Bu kafalar depreme çözüm bulamaz.
Arsanız var bir proje ofisine gidiyorsunuz.
Proje yaptırmak ve devamında da inşaat yaptırmak istiyorsunuz.
Zemin etüdü yapılıyor.
Zemin etüdünün tekniğe uygun yapılıyor mu konusu ve yapılan işi denetleyen bir kurum yok.
Arsa üzerinde sismik araştırmalar ve kuyular açarak zemin etüdünü yapmak gerekirken raporların ofisten yazıldığını biliyoruz.
Mimari proje çiziliyor.
Devamında statik, elektrik, mekanik, ısı yalıtım projeleri çiziliyor.
Bu projelerin denetimini mimarlar odası ve diğer odalar yapardı onu da kaldırdılar.
Çünkü odalara düşmanca davrandılar.
Projelerin tasarımı doğru mu yanlış mı bir denetim yok.
Bu projeler bir klasör haline geliyor ve ilgili belediyeye müracaat ediliyor.
Temel ruhsatı talebi yapılıyor.
Belediyelerde konusunda uzman olan kadroları bulmak mümkün değil.
Çünkü verdikleri ücretler yetersiz.
Siyasi kadrolar bu projelerde sadece belediyeye harç almak için alan hesabı yapıyor bir de evrak incelemesi yapıyor.
Burada da çizilen projelerin tasarımı kontrol edilmiyor.
Yani ”bu projenin tasarımı yanlış al bu projeyi tasarımı doğru yap veya şu şekilde yap” diyecek ”yetkin mimar inşaat mühendislerinin” belediyelerde olmadığını biliyoruz.
Bu yaklaşımla yüklü miktarda bir para belediyeye harç yatırılıyor ve temel ruhsatı alınıyor.
Bu arada bir yapı denetim şirketi alınan ruhsata imza atıyor.
Formalite gereği hiç bir şantiye görevi yapmadan şantiye şefi imza atıyor.
Bu imzaları atan bütün mimar ve mühendisler çok küçük rakamlarla bu imzaları atıyor.
Yani mimarın, mühendisin imzasının hiç bir maddi karşılığı yok.
Yapı denetim şirketi elemanlarının çizilen projeyi inceleme, denetleme hakkı olmasına rağmen sistem ve ekonomik yetertsizlik bu görevi yapmalarını da imkansız hale getiriyor.
Daha sonra inşaata başlıyor.
Müteahhitlik sistemi ise tam bir facia.
350.000 müteahhit var diyelim ve o konuya hiç girmeyelim.
Kağıt üstünde imza atan şantiye şefi şantiyeye hiç gelmiyor, hatta bazıları şantiyenin yerini bile bilmiyor.
Yapı denetim şirketleri ise aldıkları ücretler yeterli olmadığı için disiplinli bir denetim yapamıyor.
Çünkü istihdam ettiği mimar ve mühendislere, makine ve elektrik mühendislerine onların yaşamını sürdürebileceği bir para veremediği için her şey kağıt üstünde imzada kalıyor.
Dolayısıyla inşaatlarda doğru denetlenmiyor.
Beton döken firmaların şantiyeye getirdikleri betonu denetleyen yapı denetim firması ve o betonu denetleyen beton laboratuvarları var.
Onlar normalde beton başladığında her beton mikserinden numune alması gerekirken en baştan veya bulduğu bir mikserden numuneyi alıyor ve sadece kimsenin bilmediği raporları evrak olarak düzenliyor.
Yani beton firmalarının C40 diye getirdiği betonu C20 diye dökmesinin önünde hiç bir engel yok.
İnşaatta kullanılan çeliğin, betonda kullanılan agreganın denetimini yapan ve ciddiye alan bir kurum yok.
Son günlerde İskenderun limanına Çin’den gelen demirlerinde TS 480 şartlarına ve 2018 deprem yönetmeliğine uygun olmadığı iddiası var.
Yani Hatay bölgesinde yıkımın yüksek olmasının bir sebebini bu demirlerin yetersizliğine, standartlara uygun olmayışına bağlayanlar var.
Depremde yıkılan bir çok binada betonun, demirin sorunlu olmasının kökünde bu denetimsizlik, disiplinsizlik ve sistemi kanser gibi saran rüşvetle iş yapma yaklaşımı yatıyor.
Yani on il 115 ili vuran kimi kaynaklara göre en az iki yüz bin kişinin öldüğü depremde yapılan binalar maalesef Allaha emanet bir şekilde yapıldılar ve yıkıldılar.
Her işimizi Allaha ve duaya bıraktığımız gibi inşaatlarımızın denetlenmesini de Allaha havale ettik.
Sonunda iki yüz bin insan binlerce enkazın altında kalıverdi.
Aslında enkazın altında kalan yukarıda çok kısa anlatmaya çalıştığım disiplinsizliğe ve denetimsizliğe göz yuman soygun düzeni olmuştur.
Bu düzenin bu günlere gelmesine vesile olan saray hükümeti ve tek adam sistemi olmuştur.
Bu sistem(inşaat sektörü) sıkı bir denetim sistemiyle, yetişmiş veya kurslardan geçirilmiş yeni mimar ve mühendisleriyle yeniden tasarlanmalıdır.
Binlerce cenazenin kalktığı bu günlerde bile yanlış binalar yapılmaya devam ediliyor.
Bu yanlış sistem akademisyenlerin, meslek odalarının ve sigorta şirketlerinin gözetiminde kısaca bilimin ışığında masaya yatırılmalı ve yeni bir sistem kurulmalıdır.
Bu yapılmadığı taktirde on tane ilde yeni yapacakları binalarda elli yıl sonra olabilecek depremde çökecektir.
Çünkü bilime, bilim adamlarına, meslek odalarına ve akademik alana inanmıyorlar.
Bütün imarla ilgili kurumları imamlarla, hacıyla, hocayla doldurdular.
Bilim ve bilmek yerine inancı ve de dini koydular.
Ülkenin bütün okullarını imam hatip yapmanın iyi bir şey olduğuna inandılar.
Fen liseleri açmadılar olanları da ihmal ettiler.
Bu kafa değişmeden kısacası siyasal İslamcı ve bilimden uzak bu kafalar iktidardan gitmeden depreme çözüm bulamazsınız.