Temmuz 14, 2021

Hizmetçi Özbek köleler.

ile mehmet yüceer

Türklerin göçebe bir yaşamın izlerini hala taşıdıklarını ve hala yerleşik kentli olamadıkları konusundaki düşünce konuşulur.

Bu konuda sosyologlar ve antropologlar bir aile iki yüz yıl aynı yerde oturmuyorsa ona kentli, şehirli demek mümkün değildir düşüncesini savunurlar.

Bu konuda Aziz Nesin’in bir çalışması vardır, dünya dillerinde en çok fiilin Türkçe de olduğu bilinir.

Bunun nedeni de, fiil hareketi işaret ettiği için, Türklerin hala hareketli bir yaşam içinde oldukları, yerleşik düzene geçemedikleri için dillerinde en fazla fiilin olmasına bağlarlar.

Bundan dolayı göçebelik Türklerin iki bin yıllık bir geleneği ve hala kentli bir kültürü oluşturamadığı bilinir.

Ege bölgesinde Türkmen ve Yörük köyleri deniz kenarına değil, dağlarda kurulmuştur.

Yörükler deniz kenarında otururken arakasını denize dönerek otururlar.

Çünkü onların orta Asya bozkırından gelen Yörük kültürleri denizle hiç bir zaman barışık olmamıştır.

Bu gün İstanbul da ”Ben ailemle bu mahallede iki yüz yıldır oturuyorum” diyeni bulmak mümkün değildir.

Belki Ermeniler, Rumlar, Çingeneler ve Yahudiler diyebilir fakat onları da buralarda ağız tadıyla oturmalarına, yaşamalarına izin vermedik.

Kırsaldayken ve tarım toplumu egemen bir ülkeyken yani nüfusun %70′ i kırsalda yaşadığı dönemde yaz sıcağı bastırınca hem hayvancılık için, hem de insan için yaylalara göçerler yüksek rakımlara çıkardı.

Mesela benim köyümde bin iki yüz rakımından iki bin sekiz yüz rakımında yaylaya çıkılırdı.

Gerçi bu günde çıkıyorlar ama çok az kaldılar.

Bu gün köyden kente göç eden ve hala köylülükten kurtulamamış, şehirli köylüler ise yazlık denen bir kültürü icatettiler.

İstanbul da ben çocukken en mühim yazlık yeri Kumburgaz’dı.

Şimdiyse Kumburgaz’dan başlıyor Ege denizinde Erikli’ye kadar, karşıya geçince de Hatay’a kadar yazlık dolu.

Buralarda ise kullanım oranı %50′ yi geçmez her yıl yarısından fazlası boş durur.

Yani çok büyük israf yatırımı yazlık mantığıyla çöplük olmuştur, çok büyük ekonomik kayıptır.

Ben de köyden kente göç eden bir ailenin çocuğu olarak ve hala kentli olma mücadelesi veren bir birey olarak son dönemdeki yazlık kültürünün ne kadar dejenere olduğundan söz etmek istiyorum.

Elli yıl önce var olan yazlıkçı yaşamında sitede oturanlar hafta sonu geldiğinde mangallarını yakarlar ve ilk rakı kadehini koyar, bardağının kenarına şıkırtı sesleri çıkartır, o ses duyulduğu anda bütün sitedekiler aynı şekilde bardaklarını şıkırdatarak dört yüz metre mesafeden birbirlerine ”şerefe” derlerdi.

Tıpkı futboldaki Meksika dalgası gibi ses yayılırdı.

Bu bir kere yapılır, bir iki dakika sürer sonra derin bir sessizlik olurdu.

Ekonomik olarak orta kesimlerle zengin kesimler aynı ortamlarda oturur, en küçük bir görgüsüzlük olmazdı.

Hiç kimse malıyla, arabasıyla, servetiyle, sohbetlerin içine girmezdi.

Zengin olanların Türkmen, Romen, Özbek hizmetçileri yoktu.

Durumları iyi olsa bile yazlıkta hizmetli tutmak görünür bir durum değildi.

Çok uzatmadan bu güne gelecek olursak son dönemde kara paracılar, esrarcılar, vergi kaçıranlar, hırsızlık yapanlar, devleti soyanlar yazlıklarda oldular ve yazlıklara görgüsüzlüklerini de taşıdılar.

Giyim kuşamda görgüsüzlükleri, malla, mülkle pislik dünyalarını kapatma gayretleri lağım kokusu gibi ortalıkta dolaşmaya başladı.

Hele gördüğüm bir olay var ki, dişimi sıkıp oturuyorum, okuduğum kitaba kafamı vermeye çalışıyorum.

Son dönemin zengin, görgüsüz yazlıkçının esir! olarak tuttuğu Özbek hizmetli havuzda, denizde, duş alırken zengin görgüsüzün peşinde dolanıyor.

Gene Özbek kızımız havuz başına onlar kaldığı sürece en az on kere ihtiyaçları için gelip gidiyor.

O Özbek kızımız her gelişinde koşarak geliyor, koşarak dönüyor.

İnanın bunları görünce insanlığımdan utanıyorum.

Hani kula kulluk etmek günahtı, hani kölelik son dinle birlikte ortadan kalkmıştı?

Bu durumu bir iki gördükten sonra konuşsan bir türlü, konuşmasan bir türlü diyerek o tür ailelerin olduğu ortamlardan uzak kalmanın daha doğru olacağı düşüncesiyle uzaklaşmak ve sessizliğe bürünmek en iyisi diyoruz.

Ne oluyoruz arkadaş?

Kültürü ve eğitimi bulmadan parayı bulanlar, ne oluyorsunuz ?

Parayı buldunuz ama insanlığınızı mı kaybettiniz, ne oldunuz?

Parayı buldunuz da yüreğinizi, beyninizi kiraya mı verdiniz?

Nereye gitti insana acıma, insancıl duygularınız?

Yani sevgili dostlar toplumda zengin dediğimiz ve de kültürsüz oluşan para sahibi bir sosyolojinin pislikleri denizi, havuzu, sokağı, ve de her yeri istila etmiş durumda.

Kabinde çıkardığı mayosunun bile nöbetini Özbek hizmetlisine bekleten insanlığa ve kültüre ve de böyle para sahiplerine yazıklar olsun.

Yazıklar olsun böyle sermaye sahibi, para sahibi olan görgüsüz, eğitimsiz insan sevgisinden uzak pislik insan modellerine.

Yazıklar olsun bu ülkede kolayca emek vermeden, çalışmadan zengin olmanın ve soygun düzeninin yolunu açanlara.

Yazıklar olsun toplumda cehalete övgüler dizip baş tacı edenlere.