Ekim 27, 2022

Ezilmek kader midir?

ile mehmet yüceer

Deprem kapımızda ve herkes kaderin onlara yazdığı ölümleri bekliyor.

Oysa depremde ölmenin kader olmadığını herkes biliyor.

Ondan dolayı herkes çürük binalardan daha sağlam ve yeni yapılan binalara taşınmak istiyor.

Hastalıktan öleceğinin kader olduğuna inanmıyor çünkü uzun yaşamak ve hastalığı yenmek için doktorların kapısını çalıyor.

İlaçlar kullanılıyor.

Herkes fakirliğin kader olmadığını biliyor çünkü zengin olmak için gayret gösteriyor.

Herkes biliyor ki Andorra 84 yaş süresiyle en çok yaşayan ülkeler içinde birinci sırada.

Angola 38 yaşına kadar, Türkiye 71 yaşına kadar, Japonlar 82 yaşına kadar ortalama ömürleri var.

Dünyanın bütün ülkelerinde ömürlerin kısa veya uzun olmasını kader değil o ülkelerin sosyal, ekonomik ve eğitim şartları belirliyor.

Yani insanlar uzun yaşamak için ellerinden geleni yapıyor ”Bu benim kaderim” diyerek ölüme, fakirliğe, yoksulluğa ve kötü yaşam koşullarına teslim olmuyor.

Kader diyenler ve insanların kötü şartlarda yaşamasını kadere bağlayanlar, kaderi onlara dayatanlar o insanların kötü yaşamından zengin olanlar ve onların sırtından iyi yaşayanlardır.

Bundan dolayı din sınıfı ortaya çıktığından bu yana halkı sömürenlerin ve halkın sırtından geçinenlerin yağcısı, yancısı ve destekçisi olmuştur.

Bu durum bugün de geçerlidir.

Halkın lehine olan hiçbir ilerici devrimin yanında din sınıfı yer almamıştır.

Dünya devrimlerine bakın bunu göreceksiniz.

Sovyet devrimi Lenin, Türkiye devrimi ve Atatürk en yakın örneklerdir.

Bu gün din sınıfı ve sömürücü sermaye ve ülkenin fakirini aldatmak için kader ve alın yazısı dogmatik düşüncesini emekçilere ve ezilenlere dayatmaktadır.

Ezilenler, emekçiler, yoksullar bunu kabul ettiği sürece, ilerici, emekten yana devrimlerin karşısında yer aldığı sürece ezilmeye ve çile çekmeye devam edecektir.