Ocak 12, 2025

Tahran uyandı, İstanbul uyuyor.

ile mehmet yüceer

1788 yılından bu yana İran’ın başkenti olan Tahran Güney kıyısındaki Makran bölgesine taşınıyor.

Hızla artan ve yirmi milyona yaklaşan nüfusu, alt yapı yetersizliği, hava kirliliği, su kaynaklarının yetersizliği ve en büyük tehdit olan fay hattı üzerinde olması nedeniyle deprem tehdidi altında olduğu için Tahran taşınıyor.

Tıpkı İstanbul gibi Tahran’da da yedi ölçeği üzerinde bir deprem bekleniyor.

Depremin yıkmasını beklemeden İran’lı Tahran’ı taşıyarak ülkeyi büyük bir faciadan kurtarmak istiyor.

Ayrıca yapılan araştırmalarda şehrin her yıl 25 cm battığı da hesaplandı.

Tıpkı Meksiko City şehri gibi.

Aztek uygarlığının da başkenti olan Meksiko City her yıl 40 cm batıyor.

Meksiko City’i kurtarmak için çok büyük tedbirler ve yatırımlar yaptılar.

Tahran’ın batma sebeplerinden biriside yeraltı sularının azalması.

Tıpkı Konya ovasındaki Obrukların ortaya çıkması gibi.

Bu durum yakın bir gelecekte Trakya ovasında olacak.

Yanlış sanyileşme sonucunda tarım alanlarına verilen farbrika izinleriyle sanayi kuruluşları yeraltı sularını çekti.

Eskiden yirmi otuz metrede su çıkarken şu anda 250 metreye kadar su bulma derinliğine ulaşmış durumda.

Bu da bir süre sonra ova içinde batmaların ve obrukların oluşmasına neden olacak.

Belki yerleşim yerlerini tehdit edecek.

Ayrıca Ergene deresinin ve o güzelim ovanın da zehirlenmesine göz yuman bir yönetim anlayışıyla karşı karlşıyayız.

İşte bu olaylara bakarak Tahran’ın yaşadığı sorunların kat ve kat üstünde sorunlar yaşayan İstanbul’u taşımayı düşünene deli muamelesi yapılacağı için başka çözümler üretmek gerekiyor.

İstanbul’da şahrin batması dışında Tahran’ın yaşadığı bütün tehditleri İstanbul yaşıyor.

Bunun için öncelikle şehrin nüfusunu arttıracak yeni imar planlarını dondurmak gerekiyor.

Kanal İstanbul gibi nüfus arttırcı prıojelerden uzak durmak gerekiyor.

Bu gün en çok göç veren Sivas, Kastamonu, Kars gibi illere halkın tekrar geriye memleketine gitmesi için cazip yatırımların yapılması gerekiyor.

Bu gün buralardan gelen insanlar araçlarında ve evlerinde memleket türküleri dinlerken, ” memleketim” diye yanıp tutuşurken neden burada kalıyor?

Elbette tek kelime ile söyleyecek olursak ”ekmek” için.

Bu durumda bu şehirlerde ekmeğini yiyeceği,çocuklarının eğitimini sağlayacağı yatırımlar yapılarak onbeş yirmi yıl içinde İstanbul Nüfusu on milyona düşürülebilir.

Zengin tarım toprakları ve su havzaları üzerindeki binalar daha merkeze doğru yüksek ve depreme dayanıklı binalara taşınabilir.

Çünkü İstanbul’a bu haliyle yatay büyümeyi önermek akılıca bir öneri değil.

Böylece tarım arazileri ve su toplama havzaları genişleyen ve büyüyen İstanbul tehdidinden kurtulmuş olur.

İstanbul sanayi ve mal üreten değil kültür ve turizm şehrine dönüşebilir.

Bu gün hızlı tren yatırımları yeni oluşan bu kentlerdeki üretimi çok rahat büyük kentlere getirebilir.

Örneğin Antalya yöresinden gelen tarım ürünlerini kamyonlarla büyük kentlere götürmek yerine hızlı trenlerle taşınabilir.

Bunun içinde belli bir sürede kamyon sayısı azaltılabilir.

Böylece trafik kazalarında ölümlerde azalır.

Enerji tasarrufu yapılabilir.

İstanbul bu hızla büyürse Melen’den gelecek su yetmeyecek belki Anadolu barajlarından su boru hatları döşeyip İstanbul’a su getirecek hale geleceğiz.

Bundan dolayı Tahran şehri nasıl ki deprem ve diğer etkenlerden insanını kurtarmak için taşınıyorsa İstanbul nüfusunun da acilen on milyon olmadı onun altında bir nüfus çekmek zorundayız.

Artık İstabul’a yatırım yapmanın ve ticaret yapmanın sınırlamasının zamanı geldi de geçiyor.

Bunun anlamak ve başarabilmek için hurafelerden beslenen değil bilimsel, akademik çevrelerden ve akıldan beslenen bir iktidarın ülkeye gelmesi gerekiyor.

Çünkü yerelde sadece belediye kazanmanın yetmediğini İmamoğlu olayında görüyoruz.

Adamcağız ”Kanal İstanbul yanlış” diye kendini paralıyor rant ve çıkar peşinde koşanlar merkezi idare gücüyle İstanbul’un tabutuna son çiviyi çakmak için uğraşıp duruyor.

Bundan dolayı Merkezi idarede de çağdaş,bilime kulak veren insnaların iktidar olması gerekiyor.

İşte o zaman İstanbul’un kurtarılması için akıllı ve bilimsel projeler gündem gelebilir.

Bu gün ne dersek diyelim memleketi yönetenlerin umurunda değil.