Hamamda bir olay.
Hanımefendi, sevgili eşim ”Çayın kilosu 24 liradan 72 liraya çıkmış bu ne ya ” diyerek eve girdi.
Hıncını benden çıkarıyor.
Sanki zamları ben yapıyorum.
O da biliyor zamların neden yapıldığını.
Zamdan ben ne anlıyorum bir kere daha yazayım dedim.
Devlet denen kurunmu yöneten yöneticiler yaptıkları harcama bütçesini karşılayabilmek için vergi toplar.
Denk bütçe olmayınca yani gelir giderden az olunca aradaki farkı kapatmak için ya dışarıdan borç para alır, ya da halkın yüz yıldır birikimine göz dilker.
İşte halkın yüz yıllık birikimini cebinden çaktırmadan tık diye almanın adı zamdır.
Zam dolaylı bir vergidir ve yoksulda, zenginde aynı zammı birlkte öder.
Yoksulunda, zengininde aynı ekmeği,aynı karpuzu, aynı benzini pahalı alması gibi.
Vicdanı olan acıması olan devletler ki buna sosyal devlet diyoruz.
Böyle bir soyguna izin vermez.
Bizim ülkemizde zamların nedeni devleti elinde bulunduran neoliberal İslamcı kadronun hesapsız, kitapsız, plansız, projesiz yapmış olduğu işlerdir.
Bugün o hataların faturasını zamlarla halk yüz yıllık birikimini vererek ödüyor.
Yapılacak seçimde bu yönetim anlayışı tekrar seçilirse ”Yapılan soyguna ben razıyım ” anlamı çıkacaktır.
Bugün ise ülkemizde vahşi kapitalizmin ve neoliberal politikaların uygulandığı acımasız İslami soslu bir yönetim bu zamları yaparak halkın cebindeki paraları almaya devam ediyor.
Ben zamlardan bunu anlıyorum.
Daha sert bir ifadeyle zam yapan yönetimler açıkça halkı soymaktadır.
Bu bir soygundur.
Çay deyince aklıma 1970′ li yıllarda babamın ortak olduğu Kırklareli hamamında olan bir olayı da anlatmak isterim.
Bugün olduğu gibi o yıllarda da fakirlik vardı.
Hamamlarda genellikle köyde tarımla uğraşan ve belli bir süre çalışan, sonra köyüne dönen insanlar hizmet verirdi.
Hamamda çalışan bir abi aynı zamanda çay ocağına da bakıyor ve çay satarak yanaşmalık yaptığı işine katkı sağlamaya çalışıyor.
Dedim ya fakirlik var.
Birgün baktım demlikte çay bittiğinde, çaydanlığın dibinde kalan çayları çöp yerine bir gazetenin üstüne döküyor ve hamamın üstünde güneşte kurutuyor.
Abi ne yapıyorsun dediğimde;
”Bu kuruttuğum çayları eski paketlerine doldurup köye gönderiyorum. Onlarda böylece çay içmiş oluyorlar” demişti.
Hiç aklımdan çıkmadı.
52 yıl sonra da anlatacağım bu olayın insanımız için gerekli olacağını hiç düşünmemiştim.
Bundan dolayı sevgili fakirler, emekçiler, yokluktan şikayet edenler çayları çöpe dökmeyin.
Kurutun bir kere daha çay yapın.
O zaman bir kilo çayın fiyatını 72 liradan 36 liraya düşürmüş olursunuz.
Ne günlere kaldık?