Haziran 17, 2021

Bizim Çocuklar !

ile mehmet yüceer

Öncelikle kısaca ilk onbir de oynayan futbolcuların durumuna kısaca bir bakalım.

Kaleci Uğurcan Çakır… Şu anda Trabzonspor da oynuyor iyi kaleci olmanın henüz başında ve hala iyi kaleci olduğunu ispatlamış değil. Üstelik ilk defa Uluslar arası bir turnuvada görev yapıyor.

Çağlar Söyüncü… geçen sezon Leicester City de oynadı ve zaman zaman yedek oynadı, iyi futbolcu fakat o da yolun başında İngiliz liginde çaylak oyuncu olarak değerlendiriliyor.

Merih Demiral… Geçen sezon Juventusta oynadı istikrarlı bir oyun sergilemedi, çapraz bağları koptu uzun süre oynamadı, o da henüz yolun başında ve bu tür turnuvalarda hiç tecrübesi yok.

Ozan Kabak…Kendisi Shalke’den Liverpool’a transfer oldu oynadığı süre içinde bütün maçlarını izledim ve yaptığı hatalar sonucunda Liverpol en az üç gol yedi. Şu anda Liveropol’da gelecek sezon düşünülmüyor ama iyi futbolcu olma yolunun başında. Oynadığı kulübü Shalke 04 küme düştü.

Kaan Ayhan… Almanya’da ikinci lig takımı Fortuna Düseldorfta oynuyor bu sezon on bir maç oynamış. Verimli bir sezon geçirmemiş turnuva futbolcusu değil.

Umut Meraş…İkinci ligde oynayan Bursaspor da forma giydi ve kulübü ligi orta yerde bir yerde tamamladı ve kendisinin turnuva tecrübesi yok.

Zeki Çelik… Fransa’nın Lille takımında oynadı. Geçen sezon başarılı bir sezon geçirdi fakat geçmişten gelen turnuva tecrübesi yok.

Okay Yokuşlu…İspanya da Celta Vigo da oynuyordu, kulüp küme düşmekten zor kurtuldu bu sezon bir çok maçını izledim vasata yakın top oynayan bir futbolcu, West Boromwich Albion’a transfer oldu takımı küme düştü. Okay çok kaliteli bir futbolcu olsaydı bu tür vasata yakın futbol kulüplerinde oynamazdı.

Ozan Tufan …Gönül gezdiren ve istikrarı olmayan bir üstte bir altta olan ve kilosuna bile sahip çıkamayan bir futbolcu. İki sezondur Sergen’in gazıyla birazcık kendini gösterdi ve Milli Takımda yer buldu ama turnuva futbolu nedir bilen birisi değil.

İrfan Can Kahveci…Bu sezon sansosyonel bir şekilde Fenerbahçe’ye transfer oldu, henüz yolun başında geride bir başarısı yok ve F.Bahçe’de başarılı olacağını da sanmıyorum. Turnuva futbolcusu değil.

Hakan Çalhanoğlu…Geçen sezon Milan’da oynadı ve üst düzey bir sezon olmasa da başarılı bir sezon geçirdi diyebiliriz fakat milli takımda çok başarılı olduğu maç sayısı çok fazla değil. Yalnız turnuva futbolcusu olur diyebiliriz.

Cengiz Ünder… Roma’da bir şeyler yaptı parladı, tıpkı saman alevi gibi maçlarını sürekli izledim, oradan Leicester City’e transfer oldu bir kaç maç süre aldı, bir maçta oyundan alındı hocaya sitem olsun diye bir saatte sahanın diğer kenarından kulübeye geldi ve o olaydan sonra da bir daha Leicester City’ de süre alamadı. Yani henüz futbolcu olamadığı gibi karakteri de oturmuş, olgunlaşmış bir çocuk değil. Şu anda Roma da bu sezon Cengiz Ünder’i kadroda düşünmediğini açıkladı.

Halil Akbunar… Futbolun alevli ortamına yeni düşmüş bir futbolcu bu tür yirmi yedi yaşına kadar patlama yapamamış bu sezon Göztepe’deki iyi ortamda biraz göze çarpmış bir çocuk ama turnuva tecrübesi yok.

Yusuf Yazıcı…Bu sene dört arkadaşıyla Lille forması altında başarılı bir sezon geçirdi fakat henüz istikrarını sürdürüp kendisini ispatlamış bir futbolcu değil fakat iyi futbolcu olduğunu ve Milli Takımda olabilecek yanları olduğunu söyleyebiliriz.

Kenan Karaman…Alman ikinci liginde Fortuna Düseldorf forması giyiyor ve vasat bir futbol oynayarak sezonu geçirdi.

Halil Dervişoğlu…Galatasaray kulübüne kiralık gelene kadar adını sanını duymamıştık, oynadığı Twente de kiralık ve oynadığı kulüplerde parlak bir geçmişi olmadığı gibi üst düzey bir kulüpte de oynamadı.

Burak Yılmaz..36 yaşına gelmiş Türkiye standartlarına göre futbolu dört yıl önce bırakmış olması gereken hayatı boyunca ofsayttan çıkamayan, gergin futbol ortamına hiç bir zaman uyum sağlayamayan, sinirlerine hakim olamayan ve futbolu siyasete bulaştıran, çaresizlikten milli takımda santrofor oynayan bir futbolcu. Bu gün eğer takımın uç noktasında Burak’a muhtaç olmuş bir Milli Takım varsa esas sıkıntı burada değil mi? Seksen dört milyonluk bir ülke bir tane santrofor çıkaramıyorsa, emeklilik yaşında Lille de parladı diye tek forvet gibi milli takımın hücumu teslim edilen futbolcu Burak Yılmaz’sa, beş golü yersin ve sıfır çekersin.

Şenol Güneş…Şenol hoca bizim çocukluğumuzun, gençliğimizin iyi kalecisiydi. Efendi, namuslu futbolun kirine, pisliğine bulaşmamış, alçak gönüllü, yüksek egoları olmayan bilimsel düşünmeye çalışan ve futboluna siyaseti bulaştırmayan bir hocadır.

AKP kendisine Trabzon belediye başkan adaylığı teklif etmiştir kabul etmemiştir. Bütün bu özelliklerine rağmen 2002 yılında Milli Takımın dünya üçüncüsü olduğunda yaşamış olduğu olayların etkisinden hiç bir zaman kurtulmadı ve içerideki futbol simsarlarına ve üç kağıtçılarına kızdı kendisini vasat liglerde hocalık yapma yolunu seçti. Yani Şenol hoca Milli Takımın dünya üçüncüsü olduktan sonra bir üste değil bir alta hatta daha alta liglere gitti. İşte bu durumdan kendisini kurtaramadan tekrar milli takımın başına geldi. Öncelikle bu tür görevlerde rövanşist duygularınız varsa başarılı olmanız mümkün değil.

Bu tür görevler dört dörtlük bir kişilik, sağlam psikoloji, her türlü eleştiride alabora olmayacak bir karakter ve de dünya futbolunun sanayi olduğunu ve bilimsel kurlarla futbolun oynandığını bilmek gerekiyor.

Bizim hocalarımız genellikle alaylıdır ve de bilimsel alanlara uzaktır. Futbol oynuyorsa eğitimini ihmal edebiliyorlar. En iyisi Fatih Terim, o da Adana sokaklarından gelen alaylı bir hocadır, bir kez yurt dışına gitti bırakın başarılı olmayı, kendisini tekrar bizim lige geri zor attı. Sonuçta Şenol hoca bu göreviyle birlikte futbol yaşamını sonlandırmalı ve evine çekilmeli veya Anadolu kulüplerinde gönül gezdirmelidir.

Nasıl olsa formül hazır, Fatih Terim Galatasaray da zor durumda, gelir Milli takımın başına oturur yıllardır hep böyle oldu.

Futbolun sosyolojisine gelince…

Futbol artık dünya da bir sanayidir, bilimdir.

Kulüplerin içinde dönen paralar milyar dolar seviyesindedir.

Bizim ligimiz ise dünyanın futbol çöplüğü haline getirilmiştir.

Ne kadar emekli olmuş üst liglerde ömrünü bitirmiş adamlar varsa bizim ligimize transfer olmaktadır.

Ayrıca kulüpler kara paraların aklandığı ve rantın ve pislik belediye imar rüşvetlerin resmi hale geldiği alanlar haline gelmiştir.

Bu durum amatör kulüplerden en üst kulüplere kadar böyledir.

Ben şahsen elli yıldır futbolu takip ederim, İngiltere, İspanya, Almaya liglerini sıkı takip ederim fakat son yedi yıldır Türkiye ligini izlemiyorum hatta derbi maçlarını bile izlemiyorum.

Çünkü bizim ligimiz bitmiş durumda.

Bundan dolayı milli takımın da başarılı olma şansı da yok.

Biraz evvel tek tek futbolcuların ve kulüplerindeki durumları kısaca yazdım bir de bu çocukların büyük çoğunluğu dışarıda doğmuş ve milli takım ruhu nedir, bilen çocuklar değil.

Bazıları Türkçe bile konuşamıyor.

Oynadıkları ligler alt ligler ve vasat alanlar olduğu için o ülkelerin Milli takımlarına giremedikleri için bizi tercih etmiş gurbetçi emekçi ailelerin çocukları.

Dün Mesut Özil, bu gün İlkay Gündoğan, Emre Can kaliteli futbolcular oldukları için Alman Milli Takımındalar.

Bunun gibi diğer yabancı Milli Takımda oynayan kaliteli Türk kökenli futbolcularda aynı durumdadır.

Bu çocuklar milli takım için ”Canımı veririm” demez, diyemez, onlar bizim içeride pompaladığımız sığ, içi boş milliyetçilik, vatan, millet gazlarıyla oynamazlar.

Böyle oynamadıklarını ve çalışmadıklarını da beş gol yiyerek ispatladılar.

Yani bir İtalya ve Galler futbolcularıyla ”Bizim çocukları” kıyasladığımızda dünya kadar farkın olduğunu göreceksiniz.

Yazı uzamasın diye İtalyan futbolcularını yazmadım, nereden gelmişler, nasıl yetişmişler lütfen bir bakın.

İşte son Milli Takıma ”Bizim çocuklar” denmesinde de çok büyük ironi var.

Bunlar aslında bizim kültürümüzle, bizdeki sığ, basit, ilkel milliyetçi, çağ dışı söylemlerle yetişmiş çocuklar olmadıkları için ”Bizim çocuklar” demek zorunda kaldık.

Aslında onlar biraz da evrenin, evrensel kültürün çocukları, biz bizim çocuklar yaptık.

Eskiden milli takımlarda ki hocalar ve yöneticiler futbolculara ”Kitap okuyun, kaslarınız geliştirmenin yanında beyninizi de geliştirin, dünyadan, bilimden, sanattan, edebiyattan haberdar olun” derlerdi.

Şimdikiler ise bir kaç hoca hariç ilk yaptıkları öneri ”Sakal bırak, namaz kıl” önerisi yapılıyor.

Bu gün bir çok Anadolu kulübünde maçlara topluca namaz kılınarak çıkılır.

Demiyorlar ki; ya bu futbolcuların içinde İslam dışı inançtan olan çocuklar olabilir, onlara toplu namaz içinde namaz kılmadıkları taktirde bu durum onlar için psikolojik baskıdır, bunu yapmayalım diyen bir tane aklı başında hoca ve yönetici çıkıp bunu söyleyemiyor, düşünemiyor.

Artık ramazanda oruçlu futbolcular maç içinde oruç bozuyor.

Sanıyoruz ki toplu namaz kılarsak saha içinde milyonların gözü önünde dua dersek maçı kazanırız.

İşte olmuyor, böyle olmuyor, futbol artık bilim, sanat, edebiyat, matematik, trigonometri, türev, integral.

Bir futbolcu açıyı, dik üçgeni, parabolü, dar açıyı, geniş açıyı bilmiyorsa, yer çekimi kanununu bilmiyorsa iyi pas atamıyor, iyi futbolcu olamıyor.

Futbol sanayisi içinde barınması mümkün değil.

Artık dünya da futbol dualar ve ibadetler üstünde dönmüyor, dünya ve futbol bilimin üstünde ve öncülüğünde dönüyor.

Bu konu çok uzun fakat sonuç olarak ben İtalya maçına çıkarken yukarıdaki tahlilleri yıllardır yaptığım için maçı izlemeye başladığımda ”İtalya maçını 3-1 kaybederiz” dediğime evimde ailem şahittir.

Gene Galler maçında yenileceğiz dediğimde eşim şahittir.

Neden bunu söyledim?

Futbolu elli yıldır takip eden bir vatandaş olarak, biraz da futbol yöneticiliği yapmış, yıllardır futbol makaleleri okuyan bir kişi olarak içeride verilen gazlara tıpkı bizim siyasette yediğimiz gazlar gibi başarılı olmamızın mümkün olamayacağını ben elli yılda öğrendim.

Aslında siyaset yapanların bir çoğu ZÜBÜK olduğu halde biz onları yediğimiz gazlar sonucunda aptallaştığımız için hayal dünyasında çok büyük görüyoruz.

İşte bunu futbol içinde yapıyorlar.

Aslında ülkede futbol bitmiş, lig hurdaya dönmüş, kulüpler batmış, ayakta duranlar da kirli paralarla,imar rüşvetleriyle ayakta durur hale gelmiş, dışarıdan gelen ve bize benzemeyen ”Bizim çocuklar” diye zorladığımız bu gençlerle ve içerde hamasetle ”Avrupa şampiyonasın da final oynarız” mavralarını yiyen bilimden, akıldan analitik düşünceden uzak kitleler uyutulmak isteniyor.

Ülkedeki siyasi yapı bunları yapmak, buradan da siyasi rant elde edeyim derken, her şeyi yüzlerine gözlerine bulaştırıp diplere vurdukları gibi bizim çocukları da diplere sürüklediler.