Soygun düzeni(6)
Kripto para vurgunu son yirmi yılda yetişen yeni nesillerin uydurduğu, yeni nesil soygunun bir sonucudur.
Bu soygunu da yeni nesil soyguncular, yeni nesil gençler Furkan’lar yapıyor.
Bu kripto soygunu dün yazmıştım, sebebi siyasettir demiştim.
Çünkü bu soygun kırk bir yıldır yapılıyor.
Şimdi devletin çıkıp şunu demesi gerekiyor ”Ey halkım ben Fırat’ın kenarında kaybolan kuzudan da sorumluyum sizin soyguna giden paralarınızı ben ödeyeceğim” demesi gerekir.
Eğer bunu demiyorsa ve bu paraların bir kısmı hala içeride sistemin içindeyse bu para nerede olursa olsun devlet bunu bulur, evet bulur bu parayı bulup halkına geri verir, vermesi gerekir.
Devlet bunun için vardır.
Benim soyulmamı devlet önleyemiyorsa devlet niye var?
Şayet bunu devlet yapamıyorsa sistemin içindeki paraları, bu çocukları kim koruduysa, kim bunlarla birlikteyse bunu devlet bilir ve bulur.
Bunlar ağırlıklı olarak siyasiler gibi görünüyor, onların cebinde aranmalıdır.
Yani bu çocuklar yalnız değildir ve arkalarında çok güçlü yapılar olmadan böyle büyük bir soygunu yapmaları mümkün değildir.
Bu durumu görünce aklıma Şener Şen ile İlyas Salman’ın oynadığı Banker Bilo filmi geldi.
Aslında Banker Bilo filmini belgesel kanallarının yayınlaması gerekir.
Memleketin nasıl soyulduğunun saf vatandaşların nasıl kandırıldığının/soyulduğunun çok güzel bir gösterimidir, sanat eseridir.
Orada saf bir vatandaş bir kere kandırılıyor, iki kere, üç kere, dört kere kandırılıyor.
Her kandırılmadan sonra ”Tamam seni kandırdım, hele bir sor bakalım neden kandırdım?” diyerek onu nasıl kandırdığını mantıklı bir şekilde anlattıktan sonra tekrar kandırıyor.
Bu kısır döngü saf vatandaşın nişanlısı/karısına kadar dayanıyor.
Uyanık soyguncu karısıyla birlikte olduğunda yakalanınca ”Tamam karınla birlikte oldum ama hele bir sor bakalım neden oldum?” diyerek soygununa ve kandırmalarına devam ediyor.
Ya arkadaş bu kadar saflık olur mu?
Bakerler kandırdı, inşaat firmaları kandırdı, Kombassan, Yimpaş kandırdı, dinciler sahte Müslümanlar kandırdı.
Bu da yetmedi daha bir çok firma,siyasetçi kandırdı.
Hala uyanmadıysan, hala gelin beni kandırın diyorsan, hala ben soyulmaya hazırım diyorsan, bunu da en kutsal değerin olan dinle, inançla yapanlara kanıyorsan suçun en büyüğü sen değil misin?
Neyse uzatmaya gerek yok Nazım Hikmet şiiriyle bitirelim.
Anlayana.
DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!…….1947.