” Kuru Otlar Üstüne.” N.B.Ceylan.
Dün bir kez daha ” Kuru otlar üstüne” filmini seyrettim.
Filmden bahsedecek değilim.
Ne zaman Nuri Bilge Ceylan filmi seyrettiysem çok etkilenirim.
Veterinerle öğretmen ve işsiz lümpen gencin tartıştığı bir sahne var ki bayıldım döne döne seyrettim.
Müthiş çok hoş.
Elbette bu filmi seyrederken çocukluğuma ilk okula başladığım 1964 yılına döndüm.
Kara lastik, yamalı pantolon, gıda olarak çökelik kara ekmek.
Köyümüzde ilk okul olmadığı için her gün bir saat sabah yürüyerek okula gitmek, akşam tekrar dönmek.
Kar kış demden beş yıl okula gitmek.
Cehalet ve yoksulluk diz boyu.
Köylerde on üç on dört yaşında çocuklarla ilk okula başlamak.
Dağ köyünde kız çocuklarına musallat olan öğretmen.
(Ben bu konuyu ”Partron Çocuğu” kitabımda çok geniş anlattım.)
Filmde bu konu işleniyor.
Aslında öyle değil ama öyle gibi bir psikolojinin yarattığı derin travmalar ve tartışmalar anlatılıyor.
Ben ilk okulda bu konuyu yaşayan bir ilkokul öğrencisiyim.
Dedim ya ” Kız çocuklarına musallat olan öğretmen” diye.
Bu gün bu tür olayları daha çok tarikat yurtlarından duyuyoruz.
Bu konu köyde duyulunca ortalık karışıyor.
Duyulmasına vesile olan Bilal, Mehmet adında öğrenciler olaya adı karışan öğretmen tarafından tebeşir tozunun döküldüğü kara tahta önüne yatırıp çocukların falakadan geçirilmesi.
Odunluktan falaka odunu getirmem için beni gönderen öğretmen.
Odunlar düz değil budaklı diye kafama odunla vurması.
O falaka sahnesi.
Bu gün bile hala tüylerim diken diken olur.
O iki çocuk tebeşir tozunun içinde ayaklarının altına atılan her sopada ”Vurma öğretmenim,ölüyorum öğretmenim, bokunu yiyeyim öğretmenim” diye attıkları çığılıklar.
Üç sınıfın bir arada olduğu, bütün çocukların gözü önünde yaşanan vahşet.
O çocuklar başka bir köyden okula gelirlerdi, okuldan topallayarak çıktıklarını hatırlıyorum.
O olaydan sonra Bilal ve Mehmet bir daha okula gelmediler.
Bildiğim ve duyduğum kadarıylada şu anda yaşamıyorlar.
Nuri Bİlge Ceylan’ın ”Kuru otlar üstüne” filmini seyredince çocukluğumda yaşadığım bu travmayı hatırladım.
Hayatım boyunca da o sahneyi hiç ama unutamadım.
O öğrtemen mi?
Daha sonraki yaşamımda bir çok kez yüz yüze geldim fakat ” Sen nasıl aşağılık bir mahluktun” diyemedim.
O da öldü gitti.