Türkiye siyasetinin bu günkü durumu.
Türkiye /Türk siyaseti çok büyük belirsizliğr doğru yol almaya devam ediyor.
Neden Türkye/Türk yazıyorum? Türk yazarsam Türkiye’nin ve içindeki başka etnik kökenden insanların öksüz kalacağına inanıyorum, Türkiye yazarsam da Türk’ün öksüz kalmasından, bundan dolayı kardeşçe bir arada olmasını istediğim için böyle yazıyorum.)
Bütün partiler mevcut seçim sistemine göre olacak seçimde %51’i bulmak zorunda olduklarından dolayı herkes herkesi yanında tutmaya çalışıyor.
Bu gün CHP’ nin bulunduğu yerle Dervişoğlunun ve Ümit Özdağ’ın,siyasal islamcı Erbakan ve diğerlerinin 51 içinde olması mümkün değil.
Bunu siyasi çizgileri açısından söylüyorum çıkar için biraraya gelseler ve iktidar olsalar bile, uygulamalarda çok büyük kavgalar olacaktır.
Şu anda hala kilidin anahtarı DEMPARTİ’nin elinde bundan dolayı herkes onunla yan yana olmak için can atıyor.
Kürt açılımı da bunun için yapıldı.
Sayın Erdoğan Türkiye/Türk siyasi tarihinin en pragmatik lideri.
O bunu ”Kazan kazan” diye anlattı.
Bu güne kadar ne kazanırımı görmeden yokla çıkmadı.
Yani Kürt açılımında bir kazanç görmezse anında eski pozisyonuna geri dönecektir.
Kazançtaki kastım olacak seçimde 51′ i sağlamak için DEMPARTİ desteği, kendisinin tekrar seçilmesi, yeni anayasa için tam destek.
Bunları göremediği anda gene üç yıl önceki sert söylemlerine dönecek ve “Kürt sorunu diye bir şey yok, DEMPARTİ, APO terörist” diyecektir.
Bunu dediğinde onun bu çelişkisi veya farklı söylemleri tabanında en ufak bir sarsıntı yaratmayacaktır.
Çünkü son otuz yılda öyle bir taban oluştuki sayın Erdoğan nederse desin ” O öyle söylüyorsa bir bildiği vardır” diyebiliyor.
MHP ise sayın Erdoğan’ın isteklerini yerine getirmekten mutlu mesut yoluna devam ediyor.
Bahçeli son açıklamasında okullarda hatta ana okullarında tarikatçıların şeriatçıların dinci uygulamalarından da çok mutlu olduğunu söyledi.
AKP, MHP birlikteliği liderler mezara gidene kadar gidecek gibi görünüyor.
CHP ise DEMARTİ ile ilişkileri sıcak tutarken parti içinde ulusalcıların isyanı en üst seviyeye çıkmış durumda.
Yerelde Tanju Özcan olmak üzere bir kaç belediye başkanı ve on üç milletvekili bulunuyor.
Bu on üç milletvekili ,her gün televizyonlarda CHP’ ye hakaret eden partiden ihraç edilmişler ayrı toplantılar yaptıkları söyleniyor.
Parti suçu olmasına rağmen merkeze meydan okuyorlar.
Bunlar Özgür Özel ve ekibinin partiyi ütopya dedikleri ve halka yabancı bir ideoloji olduğuna inandıkları sosyalist hedeflere doğru sürüklediğini, altı oktan ve Atatürk ilkelerinden koptuğunu söylüyorlar.
Basındad bu işin başını Yılmaz Özdil ve Soner Yalçın çekiyor.
Soner Yalçın dünkü yazısıda İmamoğlu ve Özel’in başucu kitabı dedikleri Tanıl Bora’nın ”Cereyanlar” kitabının içeriğini yazdı.
Bu kitabın Atatürk’ü küçük düşüren ve yok sayan cümlelerini yazdı.
Yılmaz Özdil ise Özgür Özel’in Attürk ve altı oktan koptuğunu partiye ihanet ettiğini söyleyecek kadar ileri gitti.
Parti içindeki bu yapı Kılıçdaroğlu’nun da etkisiyle (Kılıçdaroğlu hiç bir zaman ulusalcı, Atatürkçü olmadı) Yeni bir partiye hicret ederlerse hiç şaşırmam.
Benim gördüğüm sayın Özgür Özel’in parti içi disiplini elinden kaçırıyor olmanın gerginliğini konuşmalarına da yansımış gibi görünüyor.
2027 yılı Ekim kasım ayında yapılacak erken seçimde hala kimsenin elinde 51 görünmüyor.
Bir de partilere mesafeli duran ve hala bir partiye oy verme konusunda karar veremeyen %30 civarında bir seçmen kitlesi vardı onları şu anda hiç bir parti ikna etmiş görünmüyor.
Bu durum özellikle muhalefet partileri için utanç vesilesi olmalıdır.
Yani 2027 yılı erken seçimine doğru hala 51′ i yakalayan bir iktidar modeli ortaya çıkmış görünmüyor.
Eğer AKP, MHP,DEMPARTİ Kürt sorunu üzerinden bir ortak yürüyüş yakalarsa işte o zaman 51 yakalancak ve el açılacaktır.
Bunun için de Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşması gerekiyor.
Hatta alanlara çıkıp mitinglerde Cumhur ittifakı adayı sayın Erdoğan’a oy desteğini belirten açıklamalarının olması gerekiyor.
Bu olur mu, burası Türkiye neler neler oldu bu da olabilir.
Ben bu birlikteliğin kurulup DEMPARTİ ‘nin taleplerini göz önüne getirdiğimde Öcalan’ın yıllardır dillendirdiği ”Demokratik Cumhuriyet” taleplerinin karşılanacağı, açılımın bir sonuca varacağına inanmadığımı defalarca yazdım.
Çünkü Demokratik Cumhuriyet sayın Erdoğan’ın sonu demektir.
Sayın Erdoğan 1990 yılından bu yana ”Elhamdüllilah ben şeriatçıyım der, demokrasi benim için amaç değil araçtır der, Demokratik Cumhuriyet ise bu fikirlerin tam zıddıdır. Nasıl olacak?”
Olursa da bunun adına ben mucize derim.
CHP nin 51 i yakalaması için yanında olmazsa olmazı DEMPARTİ bu da yetmez bir parti daha gerekiyor.
Şu anda ben o partiyi hala göremiyorum.
Dervişoğlu veya Ümit Özdağ her gün APO ‘ya(Öcalan’a ) ve DEMPARTİ’ ye söyledikleriyle bir araya gelmeleri kolay değil.
Burada Türkiye siyaseti içinde ne mucizelere ve ilkesiz onursuz ilişkiler gördük ki olmaz demek kolay değil.
Benim penceremden Türkiye siyasetinin hali pür meali böyledir.