Boyu boyuna huyu huyuna mı?
İnsanın fiziksel özellikleri onun iradesi dışında ortaya çıkar.
Bazı insanlar uzun boylu, bazıları kısa boylu, bazıları güzel bazıları çirkin olur. (Güzel çirkin benim tespitim değil toplumun tespitinden alıntıdır.)
Bu özellikleri gözler ve ilk anda olumlu veya olumsuz intibalar edinebilirsiniz.
Toplum olarak uzun boylular için yıllardır ”Selvi boylum, aslan gibi” ve bir çok övgü dolu sözler duyarız.
Kısa boylular içinse bu tür övgülerin ve hayranlık cümlelerinin olduğunu duymayız.
Evliliklerde bile erkek kısa kadın uzunsa ”Bu ne canım davul bile dengi dengine” derler.
Gene ”Boyu boyuna huyu huyuna” derler.
Oysa huyu huyuna her şeyin doğru gitmesinin sırrı değil mi?
Yani boyu boyuna uygun değil ama huyu huyuna uygun olması yaşamın güzelleşmesine etki eden ana unsur değil mi?
Bir gruba veya toplantıya katılırsınız.
Derler ki, ”İnsanlar üzerlerindekilerle ve fiziksel özellikleriyle karşılanır beynindekilerle de uğurlanır.”
Yani aslan gibi olmak, selvi boylu olmak hayatın akışında mutlu olmak için yeterli bir özellik değil.
Hayatın içinde yol alan ve insan ilişkilerinde mesafe alan insanlar aklın her şeyden önemli olduğunu söylerler.
Ben de kısa boylu bir insan olarak(160 cm) bundan dolayı hiç şikayetim olmadı.
Çünkü yaptığım her işte, kurduğum her ilişkide aklımla öne çıkmaya çalıştım.
Bu hamleleri yaparken hiç kimse senin boyun kısa demedi.
Hatta belediye meclis üyesi arkadaşım rahmetli Akif Altın derdi ki ”Mehmet abinin boyu kısa ama bir o kadarda yerin dibinde var.”
Yani onun bu söyleminden şahsen çok mutlu olmuştum.
Ne anlatmak istediğini de çok iyi anlamıştım.
Şunu diyorum toplumun öteden beri gelen değerleri, örfü, adeti, gelenekleri, inançları her zaman doğruyu söylemez.
Kısa boylu olanlar içinde ”Onun kıçı yere yakın ondan korkacaksın” derler.
Sonuç olarak insanlarla ilişkinizde, evliklerinizde, iş ortaklıklarında ve sosyal yaşamdaki alış verişinizde insanların boyuna ve fiziksel özelliklerine bakarak hareket etmeyin çok am çooooook yanılırsınız.
Bir anımla yazıyı bitireyim.
Henüz yirmi beş yaşlarındayım.
Mühendislik ofisimde proje etüt çalışması yapıyorum.
Kış ayı karanlık yeni basmış ofisin florasan lambalarını yeni yakmışım.
Tam gözüm ışığa alışacağı sırada ofisimin açık olan kapısında bir kişi belirdi.
Çok gencim henüz yaşam tecrübenim başındayım.
İlk anda baktım kişinin yüzü yanık, eli çolak, gözleri şaşı.
İlk anda dilenci sandım.
Birazcık sert bir ses tonuyla ”Buyur ne istiyorsun” dedim.
Kapıda duran kişi biraz irkildi mahcup bir şekilde yanıma yaklaştı benden çok büyük olmasına rağmen dedi ki, ”Abi benim bir arsam var proje çizdirmek istiyorum.”
Elbette ben içimden ilk geçen duyguların sıkıntısıyla kan ter içinde kaldım.
Sesimi yumuşattım ”Buyurun oturun” diyebildim.
Çay söyledim konuyu konuştuk ve bir gün sonra vekaletini projesini çizmek için kaporayı aldım.
İsmini hiç unutamadığın ve yıllarca dostluk kurduğum (İ.O) pazarcıymış ve hayatını çalışarak kazanmış arsa almış benim yanıma gelmiş.
Aradan yılar geçtikten sonra çok tatlı dostluğumuz oluştuktan sonra bir gün dedim ki ”İ…ben seni ilk geldiğinde dilenci sanmıştım.”
O da bana dedi ki ”Ben de öyle sandığını anlamıştım.”
Bu olay benim gencecik iş hayatımın başlangıcında yaşadığım ve bu güne kadar unutamadığım çok güzel bir anı olarak yüreğimin en güzel köşesinde saklı durur.