Eylül 16, 2021

Sığınacak son liman, dincilik.

ile mehmet yüceer

Bu günlerin en can alıcı tartışması yoksulluk.

Bir gerçeği tespit edelim, bu ülkenin 18 milyon insan İsviçre, Almanya düzeyinde yaşarken, yirmi milyon insan Bengladeş veya Sudan düzeyinde yaşamaktadır.

Hani algı yaratanlar diyorlar ya, ”Ülkede ekonomik kriz yok, Bodrum, Marmaris, Fethiye ve tatil yöreleri dolu, AVM’ ler insan kaynıyor, araba sırası var.

İşte o işi yapanlar on sekiz milyon insan.

Yetmiş milyon insan ise onlara bakıp yutkunarak seyrediyor.

Bu tespiti yaptıktan sonra yoksul musunuz? Şu basit soruları sorarak bir sonuca varalım.

Kime yoksul denir?

Bu sorunun cevabı kolay değil.

Bu gün TUİK’e göre bir yoksulluk var, birde halkın yoksulluğu var.

Ayrıca bugün aylık geliri on beş bin lira olan yoksul sayılabilir, aylık geliri üç bin lira olan onun yaşama bakışına ve taleplerine gör yoksul sayılmayabilir.

Şimdi bir bakalım kim yoksulmuş?

Yarım kilo kıymayı zor alıp bunu üç çeşit yemek yapmak için bölüştürüyorsanız,

Yaşam standardınız düşmüşse,

Temizlik malzemelerinin en az zararlısını değil de en ucuzunu seçmek,

Pazara gitmek için akşam saatlerini beklemek,

Eskiyen ayakkabınızın yerine yenisini almak yerine tamir ettirmek,

Çuvalla un alıp daha ucuz olsun diye ekmek yapmak,

Fatura az gelsin diye kombiyi kısıp battaniye içinde oturmak,

Bir gıdanın içeriğine faydasına bakmak yerine fiyatına bakmak,

Ay sonunu nasıl getireceğim diye düşünmek,

Eskiden sinemaya, tiyatroya, yemeğe giderken şimdi gidememek,

Masraf oluyor diye misafir çağırmamak, o da gelecek diye misafirliğe gitmemek,

Köyünüze gitmek için yol parası hesabı yapıyorsanız,

Tatil yapmayı bile düşünemeyecek hale gelmişseniz,

Buna benzeyen durumlar hayatınızın içindeyse siz artık YOKSUL sayılırsınız.

Bunları yaşamınızda uyguluyorsanız veya yaşarken bu tür durumlarla karşılaşıyorsanız geliriniz ne olursa olsun siz yoksulsunuz demektir.

İmamoğlu’nun tarımla ilgili söyledikleri ve insana dokuna projelere ağırlık vermesi ”İşte bizim mega projelerimiz” dediği aslında tamda bu duruma çözümleri işaret ediyor.

Bu gün uçtuk, kaçtık, uzaya çıktık, süper güç olduk diyenler, bu ülkede yüz kişinin 14’ü gıdaya hiç erişemiyor; yüzde 49’u belirli besin gruplarını alamıyor olmasından haberinin olmaması mümkün mü?

Yüz kişiden 74’ü bebeklerine bez ve mama alamıyor.

“20 yıldır güvencesiz insanlarla çalışıyorum, bugünkü gibi bir yoksulluk hiç görmedim. Yeni doğum yapan birçok kadının sütü beslenemediği için kesiliyor, anneler bebeklere hazır çorba içirmek zorunda kalıyor”

Bu sözler de Derin Yoksulluk Ağı’nın kurucularından Hacer Foggo’ya ait.

Bu ülkede derin bir yoksulluk var.

Bu yoksulluk, derin bir sosyal cehaletle de besleniyor, bilerek besleniyor.

Çünkü yirmi milyona yakın derin yoksulluk içinde olan insanları sosyal cehaletle beslemedikleri taktirde başlarına bela olacağını biliyorlar.

Bundan dolayı her arsaya, okul bahçesine, kampüse, hatta boğaz köprülerinin üzerine ! kuran kursu açmak istemeleri bundan dolayıdır.

Çünkü bu dünyada veremedikleri ekmeği ve insanca yaşam koşullarını başka bir dünya illüyonu yaratarak vermek istiyorlar.

Çünkü en kolay yatırım ve en maliyetsiz yatırım sanal cennet sunmalarından geçiyor.

Bu dünyada soygun düzeninin sahiplerinin cennetinin huzurlu olmasının yolu sosyal cehaleti beslemelerinden geçiyor.

Son olarak şunu yazmak isterim.

Bir çok kez yazdım, bir kez daha yazayım.

”Açlık insana inancını bile yedirir. Mevlana”

İşte bugün insanlar inancını bile yiyecek duruma gelmiş oldukları için soygun düzeninin cennetlerinde yaşayanlar büyük panik içerisinde son kaleleri olan dinciliğe sarılmışlardır.

Not: Bu yazının yazılmasında esim kaynağım yazar Leyla Alp ve Hacer Foggo olmuştur onların raporlarından alıntılar vardır.