Toprağınız bol olsun !
1983 yılından bu yana ülkemizin en büyük rant aracı toprak olmuştur.
Eskiler İstanbul’un taşı toprağı altındır derler ya, hakikaten o tarihten sonra taşı toprağı altın olmuştur.
Bundan dolayı herkes zengin olmak için İstanbul toprağını tıpkı Haçlılar,Moğollar gibi işgal edip talan etmiştir.
Murat Ağırel’in parsel parsel,ANKARA adlı kitabında Ankara’nın tarım arazilerinin nasıl satılıp planlandıktan sonra altın değerinde satışlara ulaştığını bürokrasi-yargı-siyaset üçgeni içinde nasıl büyük zenginliklere ulaştığını anlatmaya çalışıyor.
Ayrıca bu ülkenin özellikle spor kulüplerinin başkanlarının ve yanındaki bir kaç kişinin nasıl o ildeki, ilçedeki rantları spor kulüpleri üzerinden akladıklarını da anlatmaya çalışıyor.
Bundan dolayı amatör kulüp, profesyonel kulüp farketmiyor, uzun süreli kulüp başkanlığı yapan insanların o kulüplerin tüzel kişiliği üzerinden iş adamlarından dilenerek topladıkları paraları nasıl akladıklarını ve de ceplerine koyduklarını herkes biliyor.
Bundan dolayı yaşamlarının hemen başında varoş dediğimiz mahallelerde oturan bu insanların bugün İstanbul’un, Ankara’nın en seçkin semtlerinin müdavimi olduğunu görüyoruz.
Bundan dolayı ülkenin spor kulüpleri kara paracıların sığınacakları limanlar olmuştur ve bu durum bugün de devam etmektedir.
Ayrıca ülkenin ve özellikle İstanbul’un imar rantlarından doğan artı değerlerin kamu adına vergilendirilmesi veya artan değerin kamuyla ortaklaşa paylaşımı gündeme gelir fakat bir türlü adım atılamaz.
İşte bundan dolayı bu yaklaşımlar ve oranın ballı börek gelirleri sistemin siyasal yapısını ve bir çok alanı finanse ettiği için buradan doğan artı değerler hiç bir zaman halkla paylaşılmamıştır.
Bunu bekleyenlerinde boşuna beklemesine gerek yok.
Oysa bu tür projelerde yıllardır az veya çok olan bağımsız hukukun vermiş olduğu kararlar olmasına rağmen uygulanmamış veya uygulanmasının önüne üzeri çizili ‘’S’ler’’ çıkmıştır.
Bunun için en son Ankara Büyük Şehir Belediyesinin vermiş olduğu karar doğrultusunda Sinan Aygün’ün yapmış olduğu TOGO kulelerinin iki yüz bin metrekare alanın kaçak olmasından dolayı yıkılması kararı çıktı.
Bu tür yıkım kararları o kadar çok var ki, özellikle İstanbul ve Ankara da alınan kararlar bir türlü uygulanamamıştır.
Yıkılmamasının sebepleri çoktur bu yazının konusu değil ama başka bir yazıda yazmak gerekir.
Bir de yüksek mukavemetler, dökülen betonun mevcut bina içinden ayıklanıp yıkılması, yapılmasına yakın maliyetler getirdiğini de hesaba katınca bu tür yapıların yıkılması çok kolay görünmüyor.
Bu durumda yapılacak tek bir olay var, bugüne kadar yapılmış kaçak köçek yapılar 2017 yılının sonuna kadar yapılanların bir çoğu imar barışıyla yasal hale getirildi.
Affedilmeyen varsa ve hala kaçak durumda ise (TOGO kuleleri gibi) bu yapıların kaçak kısımlarını yıkmak çok kolay olmadığına göre bu durumda yıkılmadan kalan bu yerlerin bedelsiz kamulaştırılması ve gelirlerinin halka verilmesi veya kamuya irat sayılması en mantıklı çözüm olarak duruyor.
Bu konuda yasal bir düzenleme mi yapılır?
Kanun mu çıkarılır?
Belediyenin plan notlarıyla mı çözülür?
Bu konuya siyasal partilerin mühendis ve hukukçu vekillerinin kafa yorması gerekir.
Bugün Ankara’daki TOGO kulelerindeki iki yüz bin metre kare kaçak inşaatın bugünkü piyasa satış fiyatı 2 milyarlık bir bedele karşılık gelir.
Bu kaçak binayı yıkıp çöpe atamadığına göre, bedelsiz kamulaştır kiraya ver veya sat kamunun yararına kullan.
Bunun yolu açılmalı ki, bir daha kaçak inşaat yapmaya çalışanlar,191 kez ihale kanunu değiştirmeyi akıl edemesin, belediyenin plan notlarına dadanmasın ve tüyü bitmemiş yetim,yoksul halkın hakkını yemesin.
Veya tarlayı alıp imar değişiklikleriyle bire bin kar hesabı yapanların bütün iştahlarına ot tıkamanın zamanı geldi de geçiyor sanıyorum.
Bu yapılmadığı taktirde bu ülkenin şehirleri çıkarcı müteahhit, hesapçı siyasetçi ve para sevdalısı bürokratlar, kısmi hukukçular tarafından talan edilmeye devam edecektir.
Bu üçgene maalesef yargının da bulaştığını görüyoruz.
İşte Murat Ağırel’in parsel parsel kitabı tam da bunu anlatıyor.
Yani son otuz yılda şehirlerin hangi yöntemlerle talan edildiğini anlamak için Murat Ağırel’in bu kitabını okumak gerekiyor.
Bu kitaptan daha çok siyasetçilerin ve kısmi hukukun (Bir tane hakimin Melih Gökçek için yargıya gelen yüzün üzerindeki şikayet doyasını ve suç duyurusunu nasıl kapattığı anlamında kısmi hukuk diyorum. Bu ülkenin hala pırıl pırıl hakimleri, savcıları ve yetim hakkı hukuktur diyen vicdanlı insanları olduğuna olan inancımı hiç yitirmedim)
Ayrıca bu hakimin nasıl parsel parsel zengin olduğunu Murat Ağırel kitabında anlatıyor.
Ve de müteahhitlerin ve onlarla işbirliği yapanların bu ülkeye ne büyük zarar verdiklerini öğrenmeleri gerekiyor.
Hala ülkenin otuz yıllık siyasetçileri, bürokratları ve de onların yolunu açan kısmi hukukçular bu kadar talandan sonra ‘’biz hala doymadık’’ diyorsa, ne diyelim inandığınız Allah hepinizin gözünü kara toprakla doyursun ve de toprağınız da bol olsun.