”Hakça bir düzen” hayal mi?
1970 yılından sonraki tüm siyasal yapılanmaları ve icraatlarını biliyorum ve yaşadım.
Bu süre içinde öğrendiğim ve beynime mıh gibi çakılan bir şey var.
Bu ülkede siyaset halkın vermiş olduğu vergilerin toplandığı devlet denilen dili, gözü ve kulağı olmayan yapıyı soymanın bir aracı olarak kullanılmıştır.
1970’li yıllardaki devleti soyanlar kıyısından, köşesinden soyuyorlardı.
Yani halkın yoksullaşmasına neden olacak kadar kepçelerini devletin kasasına daldırmıyorlardı.
1980′ den sonraki gelenler abilerinden öğrendikleri küçük soygunları biraz daha ileri götürdüler.
Biraz da banel, basit ve görgüsüzler devleti yönetmeyi ele aldıkları için soygunlarını görgüsüzce yaptılar.
İlk soyguncuların soygun yolları tek şeritliydi, 1980 sonrasındakilerin yolları iki şeritli oldu.
İktidarlarının son yıllarında üç şeritli ve otoyol yapmaya başladılar ve soygun halkın her yanında hissedilmeye başladı.
Nihayet iki binli yıllardan sonra soygun, hız sınırı olmayan otoyolları yaptılar, hatta bununla da yetinmediler, soygunun o kadar hızlı hale getirdiler ki soygun hava yolu ve jetler kadar hızlandı.
Üstelik soygun yapılırken, her soygun ortaya çıktığında ”din elden gidiyor, vatan bölünüyor, ezan susuyor” paradigmasına sarıldılar, buna karşı çıkanlar ve konuşanlar terörist, vatan haini oldular.
Sosyal medyada bir paylaşım vardı çok hoşuma gitmişti.
”PKK ormanları yakıyor, düzenin soyguncuları otel yapıyor” diye yazmıştı.
Aslında bu işin tam da özetiydi.
Bu ülkede PKK, FETÖ, din, iman, cami, kuran kursu ve inançlar soygun yapmanın üstünü kapatan çok güzel kılıflar olarak siyasetin elinde güçlü bir aparat olmuş durumda.
1980 yılına kadar da soyguncular soyguna karşı çıkanları komünist diye suçlarlardı ve güzelim komünistlerin ne kadar haklı oldukları ve ne güzel insanlar olduklarını daha sonra onları vuran, döven, hapse atanlar ve işkence yapanlar bile kabul etmiştir.
Bu gün soyguna karşı çıkanlar belki elli yıl sonra tıpkı 1980 öncesi komünistler gibi aklanacaklar ama soygun yapılmış, halk fakir kalmış olacak.
Bütün bunlar 1970 yılından beri devam ediyor.
Peki geçmişte devleti soyanlar bu gün ne yapıyor?
Yalılarda, köşklerde yaşıyorlar, bu gün devleti soyanlarla kol kola yaşamlarına devam ediyorlar.
Bu insanlar için iktidardayken çok ağır sözler söylendi, iktidar değiştikten sonra gelenler gidenlere hiç dokunmadı ve onlar krallar gibi yaşamaya devam ettiler.
Bu gün CHP’nin yüksek sesle bu gün yapılan her türlü yolsuzluğun hesabını soracağını, bu gün devleti soyanlardan, onların çocuklarından, sülalesinden tek tek tahsil edeceğim, yurt dışındaki bankalardaki hesaplarını yurt dışından geri getireceğini, devri sabık yaratacağını, bu soygunu burunlarından fitil fitil getireceğini demesi gerekirken, sanki elli yıldır ne olduysa o olacakmış gibi davranarak bu ülkede yapılan hırsızlığın, hesap sorulamayacağının psikolojisini güçlendiriyor.
Yani devri sabık bu ülkede hiç bir zaman olmadı.
Giden siyasetçi soyduğuyla bu dünyada cennetini kurarken, gelen de cennetini kurmak için devleti soymaya devam etti.
Bundan dolayı bu sözleri bu gün bir tek TİP genel başkanı Erkan Baş söylüyor, onun da iktidar olmasının önünde çok büyük engeller ve soygun düzeninin sahipleri var.
Bu gün için ülkenin soyulmasının yarınlarda hesap sorulamayacağının en büyük teminatı mevcut siyasi yapı.
CHP kendi içinde olan ve yaşamı boyunca hiç ticaret yapmamış ve sadece devlet görevi yapmış ama çok zengin olmuş insanlar varsa bunları kapının önüne koymak zorundadır.
CHP tıpkı Kemal Kılıçdaroğlu gibi temiz insanların egemen olduğu bir parti olmalıdır.
Soygun düzenine karşı olduğunu ve emeğin iktidarını kuracağını yüksek sesle söylemelidir.
Devri sabık yaratacağını korkmadan söylemelidir.
Yüksek sesle tarikatlara, dincilere ve demokrasi ve insan hakları, kadın hakları düşmanlarına karşı olduğunu söylemesi gerekiyor.
Bu ülkenin camiden ziyade okula, imam hatiplerden ziyade bilim yuvalarına ihtiyaç olduğunu söylemelidir.
CHP yüksek sesle bunları söylemediği sürece ve düzenin pislik yapısından beslenen sermayeder kılıklı tiplerle iş tuttuğu sürece umut olması mümkün değil.
Bunu ben altmış dört yaşında bir çok tecrübeden gelen ve siyasetin mutfağından gelen bir mühendis olarak gördüğüm için yarınlardan umudum yok.
Çünkü elli yıldır aynı umutlarla yaşadık ama o umut, yani emeğin iktidarı hakça, insanca bir düzen bir türlü gelmedi.