Soygun düzeni biter mi?
1950′ den bugüne kadar kapitalist, işçi ve emek düşmanı iktidarlar tarafından yönetildik. Bu süreçte emekten yana iktidar söylemleri olmuştur, kıyısından, köşesinden iktidarın ortağı da olmuştur ama uzun süreli sol -emekten yana bir iktidar kurulamamıştır.
Bunun tek nedeni de halkın emekten yani kendinden yana bir iktidar modelini oluşturmak istemeyiş olmasıdır. Bunu da egemenlerin, düzenden beslenenlerin kullandığı dinle, inançla ve itikatla yapmışladır.
1950’den bugüne geldiğimizde artık kapitalizmin ötesinde vahşi, kan emici, emek düşmanı ve de insanlığın geleceğini de tehdit eden bir yönetim modeli oluşmuştur.
Bu modelde belli bir nüfus buna on milyon kişi diyebiliriz İsviçre düzeyinde yaşarken, yetmiş altı milyon insan sürünecek noktalara itilmiştir.
Çünkü ülkenin ulusal geliri yedi yıldır gerilemektedir.
Bugün sömürgeciliğin pik noktası yakalanmıştır.
Peki bu durumda sol bir iktidar kurulabilir mi? Hayır kurulamaz.
Çünkü halkın en az %70’i sol bir iktidar istemiyor.
Bugün HDP’ yi sol kabul edersek ( Tartışmalı ) CHP’ ye sol dersek(Tartışmalı) ikisinin toplamı %35 civarında.
Şimdi CHP’nin bugüne kadar hiçbir siyasi partinin yapamadığını yapıp sol bir iktidar geldiğinde neler olacağını halka anlatmalı hatta ezberletmelidir.
Bu durumda da halk hâlâ ” Ben bu modeli istemiyorum, beni ezen, soyan, benim maaşımdan kesilen vergileri yurt dışına kaçıranları ve soygun düzeni kuran Özal, Demirel, Evren, Erdoğan modellerinden memnunum ” diyorsa artık sosyal demokratların ve sosyalistlerin yapacakları bir şey yok.
Buna rağmen umutla, inatla ve sabırla CHP demeli ki;
-İktidara geldiğimizde bütün yollar, köprüler, tüneller kamulaştırılacak ve halkın oralardan ücretsiz geçişi sağlanacaktır. ( İki gün önce söylendi. )
-Doğuştan itibaren herkes sigortalı olacaktır. ( Aile sigortası demişti. )
-Eğitim, sağlık her yurttaşa ücretsiz olacaktır.
-Soygun düzeninden elde edilen haksız kazançlar, dışarı taşınan servetler takip edilecek ve bu paralar yurt içine gelmesi için gereken yapılacak.
-Halkın sağlıkla, eğitimle ilgili her türlü masrafını devlet karşılayacaktır.
-Yerel yönetimlerin yetkileri arttırılmalı, güçlendirilmeli vatandaş her işini yerelden çözebilmelidir. -Milletvekili sayısı üç yüze düşürülmelidir.
-Vergilerin büyük çoğunluğu yerel yönetimlerde kalacak bir kısmı merkezi idareye gidecektir.
-Her türlü yol, su, elektrik yatırımları her şehrin yerel yönetimleri tarafından yapılacaktır.
-Acil olarak çevre ve su politikaları için yerel yönetimlerde birimler ve merkezî idarede bakanlıklar kurulamalı ve çevre ve su sorunu birinci öncelik olmalıdır.
-Bugün tarımda vahşi kapitalizmin ve küreselcilerin boğduğu Türk tarımı acilen yeni karalarla ayağa kaldırılmalıdır.
-Hangi ürün nerede ekilecek planlaması yapılmalı, ülkenin hangi gıda ürününe ve tarım ürününe ne kadar ihtiyaç varsa belirlenmeli ve tarım bölgelerinde bu ürünlerin ekimi teşvik edilmelidir.
-Acil olarak DPT ( Devlet Planlama Teşkilatı ) türü bir birim oluşturulmalı planlı ekonomiye geçilmelidir. -Devlet her ürünün piyasa şatlarına göre maliyetini hesaplamalı ve o maliyete göre taban fiyatı belirlemeli, eğer piyasadaki fiyatlar taban fiyatın altına düşerse devlet tarım ürününü taban fiyatının biraz üzerinde, tarımcının yaşamını en iyi şekilde sürdürebilecek fiyattan almalıdır.
-Vahşi, insafsız, acımasız, emek düşmanı halk düşmanı kapitalizmin bütün pis uygulamalarına son verilmelidir.
-Konya gibi bölgeler tarım bölgesi ilan edilmeli, nasıl ki Konya büyüklüğündeki Hollanda Türkiye’nin yirmi katı tarım üretebiliyorsa aynı model yani sanayileşmiş tarım modelleri bu bölgelerde kurulmalıdır.
-İnsanlara yardım yaparak onların asalak bir yaşam içine hapsetmek yerine sağlık ve yaşama uyum sorunu olmayanlar mutlaka iş hayatının içine sokulmalı, sosyal yardım adı altında asalak bir şekilde yaşamayı amaç edinen toplum modeli ortadan kaldırılmalıdır.
-İktidar olunduğunda diyanet kapatılmalı her inanç sahibi inanmış olduğu ibadet alanını finanse etmelidir.
-İşe girerken inanmış olduğu dinin, mezhebin finansmanı için her inanç sahibi inanç vergisi ödemelidir.
-Bugün yüz on bin diyanet çalışanı için devletin ayırdığı çok büyük kaynak yatırımlara ayrılmalıdır.
-Bu durum kilise ve Cem evleri içinde aynı olmalıdır.
-Kim neye inanıyorsa inandığı dini ve inancı finanse etmelidir.
-Eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalı, bugün insanları birbirinden koparan ve ayrıştıran imam hatip -özel okul- düz lise- normal lise ayrımı ortadan kaldırılarak eğitimde birlik sağlanmalıdır.
-Dini kurumların ihtiyacı olan imam, dede, papaz ihtiyacı ne kadarsa o kadar insan okullarda eğitilerek o kurumlarda görev almalıdır ve bu eğitim kurumlarını inananlar finanse etmelidir.
-Yerel yönetimlerin yetkilerinin arttırılmasına istinaden şehirlerde görev yapan otobüs, metro ve bunun gibi ulaşım araçlarını gelirleri yerel yönetimlere verilmelidir.
-Valilik kaldırılmalı şehrin bütün yetkileri seçilmiş belediye başkanları tarafından yerine getirilmelidir.
-Köylerde ekilmeyen, biçilmeyen arazilerin tekrar ekilmesi için köylü teşvik edilmelidir.
-Bu maddeleri uzun uzun yazmak mümkün, ben sol partiyim, emekten yanayım diyen CHP’nin bu tür halka dokunan politikaları adım adım açıklamalı ve açıkladığı her düşünceyi nasıl hangi finansman modeliyle yapacağını da halka anlatmalıdır.
-Halkın ortalama eğitim süresinin düşük olduğu hesabı yapılarak açıklanan bu maddeleri o eğitim seviyesindeki insanların anlayabileceği şekilde anlatılmalı, sıkıcı ve anlamsız, teorik açıklamalardan uzak durulmalıdır.
Sonuç olarak;
Bugün halk bunalmıştır bu iktidarın uygulamalarından sıkılmıştır ve bir çıkış yolu, lideri aramaktadır. Halk bu bunalmışlığının içinden mutlaka çıkış yolu bulacaktır.
Yeter ki o çıkış yolu olan sandık ve özgür seçimlerin yolu kapatılmasın.
Son günlerde Sayın Erdoğan ” Akılı olun, iktidar olma hedefinizden vazgeçin ” derken basındaki saray yazarları da ” kan dökülecek ” diyebilmişlerdir.
İşte bu yeni durum sandığın yoluna düşen yeni engellerdir ve bunu geliştirmek isteyeceklerdir.
Çünkü bu yolu dinle, Ali Erbaş’la, türbanla, bugüne kadar beslendiği iktidar olduğu, iktidarda kaldığı ulvi değerlerle kapatamayacağını anlamış görünüyorlar.
Bundan dolayı muhalefet bileşenlerinin ülkenin gerilmesine ve kamplaşmasına yol açacak politikalardan uzak durmalıdır.
Muhalefet bileşenlerinin 5 Haziran süreci ve öncesinde yaratılan şiddet sarmalından ders almış olmalıdır.