Temmuz 25, 2024

CHP’li belediyelere tehdit.

ile mehmet yüceer

Bir insanın inancı onun yaşam bakışındaki pencere gibidir.

O pencere bazen yazı, bazen kışı, bazen de baharı gösterir.

İsteyen istediği pencereden bakabilir.

İnsanın inancı başka bir insanın inancını ve yaşamını tehdit etmiyorsa bırakın kim neye inanıyorsa inansın.

Örneğin ben Müslümanım ve bu ülkede şeriat olmalı diyorsa bu inanç biçimi sorunludur.

Ben Müslümanın inancımı kendi dünyamda yaşıyorum ve de Allaha karşı görevimi yapıyorum, bunun sonucunda da cennete gideceğim diyorsa bu bakış açısı da kimsenin yaşamını tehdit etmiyorsa bir sorun yok.

Bu şekilde inanan kimsenin sonuçta cennete gitme hayali ve orada çok büyük huzur bulma ve de yetmiş adet kadını olacaksa, cinsel gücü yetmiş kadınla birlikte olsa bile bitmeyecekse ve bu dünyanın kulu buna inanıyorsa bunda da bir sorun yok.

Sorun nerede?

Adam cennete inanıyor ve bunun içinde islamın emri sandığı beş vakit namazı (Kuranda beş vakit namaz yok hatta namaz yok) orucu tutuyor, zekatı veriyor hacca gidiyorsa bırakın özgürce yapsın.

Bunda da bir sorun yok.

Bunu, başkalarına dayatıyorsa işte sorun orada başlıyor.

Adam oruç tutuyor kendisi oruç tutuyor diye belediyelerin yemekhanesini kapatıyor, elinden gelse çarşı pazardaki bütün yeme içme mekanlarını kapatacak.

İşte böyle olunca sorun başlıyor.

Oysa inandığı din suçu da mükafatı da bireysel hale getirmiştir.

Hiç kimsenin namazı, orucu veya dinin emrettiği diğer kuralları yaparsa başkasına bir faydası yok.

İşte islamın aşamadığı en büyük sorun bu.

Diyor ki benim dinim en doğru din ve bu dini yapmayan, kurallarına uymayan kafirdir zındıktır.

Hatta Kuran’ın bir ayetine göre de katli vaciptir.

Uzay çağına geldiğimiz 2024 yılında tam sekiz yüz yıl önceki sosyolojik şartları ve o günün doğrularını bu gün hala başkalarına dayatmanın doğru olmadığını ben biliyorum.

Çözüm nedir?

Çözüm çok basit, Demokratik Laik Cumhuriyet içinde özgürlükçü demokrasiyi herkesin kabullenmesi ve de herkesin bu ortak paydada buluşarak inancını inançsızlığını yaşamasıdır.

Biz buralardan çok uzaklaştık.

Maalesef sekiz yüz yıl öncenin Arap adetlerini bu gün din diye dayatan gerici tarikatçı milyonlar ”dindarım” görüntüsü altında faşist baskı kurmanın her türlü motivasyonunu kazanmış bir şekilde her yere hakim olmaya çalışıyor.

Sayın Erdoğan sayesinde bu yolda da çok büyük mesafe aldılar.

İşte CHP’ nin 31 mart seçim zaferi bu gerici çağ dışı akımların önüne çıkan ilk engel olmuştur.

Sayın Erdoğan bunu gördüğü için CHP’ li belediyelere kalan ve kendi yandaşlarının bırakmış olduğu borçları tahsil etmek için belediyelere nüfusa göre verilen İller Bankası paylarını kesmeyle ve de kendi yandaşlarının borçlarını CHP’ li belediyeler üzerinden tahsil etme tehdidini savurdu.

Buna karşı CHP’nin şunu demesi lazım. ”Yemeği kim yediyse hesabı o ödeyecektir.”

31 mart sonrası yapılan borçlar CHP’ ye aittir ondan öncekiler ise AKP’ lilerin ve yandaşlarının yapmış olduğu borçladır diyerek bu duruma göre yeni stratejiler geliştirmesi gerekiyor.

Bunu yapmadığı taktirde, İller Baknkası payları borçlara karşı mansup edilirse CHP’ li belediyeler çalıştırdığı elemanlarının bile maaşlarını ödeyemeyecek duruma düşecektir.