Siyasetçilerin çelişkileri.
Bazen ülke siyasetçilerine çok kızıyoruz ”Dün öyle dedi bu gün böyle” dedi diye.
Oysa çok basit bir mantık yürütmenin bile böyle bir davranışın çok makul karşılanabilecek sebeplerini görebilirsiniz.
Ben şuna inanırım ve halada inanırım.
1946 yılından bu yana batılı ülkeler (ABD,AB vs.) istemeden bizim ülkemizde siyasetçiler uzun süreli iktidarda kalamaz.
Ülkeyi yönetenler bunu iyi bilir.
İşte bundan dolayı o ülkelerin çıkarları ve istekleri onlar tarafından anında yerine getirilir.
Yani bizim siyasilerimiz için ülke çıkarı ve ulusal çıkarlarımız her zaman şahsi çıkarlarının ve koltukta kalma isteklerinin gerisinde kalmıştır.
Elbette istisnalar olmuştur.
(Bu konuda detay yazılarım www.mehmetyceer.com internet sitesinde)
Bundan dolayı ben aklım erdiğinden bu yana ülkedeki siyaset böyle işlemiştir.
Ülkeyi yönetenlerin sürekli çelişki içinde olmalarına hiç ama hiç kızmam.
Çünkü onu iktidara getirenlerin çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapmak zorunda kalan bir anlayış çelişkiye düşmeyi utanma konusu yapamaz.
İktidara gelirken iradesini, utanmasını ve bütün değerlerini paket halinde onu iktidara getirenelere teslim ettiği için kendisi insan olmadığı gibi robot bile değildir.
Çünkü onların iktidara geliş nedeni böyle davranmalarını gerektiriyor.
Sorun siyasetçilerde de değil halkın desek bu da doğru bir yaklaşım değil.
Çünkü halka ne verdin de ne istiyorsun?
Türkiye’nin ortalama eğitim süresi 6 yıldır.
Bu eğitim süresi okuma yazma bilmeye eşdeğerdir.
Yani halkın almış olduğu eğitim ve yaşadıkları sosyal katmanlar ve de afyon etkisi yaratan din eğitimi halkın doğruları görmesine engeldir.
Altı yıl eğitim ortalaması içinde olan bir halkın analiz yapması ve doğruyu yanlışı görmesi çok kolay değildir.
Örneğin yapılan Çanakkale ve Osmangazi köprüsü çok güzeldir üstünden geçerken gururlanırsın.
Oysa o köprüyü yapmanın maliyeti ve arkasındaki soygunu bütün rakalmlarıyla ananliz etmeyi halkımızın düşünmesi mümkün değilidr.
Bu örneği ülkenin her olayında düşünebilirsiniz.
İşte bundan dolayı halka kızmakta doğru değildir.
Halka ne verdiysen onu alıyorsun suçlu halk değildir onu geri ve cahil bırakan soygun düzenidir.
Büyük şair Nazım Hikmet bile ”Demeye de dilim varmıyor ama kabahatın çoğu senin canım kardeşim” diye yazmıştır.
O günkü şartlarda halkın içinde bulunduğu durumu bana göre doğru okuyamamıştır.
Buna rağmen halkın sağduyusu ve de solduyusu sofrasındaki ekmeğine dokunana kadardır.
Oraya geldiğinde de babasını bile tanımıyor.
31 mart 2024 seçimleri ve de bu gün dağda, taşta, ormanda, fabrikada halkın soygun düzenine karşı tepkisi bunun en güzel cevabı değil mi?