İnsanlık mutsuz ve arayış sürüyor.
Din peygamber ve inanç tartışması insanlığın avcı toplayıcı dönemden tarım toplumuna geçmesinden bu yana sürer.
Dindar derki ”Tanrı insanlığı var ettiğinden beri onun doğru yaşaması için peygamberler göndermiştir. Ve bu peygamberlerin sayısı yüz elli bini bulmaktadır.”
Din karşıtı derki: ”Hayır peygamber falan gelmemiştir peygamber dediğiniz ve tanrının görevlendirdiği dediğiniz kişiler o günün şartlarında ya kraldır, ya da akıllı önder bir yöneticidir.”
Dindar: ”Tanrı peygamberlere kitap göndermiştir ve bu kitaplarla toplumun yaşamasına yön verilmiştir.”
Din karşıtı: ” Hayır, bu gün kitap dediğiniz Tevrat, İncil, Kuran Sümer Babil, Akad ve Asur geleneklerinden ve mitolojilerinden alınan ve insanlar tarafından yazılan kitaplardır. Bu gün bu kitapların içinde ayet olarak verilen bilgilerin tamamı Sümer ve Babil yaşamından alıntıdır ve bunların kayıtları Sümer tabletlerinde mevcuttur. Tanrı yüz elli bin peygamber göndermiş olamaz, tanrının bu kadar yanıldığını söylemek tarif edilen tanrı kavramına ve sonsuz gücüne de aykırıdır. Tanrı peygamber göndermek yerine yaratmış olduğu her insana akıl ve gönderdiği kitaplardaki bilgileri de verebilirdi.”
Dindar: ”Allah herkesin yaşamını kader olarak doğmadan yazmıştır ve her insan bu kaderi yaşayacaktır.”
Din karşıtı: ”Öyleyse tanrı neden herkesi iyi ve güzel ahlaklı yaratmadı? Kötü insanları da tanrı yarattıysa ve onları iyi yaratma iradesi koymadıysa onu neden cehennemde cezalandırmaktadır ? Dünya üzerindeki insanların tamamını neden tek bir inanca yöneltmedi? İnsanlığı yaratmış olduğu dinler ve kitaplar yüzünden neden düşman olmasına göz yumuyor? Tanrı her şeye gücü yeten, vardan yok eden, yoktan var eden sonsuz gücü varsa insanların kötülük iradelerini neden engellemiyor ? Bu iradeyi onların içine neden salmıyor? Neden bunun için aracı koyup peygamber gönderiyor? Bütün dinlerin ve kutsal denilen kitapların Orta doğuda ortaya çıkmasının nedeni de insanlığın on dört bin yıl önce tarım toplumuna geçişinin Mezopotamya ve orta doğu coğrafyasında olmasındandır. Tarihin ve kayıtlı bilginin M.Ö 3200 yılında çivi yazısıyla başlamış olmasıdır. Kutsal denilen kitapların ise tarım toplumuna geçişten on bin yıl sonra ortaya çıktığını biliyoruz. Tevrat M.Ö 1500’lü yıllar, İncil sıfır tarihinde, Kuran ise Milattan sonra 600′ lü yıllarda. Oysa Homosapiens denilen akıllı insanın ortay çıkışı ise üç yüz bin yıl önceye dayanır. O zaman o insanlar avcı toplayıcı olarak peygambersiz, kralsız ve kitapsız yaşamışlardı. Peki o insanlar cennete mi cehenneme mi gidecek?
Yani bu üç kitapta on bin yıllık tarım toplumuna geçişin yerleşik düzen geçişten sonra mülkiyet ve paylaşım sorunlarına çözüm bulmak için insanlar tarafından yazılmıştır. ”
İşte bu tartışma tam dört bin yıldır devam eder ve bu günde özellikle aynı tartışmalar müslüman ülkelerde bütün sıcaklığıyla devam etmektedir.
Hıristiyan ülkeler ise M.S 1500′ lü yıllarda bu tartışmaya başlamış tam üç yüz yıl boyunca milyonlarca insan canından olmuş ve nihayet 1789 yılında azgın din bezirganlarını ve engizisyonun acımasızlığını kiliseye hapsederek laiklik denilen kurtarıcıya sarılarak bir nebze olsun nefes almıştır.
Kim nerede yer alır, kim hayata nasıl bakar konusu peygamber kral tanrı kral yönetimlerini yaşayarak, bir çok yönetim biçimini deneyerek bu güne gelmiştir.
Ortay çıkan dinler ve inançlar insanlığın mutlu olmasına, huzur bulmasına yetmediği için bu dört bin yol boyunca krallıklardan, tanrı krallardan, demokrasi, faşizm, komünizm, sosyalizm, sosyal demokrasi arayışlarına sürüklemiştir.
Bu günde insanlık ne kadar ilerledi dersek diyelim arayış devam etmektedir.
Çükü insanlık hala yaşamış olduğu yönetim modellerinde aramış olduğu mutluluğu ve huzuru bulamamıştır.
Bu gün sosyal demokrasi dediğimiz yönetim biçimlerinde sosyal adaletin sağlanması, eşitlik ve hakça paylaşımın bir nebze olsun yakalanması o ülkelerin insanlarını biraz daha mutluluğa ve huzura yaklaştırıyor görünse bile oralarında başka sorunlar yaşamasına neden olmuştur.
Bu gün din soslu yönetim biçimleri İslam, Hıristiyan ve Musevi şeriatının çıkış kaynağının da Babil kralı Hammurabi kanunları ve Sümer yaşam biçimi olduğunu biliyoruz.
O modeller ise yani din şeriatı ise egemen olduğu ülkelerde çok büyük acılara ve derin gelir adaletsizliğine ve mutsuz toplum modellerinin çıkmasına neden olmuştur.
Bundan dolayı o ülkelerin insanları şeriattan kaçarak daha özgür denilen demokrasinin olduğu ülkelere kaçmak için canlarını denizlere feda edebilmektedir.
Kısacası bu gün insanlık hala arayış içindedir ve dünyanın sekiz milyara dayanan nüfusu dinlerle mutlu olmadığı için başka arayışlara ve yönetim modellerine yönelmsine rağmen gene mutsuzdur.
İnsanlığın mutluluk arayışı devam etmektedir?
Bulabilir mi ?
Bu dünyada mümkün görünmüyor.
Bunun için dindarlar( Müslüman, Hıristiyan, Musevi) hayallerinde öbür dünyayı beklemektedir.
Orada çok mutlu olacağına inanmkatdır.
Bunun düışında din dışı arayışta olanlar ise şöyle düşünmektedir.
Mutlu olmanın önündeki en büyük engel dinler, bağımlılık yapan din altı mezhep ve tarikatlar, ırkçılık, gelir adaletsizliği ve kontrol altına alınamayan insanların hırsı.
Ancak dünya dışı yeni yaşam alanlarında yeni bir kültüre ve yeni insan modelleriyle yeni bir dünya ve insanlık oluşabilirse orada mutluluk yakalanabilir.
Bundan dolayı dünyanın demokrasi ve sosyal demokrasi egemen ülkelerinde ve de sosyalizm deneyi yaşayan bir kaç ülkede insanlar birazcık mutlu ve huzurlu görünürken dünyanın büyük çoğunluğu mutsuzdur.
Bu kısır döngüden bir çıkış yolu da görünmüyor.
İnsanlığın arayışı binlerce yıldır sürüyor ve hala çok basit sorunlarda bile bir çıkış yolu bulamadan birbirlerini boğazlamaya devam etmektedir.