Aralık 26, 2022

İstanbul eski İstanbul…

ile mehmet yüceer

İstanbul’a 1970 yılında geldim.

O günün İstanbul’uyla bugünün İstanbul’unu kıyaslamak pireyle deveyi kıyaslamak gibi olacaktır.

O gün İstanbul boğazı henüz talana açılmamıştı.

Aç gözlü müteahhit, hırsız siyasetçi, pislik bürokratlar henüz yoktular.

Osmanlıdan ve Bizanstan kalan bir kaç yapı ve o günün devletten beslenen bir kaç zengininin yalıları, villaları vardı.

Gene haliç ve civarında yapılaşma vardı ama sadece briketten yapılmış adı üstünde gece karanlıkta yapılmış kaçak gecekondular vardı.

Yolları Arnavut kaldırımları süslüyordu henüz kara asfalta boğulmamıştı.

İstanbul’un taşı toprağı altındır sözü orta yerde duruyordu fakat bir kaç kişi dışında taşında topğrağında altın bulan yoktu.

Denizlerde her türlü balık vardı.

Boğaz kenarında bazen elle bile balık tutulacak kadar balık göçleri olurdu.

Ben Alibeyköy’ünde ikamet ediyordum.

Alibeyköy’den Eminönü’ne kadar otobüsle giderdim.

İki buçuk lira harçlığım olurdu.

Eminönü’nde balık ekmek yerdim, gezerdim tekrar evime dönerdim.

Yirmi beş kuruş param artardı onu da okula giderken harçlık yapardım.

Evet fakirlik vardı ama elimizdeki imkanlarla da belli oranda mutluluk yaratacak olanaklara ulaşabiliyorduk.

Belki de mutluklarımız küçücüktü.

Belki bir ayakkabıdan, bir ceketten, bir kitaptan mutlu oluyorduk.

Bu gün ise olanaklarımız geniş gibi olsa da mutlu olmanın maliyeti çok yüksek.

Şu anda vitrinlerde ve dükkanları/AVM ‘leri dünyanın ithal malları doldururken insanların o mallara ve ihtiyaca ulaşmasının maliyeti çok yüksek.

Gene 1970′ li yıllarda bizler kitap okurduk.

O yaşlarımda Fakir Baykurt, Dosytoyevski, Şevket Süreyya Aydemir ve bir çok yazarın kitabını okurduk.

Eyüp halkevinde ücretsiz amatör tiyatrocuları seyrederdik.

Çünkü bu günkü gibi televizyon, internet, cep telefonu yoktu.

Bazı evlerde televizyon ve hatlı telefon vardı.

Bu oran %5′ i geçmiyordu.

Evlerde su yoktu, mahalle aralarında evlere su taşırdık.

Bu gün o güne göre insanların olanakları gerçekten çok fazla.

Sıkıntı şu, herkes bu olanaklara adaletli bir şekilde ulaşamıyor.

1970′ li yıllarda baba çalışırdı dört kişilik ailesine bakardı.

Bu gün dört kişilik ailenin dördü de çalışmalı ki vitrinlerdeki /AVM ‘lerdeki mallara ulaşabilsin.

Kısaca 1970 ‘li yıllarda mutluluğa ulaşmak daha kolaydı.

Bu gün ise mutluluk çok uzaklarda.

Bundan dolayı da halk mutsuz, umutsuz ve karamsar.

Yarınlarına umutla bakamayan milyonlarca insan kendi öz yurdunu terketmek istiyor.

Şunu da belirtmek isterim ki, ülkesini terketmek isteyen kim olursa olsun haklı bulmuyorum.

Bu ülke, bu topraklar bizleri besliyor, kaçış korkaklıktır, zayıflıktır pes etmektir.

Bu ülkede yaşamaya ve mutluğun peşinde koşmaya devam edenlere selam olsun.

1970′ li yıllarda bir şarkı vardı. ”Mutluluk avucunun içinde, kuşun kanadında” diye.

Bizler, altmış yaş üzerinde olanlar çok kolay mutlu oluyorduk, hala da çok kolay mutlu olmanın yollarını biliyoruz.

Lütfen umutsuz olmayın, hala her sabah güneş doğuyor ve daha milyarlarca yıl doğmaya devam edecek.

Her güneş ( Amon RA güneş tanrısına selam olsun) doğduğunda, bu ülkenin yarınlarının demokrasi, insan hakları, Laik Demokratik Cumhuriyet, adalet ve de eşitlikçi hakça bir düzen umudunu hiç ama hiç yitirmeden inadına yaşamaya devam etmek gerekiyor.