Cehennemden kaçan, cehennemi özlemez.
Ülkenin gündemine düşen Sedat Peker bombası fıs çıktı.
Çünkü bu ülkenin çoğunluğunun ahlakı, kültürü ve de din anlayışı devleti soymanın, talan etmenin günah olduğuna inanmadığını uygulamalarla görmüş olduk.
Bu gün Japonya da ve seküler toplumlarda ahlak anlayışı dine dayalı değil eğitime ve yaşam biçimine bağlı olarak geliştiği için oralarda yolsuzluk, hırsızlık yapılmıyor.
Yapanlar olursa da toplumun değer yargısı ve oluşturduğu hukuk sistemi bir safra gibi temiz toplumsal yapının dışına atıveriyor.
Biz de ise baş tacı ediliyor.
Sedat Peker olayı patlayınca demiştik ki ”Bunlar aynı ağacın meyveleri ve aynı ağacın dibine düşerler ve birbirlerine zarar vermezler”
Bu gün ne oldu?
17-25 aralık sürecinde ne olduysa o oldu.
Bundan dolayı, sevgili bürokratlar, iş adamları ve siyaset erbapları devleti soymaya, talan etmeye devam edebilirsiniz.
Hatta soygunun boyutunu biraz daha büyütebilirsiniz.
Kamunun elindeki son kalan koyları, arazileri, ormanları, madenleri istediğiniz gibi satabilirsiniz.
İBB’ de yandaş Kavakçı’ya verdiğiniz yüz elli beş bin doları daha da büyütebilirsiniz.
Çünkü toplumun bu konuda herhangi bir refleksi, tepkisi yok, öyle bir derdi de yok..
Güzel halkımız bürokrat destekli siyasilerin kamuyu talan ettiği için emekli maaşlarının bin beş yüz lira olduğunun farkında bile değiller.
Çünkü onlar kendilerinin böyle bir yaşam içinde olmasının sebebi olarak inanmış olduğu tanrısının ona yazmış olduğu kaderin sonucu olduğuna inanıyor.
Onu yöneten siyasilerin de tanrının emrinde her gün tanrı adını anarak ona yazmış olduğu yazıyı yerine getirdiğine inanıyor.
Ben tam elli yıldır bu ülkede devleti soymasından dolayı bir bürokratın veya siyasinin başına bir iş geldiğini görmedim.
Bundan dolayı milletvekili meclis üyesi ve de üst düzey bürokrat olmak için insanlar birbirini ezecek vahşi bir yarış içine girerler.
Başına iş gelenler ise ya küçük çaldığı için, ya da beceriksizliğinden dolayı olmuştur.
Bu durumda ey bürokratlar ve siyasiler eğer devletin olanakları elinize geçerse siz de çalın, soyun, siz de soygun düzeni kervanına katılın.
Nasıl olsa bunun, bu ülkede ne hukukta, ne de dinde herhangi bir karşılığı olmadığını artık herkes deneyleyerek öğrenmiştir.
Yolsuzluk haberi yapmanın gazetecilik olmadığını ve de muhalefetin soygun üzerinden söylemler geliştirmesinin bu ülkede bir karşılığı olmadığını lütfen anlayın.
Ayrıca dinlerin hepsinde insan ahlakı ve hırsızlıkla ilgili bir çok söylem olmasına rağmen, toplumlar bunlardan herhangi bir ders almış görünmüyor.
Tanrı bile dört din, yüz yirmi dört bin peygamber göndermiş olmasına rağmen insanlar bu mesajlardan bir şey anlamamış ve bir şeyde öğrenmemiştir.(Sosyal medyadan alıntıdır)
Son din ve son peygamberle birlikte ”Aklınızı başınız alın, başka din, başka peygamber yok artık son dinle insan olmayı öğrenin” denildiğine göre tanrıda bu dünyanın insanından umudu kesmiş olacak ki din gönderme ve peygamber göndermeye noktayı koymuştur.
Gerçi bu gün hala ben peygamberim diye ortaya çıkanlar var onlara da meczup gözüyle bakılıyor.
Bu durumda ne yapmak gerekir?
Dinler insanın insan olmasına, dürüst, namuslu, hak, hukuk bilmesine yetmediğine göre yeni bir şey yapmak gerekiyor.
İsveç, Norveç, Japonya, Almanya nasıl dürüst olmuş, nasıl insan hakkı, adalet, eşitlik özgürlüğe kavuşmuşsa o yolu izlemek gerekmiyor mu?
Yani seküler toplum yapısında, laik, demokratik hukukun üstünlüğüne dayalı ve çocukluktan ölüme sürekli eğitimin egemen olduğu bir toplum modeline sarılmak gerekmiyor mu?
Bu yazıyı okuyanlar ve beni tanıyanlar benim her türlü inanca saygımın olduğunu bilir.
Kimin neye inandığından ziyade, inandığının toplumu geri götürmesi, sefalete sürüklemesi, insanlığa zarar veriyor olması beni ilgilendiriyor.
Olmuyor, olmuyor, olmuyor laikliğin, bilimsel eğitimin ve de sürekli eğitimin olmadığı bir dünyanın mutsuzluk, acı, göz yaşı, kan, katliam ve acı getirdiğini anlamak zorundayız.
Dinciliğin egemen olduğu toplum modellerinde insanlar mutsuz ve ülkelerinden kaçmak zorunda kalıyorlar.
Bizim gibi ülkelere ve demokrasi olan batı ülkelerine kaçıyorlar.
Ayrıca gelen insanların bizim gibi az da olsa demokrasinin, insan haklarının ve seküler, laik kalıntıların olduğu yaşam biçimine çabucak adapte olduklarını görüyoruz.
Kaçmış olduğu gerici, dinci yapının ve şeriat rejiminin burada olmasına katkı verecekleri kanaatinde de değilim.
Gelen insanlar geldikleri şehirlerde seküler yaşam biçimine ayak uydurmuş, özgür ortamın tadını çıkaracak yaşam biçiminin içinde çokta mutlu görünüyorlar.
Dinciliğin ve savaşın acımasız uygulamalarından kaçan insanların geldikleri bizim gibi ülkelerde, kaçtıkları ülkeye benzetecekleri konusunda bir iradeye destek olacakları kanaatinde değilim.
Geldikleri yer cehennem ise neden buranın da cehennem olmasını istesinler ki?
Bundan dolayı bu insanlara insan muamelesi yapıp onlarında temel insan haklarından faydalanmalarına ve de laik demokratik bir ülkede yaşamanın tadına varmış olmalarına katkı sunup anlayışla karşılamak gerekir diye düşünüyorum.
Bu ülkenin şeriatçıları, şeriat ve dinci uygulamalardan kaçan bu insanların kendi şeriat amaçlarına katkı sunacaklarını umuyorlarsa yanılıyorlar.
Son bir not, Elif Şafak başörtüsünü çıkarmış haberi gündemde.
Oysa bir kadının başını açması veya kapaması onun özgür iradesiyle ilgili olduğunu ve buna saygı göstermek gerektiğini kabul etmemiz gerekiyor.
Elif Şafak yalan söylemiş, Kabataş yalanın da siyasal İslamcıların aparatı olmuş, boş verin bunları hangimiz yaşamımız içinde hata yapmadık ki?
Elif Çakır’ da siyasal İslamcılığın, dinciliğin çıkarcı, yalancı ve de kokuşmuş dünyasından kopmuş olmasını saygıyla karşılamak gerekiyor.