Gaziosmanpaşa’nın siyasetçileri.
Her ülkenin münbit toprakları vardır ne ekersen en iyi verimi alırsınız.
İstanbul Gaziosmanpaşa ilçesi de siyaset açısından münbit bir ilçe durumundadır.
O kadar çok siyasetçi üretti ki, sizler onlardan bahsetmek isterim.
Bunları bir hatırlatalım dedik.
1980′ den başlayacak olursak.
RECEP KORAL: Belediye de başlayan bürokrasi yaşamıyla birlikte ANAP’ ta siyaset ve daha sonra ANAP’tan ayrılış ve AKP de yola devam.
Kendisi belediye başkanlığı, milletvekilliği yaptı çok fazla etliye sütlüye karışmadı son on yıldır da köşesinde sadece olan bitenleri takip ediyor ve siyaseti açılış ve toplantılarda protokol siyasetçi olarak devam ediyor.
1994 yılında R.Koral belediye başkanı olduğunda ben de DSP ilçe başkanıydım ve bir yıla yakında 1995 genel seçimlerine kadar meclis üyesi olarak çalıştım.
SABRİ ÖZTÜRK: ANAP’ta belediye başkanlığı, daha sonra ön seçimde çok oy alarak milletvekili olması.
Milletvekilliği kısa sürdü ve bir süre köşeye çekilip işleri uzaktan takipten sonra gençliğinin aşkı olan CHP’ den belediye başkan adayı oldu.
Sonrası hayal kırıklığı ve de DP’ den bir kez daha belediye başkan adaylığı gene hayal kırıklığı ve sıkıntının, üzüntünün de etkisiyle hastalanması ve bu saçma sapan insanlardan kurtuluş ve ölüm.
Gürpınar da yaptığı bir site inşaatı sırasında yapı denetimini şirket olarak yapmıştık o da uzun sohbetlerimiz oldu.
Orada sıkıntılarının ana kaynağı konusunda da sohbetlerimiz olmuştu ama onlar benimle birlikte mezara gidecektir.
MEHNET SEVİGEN: Kendisini 1988 yılında Kültür Spor da yöneticilik yaptığım dönemden beri tanırım.
İlk siyasi hamlesi DSP’nin ilk emekleme döneminde İstanbul İl Başkanlığı, partinin örgütlenmesi ve 1991 seçimlerinde milletvekili olması.
Örgütten bir arkadaşımın anlatmasına göre, Rahşan Ecevit milletvekilliğine karşı çıkmış, ilçeden onu sevenler topluca DSP genel merkeze gitmişler ve Sevigen’in milletvekili olması kabul edilmiş. (Sevigen örgütlerde sevilir, sıcaktır, alçak gönüllüdür, herkesin işine koşar, ne zaman ararsan telefonu açıktır ve de hani derler ya şeytan tüyü vardır aynen öyle)
Rahşan Ecevit bu olaya çok kızıyor ve örgüttekiler dönüp diyor ki ”Bu isteğinizden dolayı bir gün utanacaksınız”
Aradan bir yıl geçer CHP Baykal tarafından yeniden açılır açılmaz Sevigen CHP’ ye geçer ve Rahşan hanım der ki ”Ben haklı çıkmaktan yoruldum.”
Sevigen’in siyasi çizgisi Baykal’la en üst düzeylere çıkmış, bakan olmuş ve partide Baykal’la birlikte her görevi yapmıştır.
2010 yılından sonra sayın Kılıçdaroğlu tarafından siyasette görev verilmemiştir.
Muhalif ve yandaş kanallarda CHP’ nin yöneticilerini çok ağır eleştirdiği için ve buna bağlı olarakta CHP’ den ihraç edildi ama o hala bir CHP üyesi gibi davranmaya devam ediyor.
Baykal onun için her şey, şu anda da Baykal hakkındaki iddialardan dolayı sıkıntıları olduğu kanaatindeyim.
Çünkü Baykal-Sevigen birbirinden ayrılmaz bir elmanın iki yarsı gibidir ve 1992 yılından bu güne kadar hiç ayrılmadılar, hiç ters düşmediler.
Baykal’ın tırnağı ağrısa Sevigen’in bütün vücudu ağrır, o derce yani.
SÜLEYMAN SOYLU: Soylu, kendisi çocukluktan siyasetçi, ve babasının AP(1980 öncesi…Z kuşağı için bilgi.) ilçe başkanı olmasıyla alaylı ve evden, sokaktan eğitimli siyasetçi.
Çok genç yaşta ilçe başkanı ve de il başkanı oldu.
Aynı dönemlerde il başkanlığı yaptık, kendisini 1990 yılından beri tanırım.
Siyaseti DYP’de yaptı, DP’ ye genel başkan oldu ve sayın Çiller’ le olan dostluğuna istinaden AKP’ ye geçiş yaptı.
Duayen siyasetçi kendi çiftliğinin ağası Süleyman Demirel’in dediği bir cümleye sıkı sıkı sarılıp ”Dün dündür, bu gün bu gün” diyerek dün söylediklerini unuttu, bu güne bakarak AKP’ de gelebileceği en tepe noktaya ulaşmayı çok kısa bir sürede başardı.
Hani bir söz vardır ya, ”Hızlı çıkan hızlı iner” misali, sanki öyle olacak gibi duruyor ama ben sayın Soylu’nun yaş yere yatacak bir siyasetçi olduğu kanaatinde değilim.
Bu gün bulunduğu en tepe nokta çok sivrildiği için oturduğu yer çok daha rahat görünmüyor.
Bundan dolayı sayın Soylu’ya bu gün sorulsa eskisi gibi DP’ de kalmak mı istersin yoksa AKP’ deki bu günkü durumunda mı?
Elbette insani değerleri yüksek olan birisi ”Keşke DP’ de kalsaydım” der.
Bu gün güç durumda ve G.O.paşa ilçesinde o küçük büromda kalsaydım da yazıcının tıkır tıkır sesleriyle küçük gelirlerimle eski mutlu, huzurlu günlerimde olsaydım diyebilecek kadar sıkıntılı bir durumla karşı karşıya olduğu kanaatindeyim.
AZİZ BABUÇCU: Kendisiyle belediye meclisinde belediye meclis üyeliği yaptık, ben CHP’ nin grup sözcüsüydüm o da AKP grup başkan vekiliydi.
İyi hatipliği, yumuşak karakteriyle kısa sürede öne çıktı ve AKP İstanbul İl Başkanı oldu.
Daha sonra milletvekili oldu ne olduysa orada oldu, milletvekili oldu ve orada tıkanıp kaldı.
Ondan sonra sesi soluğu kesildi veya kendisi mi kesti , kesildi mi anlayamadık.
O da şu anda var mı, yok mu belli değil.
DERYA YANIK: Derya hanımla da GOP belediye meclisinde beraber çalıştık ben CHP’nin, o da AKP’nin grup sözcüsüydü.
Zaman zaman keskin tartışmalarımız oldu.
GOP siyasetinde Kadir Topbaş’ın avukatı olduğunu duyardık.
İlçe siyasetinden sonra bir süre saray siyasetinin ürettiği dindar veya ihvancı derneklerde yönetici olarak devam etti.
Televizyonlarda açık oturumların müdavim konukları arasındaydı.
Bir gün bir de baktık sürpriiiiiiz, bakan olmuş.
Doğal olarak bakanlık zor iş konuştuğun her cümlenin her kelimesine, noktasına, virgülüne dikkat etmek zorundasın.
Ülkenin bütün gözleri fıldır fıldır üzerinde.
İki konuşma, iki gol ondan sonra bakanlığa devam ama basın, medya ve sosyal medyada yok, konuşmak yasak.
O mu kendisine ambargo koydu, yoksa ambargo yukarıdan mı geldi bilmiyoruz, şu anda sadece bakan ama nasıl bakan onu bilmiyoruz
ERHAN EROL: Kendisi on yıl belediye başkanlığı yaptı, bizim gibi müzmin muhalefet olan CHP’nin müzmin muhalefet meclis üyesi olarak on yıl kendisiyle çalıştık.
Sadece hatırladığım sayın Erdoğan bir gün ilçede kentsel dönüşüm açılışına geldiğinde ”Bu ilçede çok yüksek binalar yapılıyor, bunu yapmayın yüksek bina istemiyorum” diyerek bir ikaz almış olması ve daha sonra yaşananları fısıltı gazetesinden okuduk ama onları burada yazmanın bir manası yok çünkü ispatlayamayacağın hiç bir şeyi konuşamazsın da, yazamazsın da
Biz de öyle yapalım ama dönem sonunda sayın Erol aday yapılmadı, milletvekili yapılmadı o da nefes almak, rahatlamak için kendisini bir süre İstanbul dışına attı orada bekledi durdu.
Daha yeni duyduk ki kendisi DEVA partisi İstanbul İl Başkanı olmuş.
İlk işi ”Atatürk’ü çalışma odasından kaldırmak olmuş” haberiyle uyandık.
Benim tanıdığım Ergan Erol MHP’ ye yakın görüşleri olan ve Atatürk sevgisi olan birisidir.
Son bir kaç yılda modaya uyup Atatürk düşmanı olduysa ondan haberimiz yok.
Biraz da yerel siyasette ilçelerin tozunu koklayan, emek veren ve çilesini çeken ama bir türlü siyasette istedikleri yerlere gelemeyen emekçi siyasetçilerden bahsedelim.
MEHMET POLAT: Onun macerası SHP’yle başladı, CHP’yle devam ediyor.
Belki de G.O.paşa ilçesinde en uzun ilçe başkanlığı yapmış, siyasette ilçe başkanlığı dışında bir kez büyük şehir meclis üyesi olması ve siyasetin daha üst görevlerine gelememiştir.
O kadar çok anılarımız var ki kitap olur derler ya.
Bu günün eski CHP’ li Ağrı belediye başkanı CHP de parti meclisine alınırken sayın Polat hemen onun arakasında dışarıda kalmıştı.
Sayın Polat’ın o günkü kızgınlığını ve sitemlerini hiç unutamam.
Ahhhhh sayın Baykal neler oldu neler örgütler eşek gibi çalıştı sizler zevk sefa yaptınız, keşke sayın Polat bir gün otursa da sayın Baykal’ı yazsa.
On beş yıl ilçe başkanlığı yapmak çok büyük sabır ,ekonomi, insan ilişkileri ve de kuvvetli aile bağı ister.
Çünkü bu kadar uzun süre sürekli emek yoğun siyaset yapıyorsan ve siyasetin en temel kuralı olan ”Siyasetçinin parası pul, kendisi kul, karısı dul” üçlemesinden birisine toslaması anlamına gelir ki, sayın Polat üçünden de kazasız belasız çıkmış birisidir.
Zaman zaman ilçe siyasetinde muhalifi olan bir grubun gazına da gelerek ters düştüğümüz zamanlar oldu fakat bu gün için hala dostluğumuz baki.
Emek yoğun çalışan ve karşılığını alamayan bir kişi gösterecek olursak bunun adı Mehmet Polat’tır.
YÜKSEL ÖZYURT: Kendisiyle 1994 yılından beri tanışırız o ANAP’ ta ilçe başkanlığı yapıyordu ne ben de DSP de ilçe başkanı meclis üyesiyim.
Bir gece fakir fukara, garip guraba DSP ‘li politika fakirleri yurttaşlarla sokak afişlemesi yapıyoruz.
Acıkınca çorba bol ekmek.
Gece sokakta karşılaştık hoş beşten sonra ”Abi ne yapıyorsunuz” diye sorduğunda ben de ”Partili arkadaşlarımızla sokak afişlemesi yapıyoruz” dedim.
Oda bana dedi ki ”Abi ne uğraşıyorsun ver bir şirkete onlar hangi sokakta afişleme istiyorsan yapsınlar” dedi.
Tabi o yıllarda DSP fakir parti, ilçe başkanları benim gibi emekleriyle geçinen insanlar, ilçe binalarının kiralarını on beş yönetici imece usulü para toplayarak ödüyoruz çay, kahve ve elemen giderleri de aynen cebimizden.(Şerif Çelik, Ahmet Gürbüz, Beyhan Pekcan, Nermin Erdal Öztürk, Resul Aydın ve bir çok yönetici arkadaşımı saygıyla anıyorum)
Yüksel Özyurt o yıllarda da taş ocağı sahibi zengin bir ailenin çocuğu ve dibine kadar vahşi kapitalizmi savunan ANAP’ın ilçe başkanı.
Kendisiyle yıllardır görüşmem olmadı ama en son Sedat Peker’in ”Soylu’nun Kasası Özyurtlar” dediğinde adını duydum ve içim cız etti.
Çünkü benim tanıdığım Yüksel Özyurt Sedat Peker’in anlattığı kadar kirli işlere bulaşacak birisi değildi.
Son on beş yılda değişiyse bilemem.
Sedat Peker’in her söylediğini doğru kabul eden bir kamuoyu oluştuğuna göre demek ki değişmiş .
Değer mi?
Şimdilik bu kadar yeter ha kendimi unuttum ben, benden bahsedersem ayıp olur, belki başka birisi de beni yazar ben okurum.
Ben de GOP siyasetinden yetişen bir siyasetçiyim bu gün emekliyim, köşeme çekildim sürekli yazı yazıyorum.