Erkan Baş ve hastalıklı ruh.
Tokatta bir Türkmen köyünde doğdum.
Köyümde okul olmadığı için her gün başka bir köye bir saat sabah bir saat akşam yürüyerek gittim geldim ve ilkokulu bitirdim.
On bir yaşımda Alibeyköy Orta Okuluna kaydımı yaptırdım.
İşçi bir babanın oğlu olarak Boşnakları tanıdım.
Komşularımız Boşnaktı, okulda Boşnak işçi çocukları arkadaşlarımdı.
Kırklareli’ne gittim orada orta ikiden sonra liseyi bitirene kadar Kırklareli’nde yaşadım.
Orada mübadeleden gelen balkan göçmenlerini, muhacirleri ve batının medeniyet yüzünü aydınlık yüzünü tanıdım.
Yani hayatımın bu güne gelmesinde aydın, ilerici ve insan sever olma mücadelemde batıdan gelen göçmenler ve de Boşnaklar çok etkili olmuştur.
Bu kültürü almam sonucunda insanları din, dil, ırk ayrımı gözetmeden sevmeyi öğrendim.
Bütün ırklara saygı duydum fakat ırkçılıktan nefret ettim.
Dindar insanlara ve Allah için dinini yaşayanlara saygı duydum fakat dincilerden ve siyasal islamcılardan uzak durdum hatta tavır koydum.
İyi ki de Alibeyköyü’nde Boşnakları, Kırklareli’nde mübadeleden gelen batılı göçmenleri, muhacirleri tanıdım.
İyi ki onların barışçıl, insancıl sıcak yüzüyle tanış oldum.
Bundan dolayı Destici denilen ırkçı, ayrımcı siyasette olmaması gereken anlayışları bu ülke bir gün safra gibi bünyesinden atacaktır.
Erkan Baş gibi sosyalistleri ve yurtseverleri de kucaklamasını bilecektir.
Çünkü tam yetmiş beş yıldır sağcılar ve siyasal islamcılar, satılmış sermayederler tarafından sosyalistler vatan haini din düşmanı diye tanıtıldı.
Şimdi ise Nazım Hikmet gibi komünistlere yüzlerce sosyalist aydına, yazara, çizere, düşünüre ne büyük haksızlıklar yapıldığımı her kesim kabul etmiş görünüyor.
Aynı hastalıklı ruh bu günde Erkan Baş’a aynı haksızlığı yapmaya çalışıyor.
İşte Destici bu anlayışın son temsilcileridir ve kalıntılarıdır.
Ülkenin aydınlık, ilerici, çağdaş yüzü bu çağ dışı ırkçı, faşist zihniyetleri demokratik yollardan siyaset dışına itecek kadar da bilinçlidir.
Bundan dolayı Erkan Baş’a ve sosyalistlere selam olsun.
Onların bu ülkede artık siyasette, parlamentoda öyle üç beş kişiyle değil kitlesel olarak olmaları kaçınılmaz bir gerçek olarak önümüzde duruyor.