Tophane’nin karanlık sokaklarında.
Kırk yıla yakın ailem Tophane Kılıç Ali paşa hamamını işletmesini yaptı.
Tophane de, Boğazkesen de ve o fakir mahallelerde sosyal katmanları çok farklı insanlar tanıdım.
Vedat Türkali’nin ” Bekle bizi İstanbul” şiirinde bahsettiği ” Tophanenin karanlık sokaklarında koyun koyuna yatan çocuklarınla bekle” dediği o çocukları tanıdım.
Bitlendikleri için bazen yıkanmaya, bazen bir lokma ekmek için, bazen de gecelerini geçireceği Külhanda yatma talepleri olurdu.
Yazın ortadan kaybolurlardı.
Yazın hayatlarını çok daha kolay geçirirlerdi.
Mevsim kışa döndüğünde yasaları bilenler dört beş ay hapis yatmak ve bir lokma ekmek yiyebilmek için hapse girecek suçlar işlerlerdi.
İşledikleri suçlara ne kadar ceza verileceğini bilirlerdi.
Kışın hapse girmeyenler ya hamamın kuytu dış köşelerinde, ya da caminin iç avlusunda soğuk kış gecelerini geçirirlerdi.
Yazan çizen konuşan insanlar tıpkı Tophanenin karanlık sokaklarındaki çocuklar gibi neyi yazarlarsa neyi konuşurlarsa hapse gireceklerini ezberlemiş durumda.
Herkes en gencinden en yaşlısına kadar bu cezaların tehdidi altında.
Fikir ve yazı özgürlüğü bitmiş durumda.
Yılların koskocaman yazarları açık açık televizyonda ” Bunu söylersem suç olur mu, hapse girer miyim” diye sorabiliyor.
Oturumları yönetenler konuşmacıların her sözünü düzeltmek için büyük gayret içinde.
Çünkü TELE 1, Flash ve onlarca yayın organı fikirleri yüzünden yok oldu gitti.
Yazı yazanlar, konuşanlar dar bir kalıbın içinde baskıyı iliklerine kadar hissetmiş şekilde yazı yazıyorlar.
İşte böyle bir ortamda adım adım bilinmezliğe doğru hızla yol alıyoruz.
Dünya mı ?
Onu hiç sormayın manyaklar, cahiller, hırsızlar, Epstein sapıkları dünyayı yönetiyor ve mazlum ve fakir ülkeleri kan ve göz yaşına sürüklüyorlar.
Buna göz yumanlar da onlardan farklı bir yerde değiller.