Hangi sol?
Solla tanışmam veya solun ne anlama geldiğini anlamam lise birinci sınıftayken oldu.
O gün bu gündür siyasal anlamda kendimi solun içinde ifade etmeye çalıştım.
Türkiye’deki solun içinde bulunduğu durumu da tam elli yıldır anlayamadım.
Hiç bir zaman ayağı yere basmayan, ütopik düşünceler peşinde olan solun içinde olmadım ve de desteklemedim.
Silahlı eylemle devrim yapacağım diyenlere hiç olumlu bakmadım.
Bu günde geldiğimiz noktada o kadar çok sol parti var ki ne yapmak istiyorlar inanın hala anlamış değilim.
Oysa dünyada basit sol tarifi var.
Emekten yana mısın, sermayeden yana mısın?
Emekten yanaysan soldasın.
Bunun daha yumuşatılmış hali (Avrupa solu) ise emek olacak sermayede olacak fakat sermayeyle emek arasındaki uçurum en aza inecek.
Sağlık, eğitim, alt yapı halka ücretsiz veya en az ücretle verilecek.
İşte batı Avrupadaki sosyal demokrat partilerin bu gün geldikleri yer burası.
Bunun CHP’ deki karşılığı da Kemal Kılıçdaroğlu’yla birlikte böyle oldu.(D.Baykal’ı ben hiç bir zaman sol görmedim, sosyal demokratta görmedim.)
CHP sermayeyi inkar etmiyor ama soyguncu, vurguncu, emek düşmanı, vahşi kapitalizmin esiri olmuş, vicdanını kaybetmiş sermayeye karşı.
Yani emekle sermaye bu ülkede kardeşçe birlikte yaşayacak, sermaye emeği sömürmeyecek, ezmeyecek.
Bu kadar basit bir konuyu bir çok sol sosyalist, komünist parti kurarak bizlerin bile elli yıldır anlamadığı bu kargaşayı halkın anlamasını bekleyip oy alacağını sanmak hayalinde ötesinde ütopya değil mi?
Bundan dolayı bizim ülkemizdeki sol, sosyalist ve komünist partiler seksen yıldır bir avuç insanla belli bir bölgede özellikle Beyoğlu’nda İstiklal caddesine sıkışmış kalmış durumdadır.
Bunu söylerken bu insanlara ve partilere çok büyük saygım olduğunu belirtmek isterim.
Ama emeklerine, çabalarına yazık oluyor.
Bundan dolayı tekrar ediyorum benim sol anlayışım çok basit emekten yana mısın sermayeden yana mısın?
Veya emekle sermayenin kardeşçe yaşadığı, emeğin insanca hakkını aldığı, insan gibi yaşadığı bir ülkede özgürce geleceğe umutla bakarak yaşamak.
İşte bunun devamında da laikliğin, kadın haklarının, temel insan haklarının, özgür düşüncenin, hayvan haklarının olduğu, hiç kimsenin etnik kimliğinden dolayı dışlanmadığı bir ülke.
Her türlü kültürel faaliyetin özgürce yaşadığı, yapıldığı, yazıldığı bir ülke.
Bu ülkede terörü, bölünmeyi, bölgesel etnik ayrışmayı reddeden demokratik cumhuriyet ve özgürlükçü sol bir anlayışla kurulan bir demokrasi.
İşte bu kadar basit bir konuyu bu kadar karmaşık hale getirip tam seksen yıldır %1 ile %0.5 arasında sıkışıp kalmaktan ders almayan, hala da alamayan solcuyum diyenlerin akıllanmasının zamanı gelmedi mi?