Ekim 20, 2021

Sığınacak son liman…

ile mehmet yüceer

Memleket öyle bir hale geldi ki karşımıza çıkan bir kişi veya grup ” Ezan, Kuran, vatan, bayrak, şehit ” diye konuşmaya başlıyorsa arkasında hangi yanlışları ve çıkar ilişkilerini saklıyor diye düşünmeye başlar olduk.

Yani insanın inancı tartışmasız en saygıdeğer bir konumda ve temiz bir alanda kalması gerekirken inanç maalesef çıkarların ve yanlış işlerin kapatılması için bir kılıf olarak kullanılmaya başlandı.

Benim çocukluğumda hacı, hoca diye bilinen insanların sözüne, ticaretine herkes güvenir inanırdı.

Şimdiyse dini kullanan vakıf veya dernek her türlü kamu malına çökmüş, fakirin, fukaranın vergisini acımasızca yemiş, kullanmış, vakfın, derneğin yöneticisi veya üyesi hiç çalışmadan belediyelerden ve kamudan maaş almış onun inancına göre ” haram ” yemiş ama hiç utanmadan bir caminin minberi önüne dizilip bu kirlenmiş, pisliğe bulaşmış vakfı ve ilişkilerini savunabiliyor.

Oysa camiler insanların Tanrıyla baş başa kaldığı, hatta mecazi de olsa ” Tanrının evi ” denilen camiler kirli vakıfların savunulduğu mekânlar haline getirilirken, bu insanlar ne inandıkları Tanrıdan korkuyorlar, ne de hakkını yediği halkından utanıyorlar.

Kim bu ülkeyi bu hale getirdiyse yazıklar olsun.

Biliyorum, konuşuyorum, bundan dolayı birçok insan siyasal İslâmın karargâhı haline getirilen camilere gitmez oldu.

Çünkü siyasetin ve siyasal İslamcının savunacağı hiçbir maddi değer kalmadı.

Ekonomi batmış, eğitim bitmiş, asgari ücret Çin’in gerisine düşmüş, ülkenin bütün kaynakları emperyalist şirketlere pazarlanmış, devlet güçsüz zayıf hale getirilmiş bu dünyada cennet vadeden ve her alanda sıkışmış olan siyasal İslamcılar ve devleti ve belediyeleri soymak için kullandıkları vakıflar, dernekler deşifre edilince/ortaya çıkınca hiç utanmadan cami minberinin önünde yaptıkları yanlışları savunmaya çalışıyorlar.

Oysa inandıkları dinin en temek direği kul hakkı/insan hakkı, sen insan hakkı yemişsin ve inandığın dinle inandığın dinin mabedinde Tanrıyı kandırmaya çalışıyorsun.

Oysa bu durumun ortadan kalkması için toplumun tepki vermesi gerekirken mütediyyen dindar insanlar bile bu tür saçmalıklara göz yumması ülkenin içler acısı durumunu da anlatıyor.

Oysa siyasal İslam’a bulaşmamış sadece inancını tanrıya olan bir görev olarak bilmiş dindar insanların ” Sen pisliklerini benim inancımın tertemiz mabedini kirletmek için kullanamazsın ” diyemiyorsa o inancı da tam öğrenememiş demek değil midir?

Yani ülke öyle bir hale geldi ki artık en başta dediğim gibi ülkenin bu hale gelmesinde tam payı olan siyasal İslamcı kadrolar en son liman olarak dini ve onun kutsal değerlerini kullanmayı son çıkış, kurtuluş noktası olarak görmeye başladılar.

Bu da onların çaresizliğinin ve suçluluk psikolojisinin son evresi olan ”Tanrıyla aldatmak” anlamına geliyor.

Bu ülke son yüz yıldır her türlü zorluğu, soygunu, yokluğu, yoksulluğu, savaşı, iç kargaşayı yenmeyi başarmış ve bu günlere gelmiştir.

Halkımız, hâlâ çağdaş değerlere sahip, demokratik, laik hukuk düzenine sahip çıkma iradesini korumaktadır.

Bir gün mutlaka ve en kısa sürede pisliklerini örtmek için kutsal mekânların ulviyetini kılıf olarak kullanan bu tipler, dernekler, vakıflar bağımsız ve tarafsız hukuk önünde hesap vereceği günleri görmek aklı başında olan insanların ve de yurtseverlerin en büyük mutluluk günü olacaktır.