Nankörler…
Yıllardır Suriyeliler üzerinden yabancı düşmanlığı yapanların konuşmalarını izliyoruz.
Bir yılda bu söylem üzerinden konuşan bir siyasi partinin bu gün %3 civarında oy aldığını görüyoruz.
Yaklaşık bir yıldır asansörde, otoparkta selamlaştığım fakat derin sohbetler edemediğim kırklı yaşlarda bir komşumla sohbet etme olanağı buldum.
Kendisi sekiz yıl önce Halep’ten ülkemize gelmiş.
Şu anda emlak işiyle uğraştığını, daha çok yurt dışı satışlar yaptığını anlattı.
Öncelikle benim konuşmam gerekiyordu.
Onun benimle rahat diyalog kurmasına yarayacak anlatımım oldu.
Dedim ki ben hayatım boyunca insanları iyi insan, kötü insan diye değerlendirdim.
İnsanların etnik kökenini ve inancını veya inançsızlığını hiç merak etmedim.
”Siz iyi insansanız ve bu ülkeye katkı sunmak adına üretiyorsanız elbette başımızın üstünde yeriniz var” dedim.biz
Laik Demokratik Cumhuriyete düşman olanları, şeriat isteyenleri ve buraya Arap adet ve geleneklerini taşıyan ve bizlere dayatmaya çalışanları istemiyoruz dedim.
Benim bu yaklaşımımdan sonra çok rahatladı o ürkek, çekingen halini bıraktı.
Türkçeyi beli bir kırık lehçeyle konuşmaya başladı.
” Ben geleli sekiz yıl oldu.
Eşim ve çocuklarımla bu apartmanda üç yıldır oturuyorum.
Türkiye’de yaşamaktan çok memnunum, mutluyum.
Ailece dindar bir aileyiz ve burada dindarlığımızı çok rahat yaşıyoruz.
Suriye’de eşim kapalı olmasına rağmen burada olduğu gibi rahatça Halep sokaklarında dolaşamıyordu.
Burada yalnız başına sokaklarda dolaşabiliyor, yalnız alış veriş yapabiliyor.
Buradaki din anlayışından, hoşgörülü yaklaşımından ve özgürlük anlayışından çok memnunuz.
Ben dindar bir insanım ama islamın emrettiği bir şeriat modelinde ve bugünkü Suriye modelinde yaşamak istemiyoruz.
Türk vatandaşlığı için beş yıldır bekliyorum alamdım ” dedi.
Neden alamdınız? Diye sorduğumda…
”Suriyelilere vatandaşlık verilmesinin çok zor olduğunu, Afgan ve diğer ülkelerden gelenlerin daha kolay vatandaşlık aldığını” söyledi.
Kendisiyle bir çok konuda mutabık kaldığımız ortak görüşlerimiz oldu.
Aynı apartmanda oturduğumuz için konuşma ve biraraya gelme ve daha geniş sohbet etmek konusunda anlaştık ayrıldık.
Yani şunu diyorum.
Bugün Arabın adetlerine özenen, dini bir rejim özlemi içinde olanlar bu arkadaşımı dinlemelerini öneriyorum.
Diyor ki ”Biz burada dinimizi, inancımızı çok rahat yapıyoruz özgürlük ortamından çok memnunuz.”
Şeriat özlemcileri, Osmanlının teokratik rejim özlemcisi Mahir Ünal keşke bu ülkelerden kaçan insanlarla sohbet etse.
Keşke Mahir Ünal ve onun gibi düşünenlerin malına, mülküne el koyup kendilerini Afganistan’a, Suriye’ye veya Pakistan’a göndersek iddia ediyorum bir yıl kalamayıp geri geleceklerdir.
Bir arkadaşımın bacanağı bundan on beş yıl önce bu ülkede şeriat uygulanmıyor, dinimiz rahat yaşayamıyoruz.( Sayın Erdoğan’ın AB açılım rüzgarlarının estiği batıcı yaklaşımlarının olduğu yıllar.)
” R.T.Erdoğan şeriatçı değil” diyerek ülkeyi terketti ve Suudi Arabistan’a yerleşti.
İki yıl orada kaldıktan sonra tekrar bu güzel ülkeye geri döndü.
Şunu diyorum, bugün Mahir Ünal ve onun gibi düşünenler, Cumhuriyetin bütün olanaklarını kullanıp, Cumhuriyetin ve Atatürk devrimleri sayesinde makam mevki sahibi olduklarını unutuverdiler.
Bu gün devleti ele geçirmenin ve bağımsız hukuku yok etmenin şımarıklığıyla özgürce konuşabiliyorlarsa bunu Laik Demokratik Cumhuriyete borçlu olduklarını bilmeleri gerekir.
Bilmiyorlarsa bunun adı ihanettir ve de nankörlüktür.