Ekim 16, 2022

Kader bu, ölmeye devam…!

ile mehmet yüceer

Kömürün ilk defa M.Ö Çinlilerin kullandığını biliyoruz.

Bu gün kömür üretiminin yarısı da Çin’ de üretilir.

Bizde ise ilk kömürü 1829 yılında Karadeniz Ereğli’de Uzun Mehmet bulmuştur.

Kömür üretimi 1849 yılından bu yana yapılmaktadır.

Yani 1849 yılından bu yana kömür ocaklarında ölmeye devam ediyoruz.

İlk zamanlarda kömür ocaklarında gazın tehlikeli bir şey olduğu anlaşılınca, ölümler olunca ocağa girmeden önce tavuk ya da kanarya kuşu sokarlarmış.

Kuşlar ölürse ocağa girmezlermiş ve gazın boşalmasını beklerlermiş.

Şimdi ise, iki yüz yıl sonra tavuk bile sokamadığımız için işçiler ölünce gaz olduğunu anlıyoruz.

Dünyada bilime inanan ve maden kazalarını ”Kader” görmeyen ülkeler kömür ocaklarını Çırağan sarayı gibi konforlu yapıyorlar.

Şili’de 2010 yılında bir maden kazası yaşanmıştı ve 33 madenci 69 gün boyunca madende mahsur kalmıştı ve kurtarılmıştı.

Bu olayın yani 33 madencinin kurtarılmasını konu alan olayın filimi de yapılmıştır.

Yönetmenliğini Patricia Riggen’in yaptığı Antonio Banderas’ın oynadığı filmi izleyebilirsiniz. (Ben izledim, işçileri kurtarmak için teknolojinin nasıl kullanıldığını film çok güzel anlatıyor.)

Çünkü her galeride işçilerin günlerce yaşayacağı yaşam odaları yapılıyor.

Dedim ya Çırağan sarayı gibi maden ocakları yapılıyor.

Biz ise hala 1849 yılı kafasıyla kömür çıkarıyoruz.

Yani 2022 yılında kömür ocaklarını çalıştırırken grizu veya zehirli gazları tespit eden aygıtlar mevcut.

Yaşam odaları kurmak, işçilerin orada aylarca yaşamasını sağlamak mümkün.

Peki bizde neden yapılmıyor?

Çünkü madenler gözü aç, karnı aç, insafı, insanlığı bitmiş, insana değer vermeyen sermaye sahiplerine verildi.

Meşhur deyimiyle özelleştirildi.

Onlar için, yani vahşi, acımasız kapitalist için bir tane makine elli tane işçiden daha değerli.

Hala 1849 yılı gibi madencilik yapamaya çalışıyorlar.

Hatta bir tavuk veya kanaraya bile ocağa sokmuyorlar.

Anadolu da vatandaş bahçesindeki kuyuyu temizlemek için bile önce bir tavuğu ipe bağlar ve kuyunun dibine indirir.

Tavuk ölürse o kuyuya girmez.

Bunu bilmeyen bazı yurttaşlar ilk giren ve öleni kurtarmak için arka arkaya birbirlerini kurtaracaklar diye kuyuya girerler ve hepsi ölür.

Yani Alman, İngiliz ve elin gavuru! en az altmış yıldır ölmezken, bizim garip Anadolu çocukları ”Fıtrattan”, ”Alın yazısından” , ”kaderinden” dolayı kırkar kırkar, yüzer yüzer ölüyorlar.

Bundan dolayı Anadolu da ”Zalım felek” türküleri boşuna yakılmamıştır.

”İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” demiş ulu bilgin Hacı Bektaş Veli.(1209-1271)

Yani bugün Hacı Bektaş Veli kadar bile düşünemiyoruz dersem ayıp olmaz herhalde.

Sonuç olarak, devlet büyüğümüzün dediği gibi ” Kader planına inanmış insanlarız, bunlar her zaman olacaktır “

Ondan daha iyi bilecek değiliz ya elbette öleceğiz, herkes işine baksın, kaderinize rıza gösterin ve ölün… !

O zaman ne diyelim?

Tanrım bizim ülkemizdeki madencilerimizin kaderini Alman, İngiliz ve diğer gavur ! ülkelerdeki işçilerin kaderi gibi yaz…

Tanrım Sana yalvarıyoruz, ne olursun fakir , fukara emekçileri öldürme. Amiiiiiiiiiiiiiiiiiin.

Ne demiş madende can veren emekçi kardeşimiz.

” Güneşe ulaşabilmek için karanlığı kazıyoruz.”