Alkol sağlığa zararlıdır.
İçki yasağı haberini duyunca sanki bu iş yeniymiş gibi atar yapan bir sürü insanı tepkileriyle orta yerde görüverdik.
Oysa 1994 yılından beri, RP ve AKP’ li belediyeler içki satan ve içki içiren yerlere karşı mesafeli durmuştur.
Örneğin içkili lokantanın çalışma ruhsatı bitmişse, yeni çalışma ruhsatı vermek için her türlü zorluğu çıkarmıştır.
Ben belediye meclis üyesi olduğum dönemlerde bu olaylara bir fiil şahit olan bir yurttaşım.
Bu gün sahil kentleri ve Trakya illeri dışındaki orta Anadolu ve doğu, güney doğu illerinde açık bir alanda rahatlıkla bir kadeh içki içebileceğiniz mekan bulmak kolay değildir.
Gene AKP ve milli görüş çizgisinden gelenler içki içen insanların oyunu almak için ona saygı konuşmaları yapmışlardır ama içki satılan yerlerdeki baskılarını da yirmi yedi yıldır arttırarak bu günlere gelmişlerdir.
Bu gün ise devlet ve Türkiye’nin bütün kurumlarının ve de sermayenin büyük bölümünün AKPARTİ’nin elinde olmasından kaynaklı ve de kuruldukları günden bu güne en zayıf halk desteğinin olduğunu da bilerek siyasal İslamın şerri hukuk refleksi olan sosyal uygulamaları hayata geçirerek, toplumun bu kararlara karşı tepkisin ölçmenin denemelerini yapmaktadır.
Biliyorsunuz insanın da, hayvanın da en saldırgan zamanı yaralı olduğu andır.
Siyasette böyledir.
Siyaset en zayıf olduğu anda en saldırgan, en radikal kararları alır.
Bu gün içki yasağı bir denemedir, muhafazakar (Neyi muhafaza ettikleri bu gün tartışmalıdır) tabana bir mesajdır, bir göz kırpmadır ama bu işin ekonomisinden vazgeçecekleri kanaatinde de değilim.
Çünkü ülkenin ekonomik ve sosyal düzeyi yüksek olan kesimler içkinin müşterisidir ve devlete yıllık vergi katkıları 2020 yılı için 17 milyar liradır.
Bu para yedi tane bakanlığın bütçesi demektir.
Gene ”İçkiye karşıyım” diye siyasal İslamcılara kararlarıyla göz kırpan AKP hükümetinin, 2005 yılından 2020 yılı sonuna kadar alkollü içkiden devletin kasasına soktuğu vergi toplamı bir trilyon iki yüz elli altı milyar liradır.(1.256.000.000.000…)
Hiç bir hükümet hele hele bu gün geldiğimiz noktada paranın çok gerekli olduğu bizim gibi ülkeler böyle bir gelirden siyaset uğruna vazgeçmesi mümkün değildir.
Bu paranın ne anlama geldiğini anlamak için bir kaç örnek vereyim.
Türkiye’nin 2021 yılı bütçesi bir trilyon üç yüz kırk altı milyar liradır.(1.346.000.000.000…)
Süleyman Demirel döneminde yapılan Birinci Boğaz Köprüsü 21.7 milyon dolara yapılmıştır.
Bu günkü kurla 21.7×8.20=177 milyon dokuz yüz kırk bin liradır.
Yani Alkollü içkiden bu hükümetin on dört yılda eline geçen parayla Süleyman Demirel kafasına göre yapılırsa , tam sekiz tane köprü yapılıyor.
Recep Tayyip Erdoğan döneminde yapılan üçüncü köprünün maliyeti bakanın beyanına göre üç milyar dolardır.
Bu da kabaca iki yüz kırk milyon ( 240.000.000…) lira yapar.
Gene on dört yılda bu hükümetin kasasına giren içki parasıyla altı tane Yavuz Sultan Selim köprüsü yapar.
Şimdi oturun düşünün hangi hükümet böyle bir kaynaktan vaz geçer?
Bu gün alınan on yedi günlük içki yasağının hukuki olmadığını tartışmak ise sanki ortada hukuk ve anayasa kararları tıkır tıkır uygulandı da bir tek içki yasağı hukuki mi tartışması yapılmasını anlamak da mümkün değil.
Bundan dolayı alkollü içkiden piyasa deyimiyle deli para geliyor ve bu paradan vazgeçmeleri mümkün değildir.
Aslında bu hükümetin devlet yönetme tekniği açısından tek bir sorunu vardır.
Ülkenin bütün kaynaklarının ucu saraya akarken, içkinin vergisi dışındaki ana para sarayın dışında genellikle seküler yaşamı benimsemiş kişilerin cebine giriyor.
İşte esas sorun budur, iktidar açısından sorun buradadır.
Bu paranın esas kaynağı sarayın ve çevresinde bulunan iş adamlarının eline nasıl geçer? Nasıl olur da bira, şarap ve içki fabrikaları bu yapının eline geçer? Bundan sonra bunu düşüneceklerdir.
Bu durumu daha iyi anlamak için İran’dan bir örnek vereyim.
Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı olduğu dönemde İran ziyareti yapılır.
O ziyaret sırasında heyetler arası resmi görüşmeler bittikten sonra samimi sohbette bizim heyetten birisi demiş ki;
”Şah dönemiyle Humeyni dönemi arasında ne fark var? Hayatınızda ne değişti?” diye sorar.
İran heyetinden bir kişi demiş ki;
”Aslında bizim hayatımızda değişen fazla bir şey yok, eskiden daha özgürdük dışarıda gezip, tozup eğleniyorduk, evimizde ibadetimizi yapıyorduk. Şimdi ise evimizde eğleniyoruz dışarıda da ibadetimizi yapıyoruz” demiş.
Gene bir arkadaşımın bacanağı, İran Azerisi ve orada doktor olarak görev yapıyor.
Arkadaşım İran’a bacanağına ziyaretler yapıyor.
Arkadaşımın anlattığına göre İran’da evlerde her türlü içki var, insanlar evinde içki içiyor.
Arkadaşıma sordum ”Tamam da İran’da içki fabrikaları kapatıldı, imalatı yapılmıyor evlerdeki içki nereden bulunuyor?”
Arkadaşımın bacanağı şöyle cevap vermiş.
”Buradaki içkileri Türkiye’den, Azerbaycan’dan ve içki olan komşu ülkelerden alıyoruz, bunu ülkeye sokan ise içki yasağının bekçiliğini yapan mollalar. Çünkü dışarıdan bir liraya aldıkları içkiyi İran’da kaçak yollardan evlere on liraya mollalar satıyor” demiş.
Bu olay, ibret verici bir durumdur.
Türkiye’ye gelecek olursak AKPARTİ hükümeti dindar tabanına sıkışmışlık içinde mesaj veriyor, bu kadar.
Her yıl devlet kasasına giren milyarlarca liradan vaz geçmeleri mümkün değildir.
Eğer böyle bir niyetleri varsa sinekle uğraşmak yerine, ellerini tutan yok, içki fabrikalarını kapatıversin.
Halk nasıl olsa kimyager olmuş böyle bir durumda, ya kendisi yapar içer, ya da İran’da olduğu gibi sistemin içindeki birileri gri pasaport geliri gibi, içki üzerinden gelir elde edecek kaçakçılığın tatlı gelirine konuverir.
Sonuç olarak, içki yasağı geçici hezeyanlardır ve siyasal İslamın sıkışmışlığında gündem değiştirmek için ortaya atılmış bir yemdir.
Sazan gibi bunun üstüne atlamanın anlamı yoktur.
AKP böyle bir gelirden vazgeçemez ve bu ülkede yasak manasında da içki fabrikalarını da kapatamaz.
Bırakın bu işleri, insanların ekmek kavgasına bakın,128 milyar doların nereye gittiğine bakın, açlığınızın, yokluğunuzun, işsizliğinizin, bakanların nasıl kendi bakanlığına fahiş fiyatla mal sattığına bakın ve de her gün daha da kötüye gidişin aşılabilmesi için demokratik yollardan, kırmadan, dökmeden bu iktidarın nasıl değişeceğine kafa yorun.