Kiraz ve ölüm…
Kirazlar çıktığında her yıl ama her yıl çocukluğumda yaşadığım bir anımı hatırlarım.
Rahmetli babam esnaftı, hamam işletmecisiydi.
Evimizde köyden gelen misafirimiz ve de hastamız hiç eksik olmazdı.
Bir yaz mevsiminde köyden gelen bir teyzenin hastalığıyla ilgilenmek bana düştü.
Hastaneye götürmek, muayene ettirmek ve masraflarını karşılamak babamın talimatıyla tarafımdan yapılırdı.
Çünkü babanın sözü emir kabul edilirdi.
Çünkü annem ve babam hamamda işleri olduğu için yaz mevsiminde bu görev bana düşüyordu.
Birgün hasta teyzemiz baygın gözlerle ve sararmış yüzüyle bana baktı ve ”Mehmet bana kiraz alır mısın” dedi.
Dışarı çıktım Karagümrük sokaklarında bulduğum bir manavdan kirazı aldım.
Eve getirdim kirazı yıkadım ve yatağına götürdüm.
Kadının yerinden kalkacak gücü olmadığı için birazcık yan döndü ve kirazı yemeye başladı.
Verdiğim kirazın tamamını yedi ve yatağına uzandı.
Bir süre ses çıkmadı.
Uyumuştur diye düşündün epey bir zaman sonra ”Teyze nasılsın” diye yan odadan seslendim.
Teyzeden ses yok.
Yanına vardım yüzü bembeyaz olmuş bir şekilde gözleri açık tavana baktığını gördüm.
Filmlerden gördüğüm gibi nefes alıyor mu kulağımı yüzüne doğru yaklaştırdım dinledim.
Ses soluk yok.
Kadın öldü mü diye aklımdan geçirdim, panik oldum.
Evet kadın ölmüştü ve ben evde ölmüş kadınla yalnızdım.
Biraz korku, biraz pişmanlık ne yapacağımı şaşırdım.
Evimiz hamama yakındı, hemen kadınlar hamamında anneme gittim ve ”Kadın öldü” dedim.
Annem çok soğukkanlı bir kadındı.
Hiç bir tepki vermedi ”Sen eve git ben geliyorum” dedi.
Tekrar eve gittim kadın aynı durumda tavana bakmaya devam ediyordu.
Öleceğini hisseden insanlar son kez canının çektiği bir şeyi istermiş derler aynen öyle oldu.
Teyze kirazı yedi ve öldü.
Mayıs, haziran, temmuz aylarında ne zaman kiraz önüme gelse teyzeyi ve ölümü hatırlarım.
Bundan dolayı kiraz bana ölümü ve fakirliği hatırlatır.