Acı sınırı aşılıyor.
R.T.Erdoğan’ın seçilmiş olarak siyaset yolculuğu 27 mart 1994 yerel seçimleriyle birlikte başladı.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu kadar çok şans verilen, tolerans gösterilen, kusurları görülmeyen bir siyasetçi çıkmamıştır.
Buna Atatürk’te dahildir.(Atatürk’le kıyaslamak aklımın ucundan geçmez, derdimi anlatmak için örnekledim)
Atatürk 15 yıl iktidar olmuş, sayın Erdoğan’ın sata sata bitiremediği yüzlerce yatırım yapmış, ülkenin ona karşı olan güçleri sürekli isyanlar çıkarmış, darbeler, suikastlar düzenlemiştir.
Oysa R.T.Erdoğan bunların hiç birisine muhatap olmadan tam 27 yıldır bu ülkenin en tepesinde yerini korumuştur.
Bunun bir çok nedeni vardır fakat en önemli nedeni ekonomidir.
Türkiye’yi devralan siyasal İslamcı kadrolar bu süre içinde Cumhuriyetin bütün kazanımlarını satmıştır.
Şu kadar fabrika, bu kadar arazi v.s döküm yaparsam bu sayfalara sığmaz.
Bunun yanında 2015 yılına kadar dünyada ucuz döviz bolluğunun içine düşmüş olmalarına rağmen, 2021 yılın a gelindiğinde yetmiş milyon insan geçim derdine düşmüştür.
Yirmi milyon insan açlık sınırının altında, beş milyon insan aç bir hale gelmiştir.
Çünkü ülkeyi yönetenler ülkenin kaynaklarını zengin bir babanın şımarık oğlu gibi har vurup harman savurmuşlardır.
Gelen ucuz dövizleri ve dış yatırımları ve de Cumhuriyetin bütün kazanımlarını satıp yandaşa, kandaşa, dindaşa ve soygunculara dağıtmıştır.
Tek yandığım ah vah dediğim konu ise çalına bu paraların yurt dışına kaçırılmış olmasıdır.
Doğru yatırımlar yapılmadığı için tarım, hayvancılık öldürülmüş, kırsaldaki bütün köylü üç kuruşluk maaşlar için kentlerde köleliğe mahkum edilmiştir.
Ayrıca devleti, hazineyi, merkez bankasını soyanlar, halkın kaynaklarını çalanlar, çaldıkları paraları yurt içinde tutmuş olsalar ve de çaldıkları paraları istihdam alanlarına yatırmış olsalar, inanın onların zengin olması umurumda bile olmayacaktır.
Bu hırsızların hemen hemen tamamı, ülkeden çaldıkları paraları vergi cenneti olan yerlere, hırsızların paralarının güvenli limanı olan ülkelere taşımışlardır.
Ülkemizden bu iktidar döneminde üç yüz milyar dolar civarında paranın yut dışına kaçırıldığı biliniyor.(2021 yılı Türkiye bütçesi yüz otuz milyar dolar)
Bu paralar işçinin, memurun, fakirin, fukaranın dişinden tırnağından arttırıp kamuya teslim ettiği veya kamu eliyle yetmiş yıldır bir köşede biriktirdiği paralar.
İşte bu paraların yurt dışına kaçması ve de ülkenin hazinesinin tamtakır hale getirilmesi, bugün halkın yoksulluğunun, işsizliğinin, açlığının en büyük sebebidir.
Maalesef bu olayların tamamı reis denilen, hala baş tacı edilen ve de hala siyasette en güçlü insan durumunda olan sayın Erdoğan’ın göz yummasıyla veya gücü yetmediği için olmuştur.
Bundan dolayı, iktidar değişikliği olduğu taktirde, iki bin yılından bu yana kamuda görev yapan bütün siyasilerin, üst düzey bürokratların ve de belediye başkanlarının, meclis üyelerinin yani yirmi bir yıldır ülkenin soyulmasına göz yuman veya içinde buluna kim varsa hepsinden hesap sorulmalıdır.
Hepsine ”Nereden buldun, nasıl zengin oldun” diye sorulmalıdır.
Yurt dışına kaçırılan üç yüz milyar doların üzerindeki paranın başta MAN adası olmak üzere geri getirilmesi için mutlaka bütün yasal yollar kullanılmalıdır.
Bugün dünyada devrilen diktatörlerin çaldıkları, yurt dışına götürdükleri paraların nasıl ülkelere geri döndüğü konusuna kafa yorulmalıdır.
İşte bu tabloyu yaratan insanları açlığa, yokluğa, işsizliğe düşmanca duyguların kamplarına bölen Sayın Erdoğan normal demokratik ilk seçimde oradan gidecektir.
Çünkü gerçekten ekonomi çok çok kötü.
Birkaç gün önce Anadolu da bir köyün muhtarıyla görüştüm.
Tam yirmi yıldır sayın Edoğan’a tapan, bir tane laf söyletmeyen o muhtar bana dedi ki,
” Abi sen haklıymışsın, ben seni yirmi yıldır takip ediyorum, yazdıklarını okuyorum, senin söylediklerinin ne kadar doğru olduğunu şimdi anlıyorum. ”
Hayvancılık yapıyormuş, toprakları var, samanı kendin ayarlıyorsun herhalde dedim.
”Yok abi yonca ekiyoruz, tarlaları ekmiyoruz güneydoğu illerine telefon ediyoruz samanı oradan alıyoruz” dedi.
Neden ekmiyorsun diye sorduğumda ”Mazot ve gübre çok pahalı, ekmek için ne para bulamıyoruz, ayrıca güneydoğudan bize daha ucuz saman geliyor” dedi.
Ne diyelim ülkenin hali, meali budur.
Ben sayın Erdoğan’a 1994 yılından beri karşıyım, bu sitede 470 tane yazı var daha evvel yazdıklarımla birlikte 900′ e yakın yazı yazdım.
Sayın Erdoğan’a neden inanmadığımı anlatmam için beş yüz sayfalık bir kitap yazmam gerekiyor.
Ben babamın sağa oy vermemesi için yirmi beş yıl uğraştım ve sonunda ”Sen haklıymışsın” dedi 1195 seçimlerinde DSP’ ye oy verdi.
Yani insanların oy veriş duygularını değiştirmek için yanına gidip, elini tutmak, nasılsın demek yetmez.
Bu günün muhalefet siyasetçileri bunun bir türlü anlamadılar.
Yirmi yedi yıldır da anlamak istemediler.
Ülkenin bu kadar kötü olduğu ve ülke insanının yangın içine düştüğü halde muhalefet buradan çıkışın yolunu hâlâ bulamamıştır.
Bugün CHP ve diğer partiler maalesef çözüm üretemiyorlar, umut olamıyorlar.
Ülke yangın yeri olmasına rağmen, yanan ülkenin başında suyu bitmiş, çaresiz itfaiyeciler gibi bakan, bekleyen Sayın Erdoğan hâlâ umut olur mu, durumuna bırakılması bile utanılacak bir durumdur.