İnanca saygılı olmak.
Bilimle dinin çatışması insanlığın aklını kullanmaya başladığı andan itibaren başlamıştır.
Bilim her zaman akılcı ve gerçekçi yöntemleri savunurken, din akıl dışı ve akla hayale gelmeyen yöntemleri insana sunmuştur.
Din ve onun önderleri ”Ben elimi sürdüğüm anda felçliyi yürütürüm, görmeyeni gördürürüm” demiştir.
Bilim ise ”hayır böyle şeyi yapman mümkün değildir” demiştir.
Din önderleri ” ben yedi kat gökyüzüne çıktım meleklerle, Allah’la konuştum” derken bilim ” bunun olması mümkün değildir ” demiştir.
Din ” okuyarak, yazarak, üfleyerek insanı iyileştirdiği” iddiasındayken, bilim bunun tam tersi yöntemleri savunmuştur.
Din, dindar olmanın ahlaklı olmak için yeterli olduğunu söylerken ,bilim bunun yeterli olmadığını söylemiştir.
Bunu da örnekleriyle açıklamıştır.
Dindarlığın en yüksek olduğu toplumlarda hırsızlığın, yolsuzluğun çok fazla olması dindar olmayan ve kendine göre tek tanrılı dinler dışında inançlar içinde olan ve ateist toplumların daha dürüst ve namuslu olduğu ispatlıdır.
Tıpkı Japonya ve İskandinav ülkeleri gibi.
Dindarlar dini ritüellerin tamamını yaparak başka bir dünyaya ,cennete gitmeyi beklerken, realist bilim bunun mümkün olmadığını ve her şeyin bu dünyada başlayıp bittiğini iddia eder.
Din en tepeden en alta disiplinli bir düzen içinde biat kültürünü savunurken, din insanın hem beyin olarak, hem de vücut olarak özgür olmasını savunur.
Bilim hiç bir şeyin vardan yok olamayacağını, yoktan var olamayacağını, maddenin yok olmadan sadece şekil değiştirdiğini söyler.
Bilim ise inanmış olduğu tanrı aracılığıyla vardan yok, yoktan var olacağını söyler.
İnsan yaşadığı süre boyunca bu görüşle ilgili bir tane örnekle karşılaşmasa bile buna inanmaya devam eder.
Etmesi de inancı açısından saygıdeğerdir.
Bilim gözle görmediği, tartamadığı, ölçemediği, bir kütlesi, hacmi olmayan hiç bir şeye vardır demediği halde, din bunun tam tersi bir teoremi savunur.
Din tek bir kitabın değişmeyen kuralları içinde yaşamın ilerleyeceğine inanırken, bilim sürekli devinime ve gelişime inanır.
Bunun da en canlı örneği son iki yüz yıldaki insanlığın gelmiş olduğu bilimsel gelişimdir.
Bu örnekleri çoğaltarak devam etmek mümkün.
Bundan dolayı dinler ilk ortaya çıktığı günden itibaren sadece inanmayı savunur.
Bilim ise somut, net, tartılan, ölçülen, gelişime açık tartışılabilen bir alanda serbestçe düşünmeyi, yapmayı yenilenmeyi savunur.
Bundan dolayı tek tanrılı dinlerin ve kitapların egemen olduğu toplumlar bilimde, sanatta edebiyatta, sporda, ekonomide yerlerde sürünürken, bilime inanan bunu laiklikle destekleyen ve inancın tek kitaplı kalıplarından kendisini sıyıran toplumlar çok büyük bilimsel gelişmelerin öncüsü olmuştur.
Bundan dolayı sade inanmak ve inanarak yaşamak insanı ve toplumu geriletirken, bilmeyi ve bilimi inancın önüne koyan toplumlar ise ekonomide, bilimde, sanatta ve akılla yapılan bütün alanlarda çok ileri gitmiştir.
Geldiğimiz bu günlerde inanarak yaşayan insanların inançları üzerine tartışmak suya yazı yazmak gibidir.
Bir sonuç alamazsın.
Bundan dolayı yaşamını sadece inanç üzerinden kuran insanlar neye inanıyorsa ona saygı göstermek temel insan hakkıdır.
Bilimsel olan her şey tartışılır, konuşulur, değişir, bozulur.
Bunun sonucunda bir tek doğruya varılsa bile o doğru bilimin gene tartışması içinde yaşamaya devam eder.
Siz siz olun sadece inanç üzerinden yaşamını kuran insanlarla lütfen tartışmayın sadece saygı duyun yeter.
Dünyanın en mutlu 20 ülkesi ise şu şekilde sıralandı:
1-Finlandiya
2-Danimarka
3-İzlanda
4-İsviçre
5-Hollanda
6-Lüksemburg
7-İsveç
8-Norveç
9-İsrail
10-Yeni Zelanda
11-Avusturya
12-Avustralya
13-İrlanda
14-Almanya
15-Kanada
16-Amerika Birleşik Devletleri
17-Birleşik Krallık
18-Çekya
19-Belçika
20-Fransa
İlk yirmi içinde bir tane Müslüman ülkenin olmaması çok ama çok düşünülmesi gereken bir konu.