İstanbul da bir evde deprem senaryosu.
Türkiyenin en büüyük düşmanı deprem.
Bunu ben söylemiyorum yıllarını mühendislik bilimine vermiş deprem konusunda bilgi sahibi olan akademisyenler söylüyor.
Bunu bildiğimiz halde depremin özellikle İstanbul da yapacağı yıkımı ve arkasından gelecek faciayı yöneticiler hala görmezden geliyor.
Ben size bu konuda geniş okumaları olan bir mühendis olarak ve uzman inşaat mühendisi pozisyonumla bir senaryo yazayım.
Deprem oldu ve ölçeği diyelim ki yedinin üzerinde.
Bu deprem en az bir dakika ile iki dakika arasında oturduğunuz binayı kavak gibi sallayacak.
Eğer odanın içindeyseniz binanın salınım periyodu içinde bir odanın iki köşesi içinde eşyalarla birlikte gidip geleceksiniz.
Diyelim ki binanız yıkılmadı, çökmedi küçük hasarlarla kurtulma durumunuz oluştu.
Eğer binanız göçtüyse/çöktüyse, enkaz altında sağ olarak kaldıysanız , bilinciniz yerindeyse, kanamanız yoksa elbette yaşam umuduyla kurtarılmayı bekleyeceksiniz.
Oysa şunu bilin ki İstanbul da altmış bine yakın bina çökmüş olacağı için sizin kurtarılma şansınız yüzde bir bile değil.
Deprem gece veya gündüz olsun, binanız kaç kat olursa olsun merdivenden veya yangın merdiveninden inmek zorundasınız.
Deprem başladığı anda ilk işiniz daire ana kapısını açmak olmalı çünkü kapılar çelik kapı olduğu için sıkıştığı anda kapıyı açamazsınız.
Bu durumda evde veya binada yangın gaz kaçağı gibi durumlarda mahsur kalırsınız.
Bina salınıma devam ederken pencerelerden uzak bir yerde durmaya özen göstermek gerekir.
Çünkü bu sırada pencereler ve cephe duvarları binadan ayrılabilir.
Eğer geceyse elinizde mutlaka bir ışık olsun ve merdiven kovasını kontrol etmeden içeri girmeyin.
Çünkü bazı binalar ayakta kaldığı halde merdiven kovası çöktüğü için onlarca insan merdiven kovasına düşüp hayatını kaybettiğini arama kurtarma çalışmaları kayıtlarından biliyoruz.
Diyelim çıktınız ve depremden ölmeden, yaralanmadan kurtuldunuz.
Kesinlikle telefon ve diğer iletişim aletleriniz çalışmadığı için ilk işiniz arabanıza yönelmek olacak.
Arabaya binip bir yerlere gitmeye çalışmayın.
Çünkü İstanbul da ana yollardaki üst geçitler ve köprülerde göçme olacağı için Trakya’ya veya Anadolu’ya geçişiniz ilk anda mümkün olmayacaktır.
Bir süre sakinliğinizi koruyup radyo aracılığıyla resmi açıklamaları bekleyin.
Bilançoyu tam gördükten sonra hareket edin.
Çünkü İstanbul da arabanızla ne sokaklardan ne de ana arterlerden bir yere ulaşmanız mümkün olmayacaktır.
Ancak insanların tahliye edilebileceği tek yol var deniz.
Yirmi milyona yakın insanın en az altı yedi milyonu depremden etkileneceği için Türkiye’nin mevcut haliyle İstanbul’a yapabileceği fazla bir şey yok.
İşte bundan dolayı Prf.Celal Şengör ” İstanbul depreminde Türkiye bağımsızlığını kaybedebilir” diyor.
Bu durumda Türkiye milyonlarca insanın depremden dolayı şehirde aç susuz ve yardımsız kalacağı için ve de enkaz altında milyona yakın insan olacağı için ilk anda hiç bir şey yapamaz.
Burada enkaz altındakilerin ve canını kurtaranların dayanım süresi üç gündür.
Üç gün sonra açlık, susuzluk ve can kayıpları artmaya başlayacak.
İşte bu ortama biz kaos ve panik ortamı diyoruz.
Bu panik ortamında hiç kimsenin can güvenliği olmayacaktır.
Bir devlet ne kadar güçlü olursa olsun altmış bine yakın binanın çöktüğü, hasar gördüğü, yolların yarıldığı köprü ve viyadüklerin çöktüğü bir ortamda ilk anada hiç bir şey yapamaz.
İşte bu durumda yabancı ülkeleri yardıma çağırmak zorunda.
Güçlü ülkelerin donanmaları, yardım gemileri, askerleri Marmara ve Haliç’e girecek.
Denizden deprem mağduru milyonlarca İstanbulluya gıda, sağlık, su yardımı yapacak.
İşte bu kaotik ortamı bilen hocalar yer bilimciler ve deprem konusunda uzmanlar sürekli İstanbul’a vurgu yapıyorlar.
Bizim ülkemizi yöneten iktidar ise İstanbul’da İmamoğlu kazandıktan sonra ne İstanbul’un depremine, ne su sorununa, ne de kentsel dönüşüm projelerine bir kuruş destek vermediği gibi çözüm üretenlere de sürekli engel olmaya çalıştı.
Bu gün İstanbul boynu giyotinde olan ve bıçağın kellesini alacağı çaresiz bir insan gibi depremi bekliyor.
Daha fazla içiniz karatmak istemem ama bir de işin acı yanı var.
Siz kurtuldunuz ama üstünüzde yok, başınızda yok, cebinizde paranız yok.
Alacağınız gıda yok çünkü bütün marketler ve depolar çoktan yağmalandı.
İşte bu da yetmezmiş gibi hemen çevrenizde çöken binalardan insan çığlıklarını yardım yalvarışlarını duyuyorsunuz.
Tonlarca betonu kaldırmanız mümkün değil.
Tek çareniz var çaresizlik ve doğanın müthiş yıkımı karşısında hiçlik duygusu.
Bu ortamda kişiliği zayıf olanlar, psikolojik sorunları olanlar gerçeklerden tık diye kopacaktır.
İşte bu ortamı yaşayan insanların ne halde olduğunu lütfen tasavvur edin.
Bundan dolayı deprem diyen yer bilimciler kulak verin.
Bu konuda ses yükselten STK’ lara ve TMMOB’ ne kulak verin destek olun.
Son söz ”deprem öldürmez kötü ve çürük bina insanları öldürür.”
İstanbul da toplam bina sayısı bir milyon yüz altmış bin.
Toplam daire sayısı dört buçuk milyon.
Yedi üzeri bir depremde çökecek bina sayısı altmış bin.
Altmış bin binada ortalama beş daire olsa toplam üç yüz bin daire demektir.
Her dairede dört kişi yaşasa bir milyon iki yüz bin kişi ya enkazda kalacak ölecek ya da sakat kalacak.
Enkazda kalanlarında ancak yüzde ikisi kurtarılacak.
Böyle vahim bir tablo karşısında hiç bir devlet çare üretemez.
Böyle bir durumda altı yüz on bin bina ya orta hasarlı ya da ağır hasarlı olacak.
Bu binalardan dolayı da üç milyon insan evsiz kalacak.
Tablo Picasso’nun Guernica eserine benziyor mu?