Torunlarla baskete…
Pazar günü oğlum ve torunlarımla Sinan Erdem spor salonunda oynanan Anadolu Efes- Pınar Karşıyaka maçına gittik.
Aslında ailece Galatasaray’ı tutuyoruz.
Çocuklarda zaman zaman Galatasaray’ın basket maçlarına gidiyor.
Sonuçta Pınar Karşıyaka Efesi birinci uzatma sonucunda yendi.
Elbette basket kritiği yapacak değilim.
Maç başlarken torunum Zeynep Duru dedi ki ”Dede biz hangi takımı tutacağız.” Ben de ”Eski sevdiğim Efesi destekleyeceğiz” dedim.
Elbette kendisi dördüncü sınıfa gittiği için algısı açık.
”Dede Pınar süt var bu takımı onların takımı mı?” diye sordu.
Ben de ”evet doğru bildin” dediğimde, ”o zaman ben Pınar Karşıyaka’yı destekleyeceğim.” dedi.
Neden diye sordum.
”Sonuçta Süt ve bira maç yapıyor süt daha faydalı ondan ben Pınarı destekliyorum” dedi.
”Tamam haklısın sen Pınarı destekle” dedim.
Hakikaten sonuçta süt birayı yendi, Zeynep haklı çıktı.
Spor salonu yirmi iki bin kişilik fakat salonda üç bin civarında seyirci vardı.
Eski kemik Efes seyircisi yok ve olanlar da kombineci seyirci.
Onlar tiyatro seyreder gibi maç seyrediyor.
Gençler ve özellikle genç kızlar çok fazla.
Özellikle başı kapalı genç kızların yoğun ilgisini gördüm.
Fakat maç seyretmedikleri dikkatimi çekti.
Aslında maç çok çekişmeli olmasına rağmen gençlerin en hareketli sahnelerde bile telefonla oynadıklarını gördüm.
Yani onların basket diye bir dertlerinin olmadığını gördüm.
Ayrıca genç erkeklerin (abartmıyorum) %70′ i sakallıydı.
Benim oğlum da dahil.
Ben ise tam sakalım çıktığı günden bu yana toplum içine çıkacağım zaman mutlaka tıraş olurum ve yıkanırım, temiz ve şık giyinirim.
Maalesef gençleri çok karmakarışık bir surat ve ruh dünyası içinde gördüm.
Özel güvenlikteki kadınların hemen hemen tamamının başlarında siyah bir örtü var.
Az sayıda polis memuru vardı gene polis kadınların baş örtüleriyle özel güvenlik kadınlarının örtüleri aynı renkti.
İçeri girerken topuğumdan kulağımın arkasına kadar aradılar.
Torunlarımı da aradılar.
Aramadan sonra erkek torunumla bir konuşmamız var burada anlatamam. Tam bir komedi.
Spor salonuna kadın, erkek mescit yapılmış.
Bir mühendis olarak mescitlerin konumunun doğru olmadığını söyleyeyim.
Erkek ve kadın tuvaletinin yürüyüş yolu üzerinde çok fazla ayak altında bir konuma yerleştirilmiş.
Bu durumun mutlak düzeltilmesi gerekir.(İBB yöneticilerine duyurulur.)
Büfelerdeki fiyatlardan hiç bahsetmeme gerek yok.
Çarşı, pazardaki fiyat yangını spor salonuna da sıçramış durumda.
Her şey çok pahalı.
Maç sırasında Efes seyirci desteği hiç görmedi.
Ara sıra stattan yapılan anons zoruyla alkışlamalar, gürültüler oldu o kadar.
Buradan bakınca seyirci yoksa sporun hele hele çok hızlı oynanan ve seyircinin nefesini ensesinde hisseden basketbolün çok ihtiyacı var.
Efesin buna çözüm bulması gerekiyor.
Bir de takımlar hemen hemen maç boyunca beş yabancıyla oynadı.
Takımlarda Türk basketbolcu yok gibi.
Ondan sonra diyorlar ki, basketbol gelişecek.
En son Türkiye- Sırbistan maçını seyrettim.
Takım varla yok arasında gidip geliyor.
Üstelik oyun kurucu ve şutörlerde ithal oyuncular. (Scottie Vilbekin)
Yani yüklü paralar verilerek Türk vatandaşı yapılan yabancılar.
Bu kafayla nasıl ki Türk futbolunu bitirdiler, basketbolda o hızla o yola doğru gidiyor.
Sinan Erdem spor salonu son dönem spor mimarisinin güzel bir örneği.
En azından İstanbul depreminde ayakta kalacak binalardan bir tanesi.
Bundan dolayı o depremde mağdur olan, evsiz kalan yurttaşlarımız için iyi bir sığınma alanı olacaktır.
Tıpkı AVM’ ler gibi.