Şubat 24, 2024

”Ah biz Ödlek Aydınlar” Aziz Nesin kitabı.

ile mehmet yüceer

Kitaptan alıntılar…

”Göçe göçe batıya gelmişiz.

Avrupa’ya pençemizi atıp bir parçasına tutunmuşuz.

Bu yüzden işimize gelince Avrupalı, işimize gelince Asyalı oluveriyoruz.

Son konağımıza konalı sekiz -dokuz yüzyıl oluyor.

Bana kalırsa Sekiz -dokuz yüz yıldan beri göçebelikten kurtulamıyoruz.

Bu yüzden göçebelik içimize işlemiş.

Türk dilinde fiiller daha zengindir.

Niçin?

Binlerce yıldan beri göçen insanlar hep devinim içinde hareket halinde olduklarından zorunlu olarak devinimi anlatan fiiller üretmişlerdir.

Türkçe isimlerin de pek çoğu fiil kökünden üretilmiştir.

Düşünmek için durmak durağan olmak, yavaşlık gerekir.

İnsan koşarken hız ve hızlı devinim içindeyken düşünemez yada iyi ve yoğun düşünemez.

Yerleşik toplumların dillerinde ”isim” ler fiillerden daha zengindir.

Fiillerin çoğu isimlerden üretilmiştir. ”

——————————————————————————————

Benim notum…

Bu alıntı ağustos 1985 yılında birinci baskısı yapılan usta mizah yazarı Aziz Nesin’in 1985 yılında yazmış olduğu ”Ah Biz Ödlek Aydınlar kitabından alıntıdır.

Bu kitabı şubat 1986 yılında almışım ve okumuşum.

Bu kitaptan öğrendiğim bir çok konu olmuştur.

Tam 38 yıldır da bu öğrendiklerimin özel yaşamımda, konuşmalarımda, yazmalarımda çok kullandım.

———————————————————————–

Benim notum….

Bizim ülkemizde aynı yerde iki yüz yıl oturan kentli bulamazsınız.

Sadece köyler bu tarihleri yakalar onlarda sürekli geçim derdi yüzünden göç edip durmuşlardır.

Sonsuz gök kubbenin altında eğitimsiz, bilgiye yabancı, düşman bir köylü sınıfı yüz yıldan bu güne gelmiştir.

İşte ben şehirliyim, kentliyim diyebilmek için mutlaka bir yerde en az iki yüz yıl oturmanız gerekir.

İngiltere’de Almanya’da,Fransa’da aynı yerde üç yüz yıl oturan aileler sayesinde entelektüel derinlik kazanmış,demokraside ve bilimde çok ileri gitmişlerdir.

Bundan dolayı Anadolumuzda sürekli hareket ve göç olduğu için doğru düzgün kentler kuramadığımız gibi şehirlerde hala köylü olarak yaşamaya devam ediyoruz.

Şehirlerde köylü olarak yaşadığımızdan dolayı da bilim, sanat, edebiyat ,sosyal demokrasi, sol gelişemiyor.

Bu çölün içinde ara sıra çıkan yazar çizere de kaktüs muamelesi yapıyoruz.

Olmadı vurdurup öldürtüyoruz veya hapse atıp süründürüyoruz.

Bu durum tam yetmiş yıldır hiç ama hiç değişmedi.

Bilmek, bilim yapmak çok meşakkatli bir yoldur çok çalışma gerektirir.

Bundan dolayı bilmek yerine çok kolay ve tembel işi olan inanmayı ve dogmaları tercih ediyoruz.

Bundan dolayı felsefe düşmanı olduk.(Felsefenin kelime anlamı Yunaca Phileo=sevmek ve Sophia= bilgi birleşiminden bilgi aşkı bilge aşkı anlamı na gelir.)

Bundan dolayı bilgi aşkını öldürdük ve felsefeyi okullarda yasakladık.

Bu utanca ortak olan dünyadaki üç ülkeden birisi olduk.

Bu utanç bile bize yeter.

Ayrıca şehirde köylü olarak yaşayan toplumlarda sosyal demokrasi ve sosyalist düşünceler kendine yer bulamaz.

Bu yüzyılda sol, sosyal demokrasi veya sosyalizm bilgi birikim ve okumak isteyenlerin ideolojisidir.

Bundan dolayı sosyalist partiler yüzde birler civarında oy alır.

Çünkü bizim ülkemizde sürekli okuyan sayısı da yüzde o civarın biraz üstündedir.

—————————————————————————————-

Aziz Nesin’in 1985 yılında yazdığı ”Ah Biz Ödlek Aydınlar” kitabından bir kaç bölüm aktaralım.

‘Alıntı…

”Genellikle yazarlar otuz yaşlarına doğru ün basamaklarını çıkar ,ünlenir.

Oysa ben otuz yaşımda askerlikten kurtulup daha yeni başlamıştım yazarlığa.

Olanaklarım, deneyimlerim, bilgim yaşıtlarım olan yazarlardan çok eksikti.

Her bakımdan düşünsel gelişmem o denli geç oldu ki, otuz yaşımdayken bile bilinçli bir sosyalist değildim.

İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun ” Yeni Adam” dergisinde öykülerim yayımlanırdı.

On öykümden dokuzunu geri çeviren Baltacıoğlu, öykülerimi yazdığım kağıtların arkasına ” Bu sosyalist bir hikaye, neşredilemez” diye yazardı.

Öykümü geri veren Yeni Adam’ın idare müdürü Mahmut Bey’e ” Ben sosyalizmin ne olduğunu bile bilmiyorum ,sosyalist öykü yazmadım” diye hırçınlaşırdım.

İlk kitabım kırk yaşımda yayımlandı.”

Alıntı…”Bizim yazarlığımız Sartre’nin ”Yalınayaklara ayakkabı yapmak dururken yazı yazmanın yanlışlığını anlatan sözü bizim kuşak yazarlarının 1940-1960 durumunu çok iyi anlatmaktadır.”

———————————————————————————————————

Benim notum…Aziz Nesin bir de bu günleri görseydi kim bilir neler yazardı.

Yetmiş yaşına geldiğinde yaşlılıkla ilgili çok ilginç benzetmeleri var.

Yaşlıklla ve ihanetlerle ilgili bir not daha…

Alıntı…

”Safiye Ayla birgün bana şöyle demişti:

”Telefon defterimdeki numaraları çize çize, şimdi her sayfada ya iki numara kaldı, kimi sayfada hiç kalmadı.”

Bu yaşlara gelen hepimizin ortaklaşa yaşadığı bir acı bu…

Ölümün defterlerini dürdüğü dostlarımızın telefon numaralarını telefon defterimizden çiziyoruz.

Bu acıyı elimden geldiğince az duyabilmek için, her yıl hatta altı ayda bir yeni telefon defteri alıyorum.”

————————————————————————————

Benim notum…65-70 yaşlarına gelenler Aziz Nesin’in bu kitabını okumalarını öneririm.

Ben genç yaşımda okumuşum bu gün 65 yaşında tekrar okuyorum çok zevk alarak okuyorum.

Aynı zevki 38 yaşında okuduğumda aldığımı sanmıyorum.

Bu duyguyu Şevket Süreyya Aydemir’in ”Suyu Arayan adam” kitabını altmış dört yaşımda tekrar okudum. Kitabı 16 (on altı) yaşında (29.09.1974) okumuşum ve neden 49 yıl içinde tekrar okumadığıma çok pişman olmuştum.