Ne diyon lan Jo !
Bizim siyasiler içeride ABD ve diğer ülkelerin devlet başkanlarına ve başbakanlarına çok ağır sözler söyleyebiliyor.
Adamların ne teröristliği, ne ırkçılığı, ne katilliği kalıyor.
Buna benzer cümleleri çok rahat kurabiliyoruz.
Siyasette bunlar olur diyebiliriz de, o ülkelerin ülkemizde büyükelçileri var adı üstünde ” Büyükelçi. ”
Onlar iç siyasetteki bu kadar hakareti kendi ülkelerine mutlaka iletiyor olmalı.
İletmiyorsalar bile medya evrensel, duymamaları mümkün değil.
Örneğin Biden için söylediklerimiz orta yerde duruyor ama Roma görüşmesinde, ” Kim yemiş bir tekne ekmeği ” misali hiçbir şey olmamış gibi sarmaş dolaş olduk güldük, oynadık, sarıldık dostum Erdoğan, dostum Bıden oluverdik.
Gerçekten bu işler böyle mi oluyor?
Benim bildiğim batı ülkelerinin siyasetçileri duyguya yer vermez, onlar sürekli not alırlar ceplerine koyarlar ve beş yıl, on yıl hatta otuz yıl beklerler ceplerindeki notları da gerekli olduğu zaman çıkartırlar masaya koyarlar.
Malum İsmet İnönü ile Lord Curzon arasında yapılan Lozan görüşmelerinde İngiliz’lerin birçok talebi olur.
İsmet İnönü aylarca direnir ve sonunda İnönü der ki,
” Biz bu sınırlarımızı korumakta kararlıyız, kanla kurduk, kazandık, geri adım atmayız. ”
Lord Curzon’da o meşhur sözünü söyler.
” Ülkeniz yanmış, yıkılmış ve yoksulluk içinde. Kalkınmanız için para ve sermayeye ihtiyaç duyacaksınız, bizim kapımıza geleceksiniz, işte o zaman bugün her hayır dediğiniz konuyu cebimizden çıkarıp önünüze koyarız ”
İşte o sözler tam 1947 den beri önümüze konuluyor ve faturayı, iç çatışmayla, terörle, yüksek faizle alınan paralarla ülkenin güzel insanları fakirlik ve yoksullukla, göz yaşıyla ödemeye devam ediyor.
İşte bu günde aynı, bir ay önce Biden için ağıza alınmayacak hakaretler edip iki ay sonra hiçbir şey söylenmemiş gibi davransak bile onlar o hakaretleri not edip çoktan ceplerine koydular bile.
Çünkü dedeleri öyle yaptı, onlar da o yoldan devam edeceklerdir.
Deniliyorsa ki ” Mr Bıden size iki ay önce biraz attık, tuttuk, hakaret etik ama bizim tabanımız ve seçmen kitlemiz analitik düşünmeyi pek beceremez, bu tür hakaretler onların hoşuna gidiyor ve oy oranımızı koruyoruz ve aynı zamanda iktidarda kalıyoruz, sizinle de ne güzel iş tutuyoruz, bundan dolayı kusura bakmayın sizden özür dileriz ”
diye görüşmeler başlıyorsa bunu da bilmiyoruz.
Ne olursa olsun mahalledeki amca bile kendisine hakaret eden manavdan, bakkaldan, kasaptan alışveriş yapmaz, yolunu değiştirir.
Siyasette dil temiz olmalı, nezaket olmalı, ülkenin geçmişine yakışır olmalı.
Benim de en çok merak ettiğim bu olmuştur yani bu kadar hakaretten sonra bir saat on dakika Bıden Sayın Erdoğan’a ” Sen bana şöyle şöyle demiştin ” diye başlarsa ne olur?
Çünkü içeride Sayın Erdoğan bu şekilde cümle kuranları anasından doğduğuna pişman ediyor.
Orada da ” Sen diyon lan Jo, sen bizim Osmanlı torunları olduğumuz ne çabuk unuttun, Osmanlı tokadını sen hiç duymadın mı ” diyorsa o görüşme gerçekten çok eğlenceli olur.
Bizim içeriden tanıdığımız Sayın Erdoğan mutlaka o özel görüşmelerde Bıden’a dersini vermiştir diye düşünüyorum bundan hiç şüphem yok !