Baskının sonu yok.(Marcos’un hayatı…)
1965 yılında devlet başkanı seçildi.
Bir dönem sonunda devletin bütün kurumlarını tanıdı ve kadrolarını kurdu.
1972 yılında anayasayı değiştirerek tek adamlaığını ilan etti.
Bundan sonra ülkedeki bütün muhalifleri elindeki mahkemelerle tutuklattı veya hapse attırdı veya öldürttü.
1973 yılına geldiğinde ülkeye tam hakimdi.
Her şey ondan soruluyordu.
Ülkenin bütün yatırımlarını yapan iş adamlarının ortağıydı.
Her yatırımdan payımı alıyordu.
Onun izni olmadan ne maden ruhsatı, ne de ihale verilemiyordu.
Devletin bütün kaynakları elindeydi.
Devlet eşittir Ferdinand Marcos olmuştu.
Sindirilen, ezilen muhalefetten sonra 1981 yılında gene seçildi.
Gücü o kadar çok büyümüştü ki, ülkenin basınını, medyasını, mahkemelerini parayla satın aldı.
Hatta muhalefetim diye ortalıkta dolanan ona atıp tutan parti liderlerini de o finanse ediyordu.
Satın aldığı gazetecileri, parayla çalışan televizyoncuları vardı.
Karısı İmelda Marcos ise lüks düşkünüydü.
Eski güzellik kraliçesi ve fakirlikten, yokluktan gelen birisi olduğu için lüks yaşayarak geçmişinde yaşadığı fakirlikten intikam alıyordu..
Binlerce ayakkabı almıştı.
Londra’ da en lüks mağzaları kendisine özel kapattırıp alışveriş yapıyordu.
Bütün bunları açlıktan kıvranan, yoksullaşan Filipin halkının gözü önünde oluyordu.
Görgüsüzce harcamamaları, pahalı takıları, giyim kuşamı fakir Filipin halkının gözü önünde lüks yaşamı diller düşmüştü.
1983 yılında Ferdinand Marcos’un sağlığı bozuldu.
Yaptığı korkunç baskılar muhalefetteki farklılıkların birbirine yanaşmasına neden oldu.
Sağcısı, solcusu, Budisti bir araya gelmişti.
Ülkede çok büyük sıkıntılar ve büyüyen isyan sokakları ateşleyen muhalefete rağmen 1986 yılında yapılan seçimleri kazandığını ilan etti.
Çünkü her şey elindeydi.
Hakimler, savcılar, kaymakamlar, devletin bütün gücü, hazinesi bütün bunları kullanarak seçimleri kazandığını ilan etti.
Tarafsız gözlemcilerin de raporlarıyla seçime hile karıştırıldığı ispatlıydı.
O güne kadar ABD tarafından kullanılan ve ön Asya da koç başı olarak kullanılan Ferdinand Marcos ülkenin karışmasıyla, ordunun bölünmesiyle o güne kadar parayla ve baskıyla yanında yer alanların kendisini terketmesiyle büyük servetiyle birlikte Hawaii adasına kaçmak zorunda kaldı.
Tam yirmi bir yıl Filipinler’i yöneten, ülkeyi soyan, soyduran, emperyalist sermayenin pazarı haline getiren Marcos ülkeyi terketmek zorunda kaldı.
Çünkü ABD tarafından kullanılmış ve son kullanma tarihi dolduğu için çöpe atılmıştı.
Çok büyük serveti olmasına rağmen, çaldığı paralar onu kurtaramadı.
Sürgünde ve sıkıntıdan 72 yaşında Honolulu’da kalp krizinden öldü.
Dünyanın en güzel yerinde olmasına rağmen dört tarafı deniz, her türlü iklim, muson yağmurları olmasına rağmen Marcos’un ülkeyi satması sonucunda o gün bugün Filipinler fakirlikten kutulamadı.
Bugün kişi başına düşen 2950 dolar ile yoksul ülkeler içinde yüz milyon insan kıvranıp durmaktadır.