Elli yıl önce ve bu gün Kırklareli anıları.
Pazar günü sabah uyandım ve Kırklareli aklıma düşüverdi.
Sabahın köründe tek başıma atladım arabaya Saray’a gittim (Yanlış anlamayın Tekirdağ Saray. Ankara Beştepe saray değil.)
Sabah çayını Saray’ın köyünde (Ayvacık) köy kahvesinde içtim.
Ne zaman İstanbul dışına gitsem bir köy kahvesine giderim.
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun…
” Şairim,
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası,
Ayak selerinden tanırım,
Ne zaman bir köy türküsü duysam şairliğimden utanırım ” sözlerini hatırlarım.
Vize, Pınarhisar ve Kırklareli.
Arabamı Dingiloğlu parkına kenarına park ettm.
Öncelikle orta ve lise yıllarımda oturduğum eve baktım.
Aynen yerinde duruyordu sadece üç katlı bina iş yeri olmuştu.
Tam elli yıl önceki gibi hamamın civarındaki esnaf yerinde duruyordu.
Şöyle bir baktım tanıdık hiç kimse yoktu.
Hayatımın en güzel günlerinin geçtiği hamamın önünde durdum.
Baktım baktım duvarlarına türbe misali elimi sürdüm.
Kapanmıştı, koskoca meydanda öksüz bir çocuk gibi yapayalnızdı.
Sevgili arkadaşım hala da arkadaşım dostum Nasip’le ilk bilardo oynadığım ve bilardoyu öğrendiğim Genlik Spor kulübü yerinde duruyordu ama o da yapayalnızdı.
Yaşar abinin birahane olarak açtığı mekanın önünde durdum, baktım baktım o günün sıcak güzel insanlarını göremedim.
Kırklareli’nin sosylaleşme mekanı İstasyon caddsine yöneldim.
Elli yıl önce cadde yalın, sade ve tertemizdi.
Şimdi ise cadde boyunca ticari iletmelerle o güzelim mekan boğulmuştu.
Eski güzelliğinden eser göremedim.
Tren İstasyonun önünde durdum.
Atatürk’ün Kırklaraeli’ne gelişinin yıl dönümü kutlamasında (20 aralık 1930) bayrak töreninde Haluk hocama ”Üşüdük hocam” dediğimi onun da bana ”Üşümen önemli değil, kafanın içini üşütme” dediğini hatırladım.
Stadın önünden geçerken Kırklareli sporun meşhur sloganı ”Kırklar yırtar” sesleri kulaklarımda çınladı.
Kaptan Mehmet sıra arkadaşım kara Güngör, Yüksel, İlker, Gürhan Toker’li Kırklareli spor kadrosu aklımdan geçiverdi.
Kırklareli Atatürk Lisesi yerinde duryordu.
Basamaklardan inişim çıkışım…
Öğlen yemek arasından sonra buluştuğum sınıf arkadaşım Önder Başlı’nın esnaf olan babası Ali amcanın dükkanını aradım.
Orası da yoktu çok değişmişti.
Meydanda köşedeki Urfa’lı bakkal yoktu yerinde başka bir işletme vardı.
İlk defa lahmacunu Kırklareli’ne tanıtan bakkalın kardeşi Nurettin’i hatırladım.
Sırtına yüklediği beyaz bir kasa içinde lahmacun satardı.
İkizler lokantası yok olmuştu.
Oraya paspala yemeye giderdim.
İkizlerin sahibi Mehmet amcanın ”Çek bir paspala” diyerek servisi yaptıktan sonra erkenden kurduğu çilingir sofrasına geri dönüşünü hatırladım.
Meydadnda hamanın müştemilatı olan Arasta’ya girdim.
Eski Arasta gitmiş ve moderleşeceğim derdiyle yok edilmiş bir arasta gördüm.
Şehirde Bulgar turistler vardı.
Özellikle tatlıcılara ve helvacılara doluşmuşlardı.
Bulgarlar soğuk olur ”Helva yiyelim de ısınalım” mı diyorlar bilmiyorum.
Elbette lise yıllarımın köftecisi Küçük Mustafa’ya gitmeden olmazdı.
Garson gelince muhabbet olsun diye ”Elli yıl sonra köfte yemeye geldim” dedim sallamadı bile.
Köftecide eski o basit yalın ve sadece köfteci dükkanının sıcaklığını göremedim.
Bir kaç masada gene Bulgarlar vardı, masalarında bir şişe bira bağıra bağıra konuşuyorlardı.
Belli ki, AB’ ye girseler bile hala kentli olamamışlardı.
Oradan çıktım Dingiloğlu parkında oturdum orta okul, lise yıllarımda o meydanda neler yaşadığımı dülündüm.
Hamamın önünde caddeye hakim noktada Çingenelerin boyacı sandıklarını göremedim.(Doğrusu Çingenedir, roman değil. Çingene kelimesi utanılacak bir kelime değildir. Bununla ilgili iki tane makale de yazdım. )
Bilemiyorum ama elli yıl önceki Kırklareli gitmiş yerine anlam ifade etmeyen, kakafoni dolu, duygularını kaybetmiş bir şehir gördüm.
İyi ki Kırklareli’nde okumuşum,iyi ki o şehri yaşamışım.
İnsanları din, dil, ırk ayrımı gözetmeden bana sevmeyi öğreten, emeğim en yüce değer olduğunu anlatan,kardeşliği, dostluğu öğreten Kırklareli halkına,öğretmenlerime güzel insanlarına selam olsun.
Sevgili dostlar Kırklareli’nin yürekleri barış dolu insanları ben elli yıl önceki Kırklareli’ni aradım, gezdim, dolaştım ama bulamadım.
Belki şehir değişti belki de bizler değiştik.
Bilemiyorum.