Kızılbaş oldukları halde böyle görünüyorlardı.

Vaktiyle Anadolu’da binlerce, onbinlerce insan Kızılbaş oldukları için öldürülmüşlerdi.

Gerçi bu öldürülenler Türk aşiretleri halkı Oğuz Türkleriydi.

Demek ki korku hala yaşıyordu.

————————————————————————————————————————————————————————————————————————————————

Yukarıdaki metni kitabın 112.,113. ve 114.sayfasından alıntı olarak yazdım.

Benim notum…

Osmanlının köylüsü işte buydu.

Osmanlı tam beş yüz yıl köyüne okul yapmadığı gibi dinini de öğretmemişti.

Okuma yazma ise sıfıra yakındı.

Yani tam beş yüz yıl Anadolu ve Osmanlı köylüsü gök kubbenin altında yapayalnız, bilgisiz, eğitimsiz ve cahil bırakılmıştı.

İşte böyle bir ülkede Atatürk devrimleri yapıldı.

Marksist, liberal arkadaşlar dostlar küçümsediğiniz sosyal medyada dalga geçtiğiniz Atatürk’ü bir kere daha araştırın, okuyun.

Aslında böyle yaparak sizin de Mahir Ünal’dan bir farkınız yok farkında değilsiniz.

Ey Mahir Ünal bu kadar cehaletin nerden geliyor?

Hiçbir şey bilmiyorsan beş altı tane kitap oku Osmanlının ne olduğunu gör.

Kitabın içinde Osmanlının ordusunun, köylüsünün nasıl bir karanlık içinde yaşadığı, bundan dolayı çöktüğü, yıkıldığı konusunda fikir sahibi olmak isterseniz ”Suyu Arayan Adam” kitabını okuyabilirsiniz.