Kasım 28, 2022

Kedimi bekliyorum…!

ile mehmet yüceer

En son Konya’daki canlara yapılan vahşetten sonra çocukluğuma geri döndüm ve bir olayı hatırladım.

Köyümde evimizde kedimiz vardı.

Akşamları yer yatağına yatmak için gittiğimde gelir yorganımın bir kenarına kıvrılırdı.

Sabaha kadar onun mıırl mırıl çıkardığı sesler bu gün hala aklımda yerini koruyor.

Köyde tarıma ve hayvana dayalı bir yaşam olduğu için erken kalkılırdı.

Kapıyı açtığımız anda bizim kedi kendisini sokağa atardı.

Akşam karanlık olmaya yakın eve geri dönerdi.

Ben kediyi beslediğimizi hiç hatırlamıyorum.

O dışarıda, bostanlarda ve doğal yaşam içinde kendi başının çaresine bakar karnını doyururdu.

Ara sıra süt verdiğimi htırlıyorum.

Bir gün annem dedi ki ”Bizim tavuğun cicivlerinden bir tanesi kayıp.”

Çok önemsemedik, bir yerden çıkar diye.

Ertesi gün oldu komşu geldi dedi ki ”Sultan abla sizin kedinin civcivi yediğini gördüm.”

İşte ne olduysa o gün oldu.

Annem için tavuklar, civcivler ailenin yaşamını devamı için çok önemli olduğu için kediyi evden uzaklaştırmaya karar verdi.

Ertesi gün bostandan fasulye topladılar, heybeler ve çuvala doldıurdular.

Annem ”Haydi Mehmet Dündar’a gidiyoruz.”

Hemen yakınımızda üç dört kilometre mesafede bir köy.

Köye gitmek için fasulye çuvalını ve heybeyi eşeğin sırtına sardılar, heybenin bir gözüne de kediyi koydular.

Çıktık yola, Dündar köyüne vardık.

Köyde fasulyeleri satıyoruz karşılığında ya koyun yünü, ya da yumurta alıyoruz.

Çünkü köylü fakirlik içinde ceplerinde beş kuruş yok.

O zaman beş ,on, yirmi beş, elli kuruş, bir lira ve de iki buçuk lira vardı.

Biz çocuklar iki buçuk lirayı gördüğümüzde hazine görmüş gibi olurduk.

Dündar köyünün içine kediyi annem salıverdi.

”Cezasını buldu bir daha da civcivlerimiz yiyemez” dedi.

Akşama doğru köyümüze geri döndük.

Bizim çocukluğumuzda kadınlar bostan veya yan bir köye giderken mutlaka yanına yetişmiş çocuklarını alırlardı.

Sebebini çok sonra analdım fakat anlatılması başka bir yazı konusu.

Akşam yatağıma girdim kedim yok mırıltıları da yok.

Ertesi gün oldu, gözüm kapıda kedim nerede elin köyünde şimdi ne yapıyor diye aklımdan geçiriyorum ve üzülüyorum.

Ertesi gün akşam karanlığına doğru bizim kedi evin içinde ortaya çıkıverdi.

Annem onu görünce kızdı, bağırdı çağırdı.

Kedi dört kilometre mesafeden dağ, taş, dere, tepe demeden köye geri dönmüştü.

Çok sevinmiştim ama sevindiğimi anneme beşlirtmem mümkün değil.

Elbette bu olay burada bitmedi.

Benim çocukluğumda (1960-1970) yılları arası köylere çerçiler gelirdi.

Bizim köyün Çerçisi de Malatya- Darende’den Hasan Hüseyin dedydi.

Beyaz sakallı bir ihtiyardı.

Akşam yemekten sonra namaz kılardı ibrikle suyu ben dökerdim abdest alırdı.

Bizim evin bacası topraktı evin bir köşesinde ateş sürekli yanardı.

Toprak bacaya kapısı açılan ve alt katla irtibatı olan bir merdveni olan misafir odası vardı.

Köyümüze kim gelirse gelsin bu misafir odasında kalırdı.

Yemeklerini de annem ve amcamın hanımları ve gelinleri yapar odanın kapısına bir tepsiyle bırakırlardı.

Çerçi Hasan kuru üzüm, incir, iğne, iplik, baharat, kına gaz lambası cam şişesi gibi köylünün ihtiyacı olan malları getiridi.

Köylü de para yerine yumurta verir alış veri yapardı.

Bizim gibi çocuklar da tavukların olduğu yerden gelecek çığlıkları beklerdi.

Çünkü tavuk yumurtalayınca bir çığılık atardı.

Hemen oraya doğru koşar bir iki yumurta alır çerçi Hasan dedeye verir bir avuç üzüm, incir alırdık.

Çerçi Hasan Hüseyin dede bir iki gün kalır ve köyden ayrılırdı.

Annemin kediye karşı hıncı hiç bitmediği için Çerçi Hasan Hüseyin dede giderken kediyi bir torbanın içinde ona teslim etti.

Dedi ki ”Hasan emmi sakın yakın köylerde bırakma geri geliyor çok uzaklara vardığında bir köye bırakıver” dedi.

Hasan Hüseyin dede hiç bir şey sormadan eşeğinin sırtına semerin bir yerine içinde kedi olan tornayı takıverdi.

Kedim bir daha evden kovulmuştu.

Kedi gitti günlerce gözün yollarda kaldı.

Her akşam karanlık olunca gelecek diye kapıya bakardım.

Tıpkı Berfo ananın 1980 yılında faşistlerce alınan ve bir daha ortay çıkmayan oğlunu 31 yıl bekleyip kapısını hiç kapatmadığı gibi ben de ilkokulu bitiren kadar yani altı yaşımdan on bir yaşıma kadar kedimin kapıdan gireceğini bekledim.

İlk okul bitti köyden ayrıldım, kamyon üstünde Hafik’e giderken köylerin kenarlarına baktım belki kedimi görürüm diye.

Tam 58 yıl oldu kedimi bir daha göremedim.

Belki de bundan dolayı kedi edinmedim, edinemedim.

Şimdi torunlarımın kedileri var onları seviyorum.