Eylül 30, 2021

Galileo’dan, Ali Erbaş’a geçiş…

ile mehmet yüceer

Dinlerle bilimin çatışması dinler ortay çıktığından bu yana hiç bitmemiştir.

Batı da bu çatışmada bilimin kazanması ve dinin kiliseye hapsedilmesiyle nefes almıştır.

Bunun içinde tam üç yüzyıl mücadele edilmiş, Fransız devrimiyle bilimin, laikliğin rehber edinilmesiyle batı insanı nefes almıştır.

Bu mücadeleye yani bilimle dinin çatışmasına en güzel örnek Galileo Galilei’nin (1564-1642) hayatıdır.

Galileo’nun babası yoksul bir matematikçiydi ve oğlunu çok daha fazla para getirecek alanlara yöneltmeye çalıştı.

Hatta matematikçi olmasın diye dünyada matematik diye bir bilimin varlığını oğlundan gizlemeyi çalıştı.

Galileo ancak 19 yaşındayken bir rastlantı sonucunda geometri dersi dinleyince babasının ondan gizlediği bu alana daha çok ilgi duydu.

Bundan sonraki yaşamında matematik, dinamik, cisimlerin hareketlerine yön veren yasalar konusunda kafa yordu.

Galileo bulana kadar hareket halindeki bir cismin kendi başına bırakıldığında duracağı düşünülürken, Galileo her türlü dış etkiden bağımsız olduğu sürece bu cismin düz bir çizgi üzerinde ve değişmeyen bir hızla hareket etmeye devam edeceğini ispatladı.

O güne kadar yüksekten düşecek olan on kilogram bir kütleyle, bin kilogram bir kütleden ağır olanın yere daha çabuk düşeceğine inanılırken, Galileo, Pisa kulesinde yaptığı deneylerde birbirinden farklı ağırlıktaki cisimlerin aynı anda yere düştüğünü ispatladı.

Galileo’nun bu tür bilimsel çalışmalar yapması doğrunun deneylerde ve bilimsel çalışmalarda değil kutsal kitaplarda aranması gerektiğine inanan kilisenin nefretini kazandı.

Aristoteles’ten Galileo’ ya kadar 2000 yıl boyunca hiç kimse Aristoteles’in düşen cisimler için koyduğu yasaların doğru olup olmadığını sınamayı düşünmemiştir.

Düşen cisimlerle ilgili deneyler iki bin yıllık inanışı yok ederken, kiliseyi de rahatsız etmeye başlamıştı.

Çünkü Galileo kutsal kitaba ters düşen işler yapıyordu.

Galileo’nun başını derde sokan yeni icadı teleskop olmuştur.

Bir Hollanda’lını böyle bir alet icat ettiğini duyan Galileo aynı aleti yapmayı başarmış ve hemen akabinde astronomiyle ilgili birçok buluşu olmuştur.

Galileo, Jüpiter’in uydularını teleskopla tespit etmiş, İncil’e ve kiliseye gene ters düşmüştür.

Venüs’ü ve diğer gezegenleri tespit etmiştir.

Galileo Ay’ın yüzeyinde dağların olduğunu, Güneş üzerinde lekeler olduğunu keşfetti.

Tanrının yarattıklarını pürüzsüz, kusursuz ve lekesiz olduğuna inanan kilise çevresi bir kez daha Gelileo’yu hedef yaptı.

Katolik üniversitelerinde bu buluşlardan söz edilmesi yasaklandı.

Bu yasaklar yüzyıllar boyunca sürdü. (Bu yasak papalığın yasaklar listesinde 1835 yılına kadar devam etti.)

Kilise papazları bütün vaazlarında matematik ve geometriyi şeytan işi olduğunu, matematikçilerin sapkın kişiler olduğunu, din düşmanı, İncil düşmanı olduğunu yaydılar.

Bütün bunların sonucunda da Engizisyon astronomi bilimini ele aldı ve kutsal kitaptaki bazı metinlere dayanıp bir gerçeğe vardı.

Güneşin merkezde olduğu ve dünyanın çevresinde dönmediği kanaatine vardılar ve bu görüşlerin aksini savunanların din düşmanı, kutsal kitap düşmanı olduğunu ilan ettiler.

Bunun üzerine Galileo papanın emriyle engizisyon yargıçlarının/papazlarının önüne çıktı.

Engizisyon Galileo’dan yanlış işler yapmayacağına, bir daha bu tür çalışmalar yapmayacağına dair and içerek vazgeçmesini istedi.

Galileo 1616 yılında yargıçların bu buyruğunu yerine getirdi.

Bunu yaparken, Bruno’nun 16 yıl önce diri diri yakıldığı aklından hiç çıkmamıştı.

Papanın buyruğu üzerine dünyanın döndüğünü söyleyen bütün kitaplar ve diğer buluşlar yasaklandı.

Böylece Kopernikus’un bu yöndeki kitapları da yasaklanmış oldu.

Bundan sonra Galileo hayata küstü, Floransa’ya çekildi sessiz, sedasız yaşamaya başladı.

Aklı da sürekli bilimdeydi ve dünya ona göre dönüyordu, Ay’ın üzerinde dağlar vardı, Venüs ve diğer gezegenleri teleskobuyla görmüş keşfetmişti.

1623 yılında bir umut ışığı doğdu, arkadaşı Kardinal Barberini papa olunca içine bir ışık doğdu tekrar bilimsel çalışmalar yapabileceğine inandı.

Bu cesaretle o güne kadar kafasında topladığı bütün bilgileri bir kitap olarak yazdı ve bu kitap Avrupa bilim çevrelerinde doyulmaz bir ilgiyle karşılandı ve okundu. ( İki Büyük Yer Sistemi Ptolemaios ve Kopernikus Üstüne konuşmalar. )

Bilim dünyası sevinç içindeyken, aydınlanırken kilise ve papazlar çılgına döndü.

Birçok bilim düşmanı papaz Galileo’nun bu davranışına karşı kampanya başlattı.

Tekrar engizisyon mahkemesine çıkmasını sağladılar.

Arkadaşının papa olmasından cesaretle yazdığı kitap başına bela olmuş en yakın arkadaşı ona baş düşman olmuştu.

Roma da engizisyon mahkemesine tekrar çıkarıldı ve Floransa’dan Roma’ya varır varmaz sağlığı çok bozuk olmasına rağmen zindana atıldı.

Galileo’dan tekrar yemin etmesi ve kutsal kitaba ters düşecek hiçbir çalışmanın içinde olmaması kaydıyla canı bağışlandı.

Sözlerini yaptıklarını geri alma sözü vermesine rağmen Galileo sürekli gözetim altında tutulmak kaydıyla, benliğini temize çıkarana kadar üç yıl boyunca her hafta bir kere İncilin bir bölümünü yüksek sesle okumaya mahkûm edildi.

Ölüm cezası verilmemesi ve dinsel bir cezayla kurtulmasının nedeni sözlerini geri almış olmasına bağlandı.

Galileo verilen bu cezayı halkın önünde diz çökerek uzun bu yazıyı yüksek sesle okudu.

Sonunda şöyle diyordu.

” Sözü geçen yanlışlık, sapkınlıklardan bir daha yinelememek üzere and içerek vaz geçiyorum, sapkınlık ve yanlışlıkları lanetliyorum. Gelecekte de hakkımda buna benzer bir kuşku uyanmasına yol açacak hiçbir şeyi yazıyla ya da sözle ileri sürmeyeceğime and içiyorum ”

Galileo, ayrıca dünyanın döndüğünü kim söylerse ve duyarsa onu engizisyona bildireceğine söz verdi.

Bu olaydan sonra ömrünün kalan kısmını zindanlarda değil ama gözetim altında bilimsel çalışmalardan uzak, yazmadan, çizmeden tek bir yerde gözetim altında geçirdi.

Ailesiyle, arkadaşlarıyla görüşmesi yasaklandı.

1637 yılında kahrından ve dünyanın döndüğünü bildiği halde zorla, can korkusuyla inkâr etmesinden dolayı kör oldu.

1642 yılında Newton’un doğduğu yıl öldü.

Bunu niye yazdım?

05.07.1993 yılında okuduğum Bertrand Russel’in ” Bilim ve Din” adlı 1950 yılı Nobel ödüllü kitabını tekrar okuyunca yazmak istedim.

Dinler ve bilim çağlar boyunca çatışmıştır.

Her çatışmanın sonunda uzun da olsa bilim kazanmıştır.

Bilim kazandığı için insanlık akılla yapılan ve bilimin öncülük ettiği birçok alanda ilerlemiştir, çağdaş değerlere ulaşmıştır.

Bu durum İslam’ın egemen olduğu coğrafyalarda da, Hıristiyanlıkta da aynı olmuştur.

Bu mücadele batıda bitmiştir, batı orta çağın karanlık dönemlerinden kurtulmuştur.

Doğu ve İslam coğrafyası ise batının 1000 yılı ile 1500 yılı arasında yaşadığı orta çağ karanlığını bu yüzyılda yaşamaya başlamıştır.

Bundan dolayı Ali Erbaş ve tarikat şeyhleri bu ülkenin her zerresinde varlığını sürdürmektedir.

Bu görüntü batının 1500′ lü yıllarda yaşadığı görüntüdür.

Bundan dolayı bilimsel eğitim yapan fen liseleri kapatılıp imam hatipler açılır, bundan dolayı bilimin en temel yol göstericisi olan felsefe, mantık okullarda yasaklanır.

Bu çaba, bugün İslam’ın orta çağ karanlığında ısrar etmesinden ve din sınıfının ve ona sırtını dayayan siyasal İslamcıların bu dünyada kurmuş oldukları cennetlerinin devamı için gereklidir.

Bundan dolayı insanlar dinini öğrenmesin diye inandıkları kitap Arapça olarak okumaya zorlanır.

Bugün 2021 yılında cahil ve eğitimsiz bir kesim anlamadıkları din kitabını elli kere okuduklarında (Hatmettiklerinde) bütün günahlarından arınacaklarına, cennete gideceklerine inandırılıyor.

Batı orta çağ karanlığından kurtulmak için yüzlerce yıl uğraşmış, Gaileo gibi yüzlerce bilim adamı can vermiş, giyotinlere gitmiş ama sonunda toplum nefes almış, aydınlığa kavuşmuştur.

Bugün, bundan dolayı Atatürk devrimleri bu ülke için önemlidir.

Bundan dolayı ” Hayatta En Hakiki Gerçek/Mürşit ilimdir ” demesi yol göstericidir.