Kasım 5, 2024

Kürt sorunu mu sorun Kürt mü?

ile mehmet yüceer

1984 yılında Elazığ İnşaat Emlak Müdürlüğünde inşaat mühendisi asteğmen olarak askerliğimi yaptım.

Eruh baskını olmuş askeri elbiselerle halkın içine çıkmamız yasaklanmıştı.

Bu sırada müdür İzzet albay beni odasına çağırdı.

Dedi ki ”Piyade tugayının içinde askeri cezaevi var, oraya gidin oranın banyo ve tuvaletlerin yenilenmesi konusunda keşif yapın bir maliyet çıkarın.”

Biz de emir demiri keser misali bir askeri cipe atladım cezaevinin yolunu tuttum.

Cezaevine girişin formaliteleri ayrı bir yazı konusu.

Cezaevinin içine girdik ve tuvalet ve banyoları gezmeye başladım.

Yanımızda iki tane silahlı asker bizi mahkumlardan korumak için bizimle dolaşıyor.

İşimiz bitti içerideki mahkumların yattığı koğuşta oturduk ve mahkum askerlerle bir çay içelim dedik.

Baktığımızda cezaevine giren askerlerin yaşı on dokuzdan elliye kadar var dersem yanılmış olmam.

Askerlerin ortasında çayımızı yudumlarken bize on metre mesafede koğuşun köşesinde oturan beyaz saçlı birisi sanki biz yokmuşuz gibi derin düşünceler içinde sigarasından derin nefesler çekerek oturuyor.

Uzaktan gel sende bize katıl anlamında bir işaret gönderdim hiç aldırmadı.

Birinci çayı içtik ikinci çaya gelince çayımı aldım ve yanına gittim.

”Neden gelmedin” diye sorduğumda ”Canım istemedi komutanım” dedi.

Kısa zaman içinde bazı sorular sordum.

Neden buradasın ve kaç yıldır buradasın dediğimde, ”Askere geldim orada cezaevine girdim yaklaşık on beş yıldır buralardan çıkamadım” dedi.

Asker ilk geldiğinde Türkçe bilmiyormuş askerde Türkçe öğretilmeye çalışılmış direncinden mi yeteneksizliğinden mi istenilen sürede Türkçe öğrenememiş.

O sırada da sürekli dayak yemiş.

Bu duruma dayanamadığı için askerden kaçmış her kaçışında cezası katlanarak bu günlere gelmiş.

Daha sonra orada bir asker bu askerin kardeşinin PKK” ya katılmasından dolayı buradan çıkamadı anlamında bir söz söyledi.

Bu günlerde gene açılım Kürt sorunu ülkenin gündemine düştü.

Bizler bu ülkenin bu sorunuyla ilgili ”Kürt sorunu” dediğimiz için bize kızan bu ülkede ”Kürt sorunu yok PKK ve terör sorunu var” diyen cahillerden bıktık usandık.

Hiç bir şey bilmiyorsanız İrlanda’daki İRA gerillalarının ve Kızıl Dany’ yi okuyun.

Bu da yetmedi İspanya da BASK bölgesinde ETA gerillalarının neden silahlı mücadele içine girdiğine bakın.

Kürt olarak doğmuşsun ana dilin Kürtçe ve de kendi yörenden hiç çıkmamışsın.

Hiç Türkçe konuşmamışsın.

Türklerin içine girdiğinde senin dilinle, kültürünle, lahmacununla, kebabınla yıllarca bu ülkede komedi filmlerine malzeme olmuşsun.

Yıllarca ”En iyi Kürt ölü Kürttür” sözünü duymuşsun.

”Eşeğe Kürt demişler bir hafta saman yememiş” sözünü duymuşsun.

Eşin dostun cezaevine düşmüş onunla görüşe gittiğinde ”Kürtçe konuşmak yasak” denilmiş dayaktan geçirilmişsin.

Yörende köyünün adı yüzlerce yıldır Kürtçe olmasına rağmen birisi gelmiş yörenin adını sana sormadan Türkçe yapmış.

Yüzlerce yıl oturduğun köyün yakılmış boşaltılmış.

Asker gelmiş köyünde sana bok yedirmiş.(1990 lı yıllar…Çiller Ağar )

Kürt sorunu derken Kürdün bu ülkeye sorun olduğuna inanan geri zekalıların yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz.

Oysa Kürt sorunu derken Kürdün sorunundan demokrasi, insan hakları, eğitim, kültür siyaset, sosyal yaşamdaki sıkıntıların toplamına Kürt sorunu diyoruz.

Kayyum olayı bile Kürt sorunudur.

İnşaat sektöründe çalışanlar bilir.

Sıva, duvar, kalıp işi olduğunda ”Falanca yerde bir Kürt ekip var çok uygun yapıyor” sözünü duymayan yoktur.

Çünkü Kürt bu ülkenin hamalı, ucuz iş gücü, marabası olmuştur.

Güneydoğu illerinde daha düşük asgari ücret uygulansın düşüncesi bile bu ülkede söylenebilmiştir.

Sen yıllarca Kürdü adam yerine koymamışsın onun hiç bir değerini ciddiye almamışsın.

Kardeşim ben nasıl Türk gibi yaşıyorsan sen de benim gibi yaşayacaksın diyerek dayatmışsın.

PKK’ nın hangi sosyal nedenlerin sonucu olarak ortaya çıktığına hiç kafa yormamışsın.

Evet bu gün anket yapılsın Kürtlerin %95’i bölünmeden ,federasyondan veya otonom bir Kürt bölgesinden yana oy kullanmaz.

Çünkü öyle bir modelde ülkenin batı illerine yayılan ve beraberce yaşam kültürünün içinde olan yüzbinlerce Kürt yurttaşı sıkıntıya girer.

Belki de bir mübadele sürgün ve iç kargaşanın kurbanı olurlar.

Bu gün Kürtler ayrı bir devlet değil insanca yaşayacağı demokratik Cumhuriyeti savunuyor.

Demokratik Cumhuriyet içinde özgürce kendisini ifade edebileceği bir demokrasi istiyor.

Evet Kürtler içinde de ayrılmayı savunan Güney doğu illerinde ve Doğu Anadolu’nun bir kısmında bağımsız bir Kürdistan talebi yok mu?

Elbette var.

PKK 11.kongresine kadar bu tezden de vazgeçti.

Bu gün PKK’ da artık bağımsız Kürdistanı savunmuyor.

Bunun için Abdullah Öcalan ”Mahir Çayan benim arkadaşım onun da düşüncesi buydu. Demokratik Cumhuriyet içinde Kürtlerin haklarını demokratik zeminde savunan bir siyasal parti özlemi vardı.”

”Onun bu isteğini HDP ‘yi kurarak gerçekleştirdik” demiştir.

Yani Abdullah Öcalan Mahir Çayan’ın ve o günün devrimci önderlerinin vasiyetine uyarak Demokratik Cumhuriyet tezini geliştirip HDP’ nin bu düşüncenin öncüsü olduğunu ilan etmiştir.

Ama maalesef ülkenin ırkçıları, faşistleri, ulusalcıları ve de mikro milliyetçileri, siyasal islamcıları ve de Ümmetim diyen şeriatçı dincileri bu talebin her ortaya çıkmasında elindeki silahı Kürtlere çevirdi.

İşte bu gün tam 48 yıl sonra yeni bir fırsat doğmuş görünüyor.

Ben bir önceki yazımda Devlet Bahçelinin konuşmasını ”Bahçeli’nin başına taş düşmüş olmalı” dedim.

Şimdi diyorum ki ”Bahçeli eğer samimiyse ve eğer bu fikrinden dönmeyecekse ( O kadar çok döndü ki neyi doğru neyi yanlış söylüyor inandırıcılığı konusunda güvensizliğim var) sesine kulak vermek gerekiyor.

Bahçeli’nin bu çıkışı siyasal yaşamının en önemli çıkışı gibi görünüyor.

Belki de şunu demiş olabilir.

” Ömrümün son deminde ülkeme bir iyilik yaparak öleyim gideyim” demiş olabilir.

Evet Demokratik Cumhuriyet içinde Kürtlerin, Türklerin ve herkesin her kesimin özgürce yaşadığı, özgürce kendisini ifade ettiği bir düzen hayali gerçek olsun.

1946′ dan u yana bu hayalin peşinden koşanlar kazanamadı bundan sonra onların kazanması ülkenin yarınlarında huzur ve refah içinde yaşadığı bir rejim olsun.