Temmuz 3, 2021

Batırılan çiftlik !

ile mehmet yüceer

Amerika, Arizona’da kökten zengin, geçmişi çok uzaklara dayanan bir aile çiftliği varmış.

Arazileri 780 dönüm civarındaymış.(Bir dönüm bin metrekare.)

Burada geniş otlaklar varmış.

Bu otlaklarda binlerce hayvan ve hayvancılığa dayalı geniş bir ticaret yapılıyormuş.

Bir gün çiftlik sahipleri oturmuşlar düşünmüşler, iş büyüdüğü için, bu işi çekip çevirecek, daha iyi yapacak iyi bir sığırtmaca ve de yeni şartları geliştirebilecekleri bir baş yöneticiyi işe almaya karar vermişler.

Çiftlik sahipleri Katolik dindar bir aile olduğu için gelen kişinin de dindar birisi olması gerektiğine karar vermişler.

Çeşitli görüşmelerden sonra bir kişiyle anlaşıp geniş ailenin oy birliğiyle işe almışlar.

Aldıkları kişiye de geniş yetkiler vermişler.

Bütün kadroları yeni baştan yapma, sığırtmaçları yeniden kurma ve süt yoğurt imalatlarına uygun elemanlar alma yetkisi gibi.

Gel zaman git zaman ilk anda çiftlikte çok güzel gelişmeler olmuş.

Eskiden kalan bir kaç işletmeyi satıp yeni işletmenin büyümesi için yatırım yapmışlar çalışanların maaşları artmış ve mutlu huzurlu bir ortam yaratılmış.

Çiftlikte güzel gelişmelerden dolayı çiftlik sahipleri de çok memnun olmuş ve seçtikleri baş kişinin yetkilerini daha da arttırmışlar.

Bir süre sonra bir olay olmuş ve arazide otlaklarda hayvanlardan elli tanesinin eksik olduğu tespit edilmiş.

Bu durumdan aile telaşlanımış.

Yetkili kişi elli tane hayvanın neden eksildiğini bulacağının sözünü vermiş.

Bir süre sonra yüz tane hayvanın eksildiği tespit edilmiş ve çiftlik sahipleri daha da panik olmuşlar.

Yetkili kişi sonunda yüz elli hayvanı satan kişiyi yakaladığını ve onu işten kovduğunu söylemiş.

Aile bu durumdan rahatlamış olmasına rağmen hırsızlık yapan çobanın cezalandırılması gerektiğini ve kanuna vermeleri gerektiğini söyleyince, baş yetkili ”Ben bu konuyu halledeceğim siz karışmayın” demiş.

Gel zaman, git zaman çiftlikte gene hırsızlıklar olmuş ve bu sefer süt ve yoğurtlar çalınmaya başlanmış.

Bu olay bir iki defa tekrarlayınca çiftlik sahipleri baş yetkiliye hesap sormak yerine, baş yöneticinin hırsız diye işten kovduklarıyla oyalanmışlar.

Bir kaç yıl bu iş böyle devam etmiş.

Her hırsızlık yapanı baş yönetici kovmaya devam etmiş, çiftlikte bir kaç yıl içinde ilk halinden çok geriye düşen bir ekonomik yapı ortaya çıkmış.

Hırsızlık artık rutin hale gelince ve her defasında baş yönetici ”Ben hırsızlık yapanı kovdum” dedikçe baş yetkiliye daha çok yetki vermişler.

Bir süre sonra komşu çiftliğin sahibi ziyarete gelmiş.

”Sizin çiftlikte çalışanların baş yetkiliyle ortak olduklarını” söylemiş.

Bunu benim bankacım söyledi.

Yan kasabadaki banka hesabında çok yüklü paraların baş yöneticinin hesabında olduğunu, kovulan çobanlarında hesaplarında yüklü paraların olduğunu, büyük ihtimalle sizin mallarınızın satışını ve hırsızlıktan elde edilen gelirlerden sizin baş yönetici ortak olmalı” demişler.

”Sizden aldığı maaşla bankada o kadar çok yüklü parasının olması mümkün değil.”

”Kovmuş oldukları adamlarda yakın çiftliklerde tekrar görev yapıyorlar o çiftliklerde de hırsızlıklar olmuş” dedi.

Çiftlik sahipleri komşudan gelen böyle bir ikazı dinledikten sonra ”Bizim baş yöneticimiz dindar bir insan, haçı hiç boğazından çıkarmadığı gibi, her pazar, pazar ayininde bizimle birlikte kiliseye geliyor ve papazla birlikte İncilden bölümleri ezbere okuyor.”

”Kendisi koyu bir İsa, peygamber aşığı ve koyu bir dindar biz onun böyle bir suça karışacağına ihtimal vermiyoruz” demişler.

Hem hırsızlık yapanları da bir fiil o tespit etti ve kovdu demişler.

Yan çiftlik sahibi de ”İyi kovdu da hırsızlık bitti mi, sürekli devam etti belki bundan sonrada devam edecek ama baş yöneticiniz zaten bu güne kadar yaptığı hırsızlıkla çok büyük servetin sahibi oldu” dediler.

Buna rağmen çiftlik sahibi baş yöneticilerinin hırsız olabileceğine ihtimal vermediler.

Aradan bir kaç yıl daha geçti ve çiftlikte hırsızlıklar devam etti, her hırsızlık yapan kovuldu ama baş yönetici ve esas hırsız dindar ve İsa aşığı Katolik inancının baş savunucusu diye baş tacı edilmeye devam edildi.

Aradan bayağı yıllar geçtiğinde nihayet çiftlik sahipleri baş yöneticinin hırsız olduğuna inandılar ve banka hesaplarının büyüklüğü karşısında şakına döndüler.

İş işten geçmiş, çiftlikte mallar azalmış ve üretimler %50 düşmüş her ay on iki bin dolar para kazanırken aylık gelirleri beş bin dolara düşmüş ve çiftliğin esas sahipleri fakirleşirken, çiftliği yöneten baş yönetici çok zengin olmuş ve onunla çalışan onlarca çoban ise çok zengin olarak diğer çiftliklerde hırsızlıklarına devam etmişler.

Nihayet çiftlik sahipleri inancın hırsızlığa engel olan bir unsur olmadığını anlamışlar ve şerife giderek baş yönetici hakkında şikayetçi olmuşlar ve aldıkları maaş dışında hiç bir geliri olmayan baş yöneticinin banka hesaplarına ve çocuklarının bütün mallarına el koydurmak istemişler.

Yan kasabanın banka sahipleri bu konuda itiraz etmişler ve yatırılan paralara el koyma yetkisinin diğer eyalette olduğunu söyleyerek baş hırsızın paralarına sahip çıkmışlar.

Aradan yıllar geçmiş ve baş yönetici işten ayrılmış kendisini kurtarmış ve çalıştığı eyaleti terketmiş diğer eyalette edindiği mallar ve paralarla krallar gibi bir yaşam kurmuş.

Çiftlik sahipleri ise fakirlik içinde tekrar çiftliği toparlamak için çok mücadele etmelerine rağmen iflasın eşiğine gelmişler, çalışanların maaşlarını kesmişler, bir çok çalışanı işten çıkarmak zorunda kalmışlar..

Ayakta kalabilmek için komşu çiftlik sahiplerinden yüksek faizle para almışlar, aldıkları yüksek faizli paralar onları daha çok batağa sürüklemiş ve koskoca 780 dönümlük çiftlik bir tane baş hırsızın temiz hırsızlıkları ve becerileri yüzünden batmış yok olmuş.

Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.

Onların erdiği muradın ne olduğunu siz anladınız, kereveti ise bizim tesellimiz.

Anlayana davul zurna az, anlamayana sivri sinek saz.