Ülke akıl tutulması yaşıyor.
Bizim ülkemizde en kolay yapılan iş dindarlıktır.
Çünkü emek istemez, okuma, araştırma hatta düşünme istemez.
‘Ben dindarım’ diyen birisinin hiçbir dua bilmeden, Kuran’ı okumadan, dini, ahlaki değerler anlamındaki öğütlerine uymadan dindar olması veya görünmesi mümkündür.
Örneğin camiye giderek veya evinde beş vakit namaz kılıyor gibi yaparak çevresinde çok dindar bir görüntü vermesi de mümkündür.
Oysa dindarlığın dışında yapılan hiçbir işte insanları bu kadar kolay kandıramazsın.
Marangozum, doktorum, mühendisim, pilotum dersen herkes senden söylediğin mesleğin karşılığı olan becerilerini görmeden inanmaz.
Yani ‘ ben marangozum ‘ dediğinde o mesleği yapıyor olman, uygulaman gerekir.
Ben doktorum dediğinde doktorluğun bazı eylemlerini ve insana dönük uygulamalarını yapman gerekir.
Diplomanı göstermen gerekir.
Her ne kadar bu ülkede diplomasız da çok üst düzey görevler yapılıyor olsa da.
İşte bu tür mesleklerin sahibi olmak için de uzun eğitimler ve emek vermen, çok çalışman gerekir.
Oysa ben dindarım demenin hiçbir emeği yoktur, çalışması veya çalışma süresi de yoktur.
Bundan dolayı özellikle okumayı, yazmayı uzun eğitim sürelerini beceremeyen veya o alanlarda çok büyük çileler çekmeyi göze alamayan milyonlarca insan dindar olmayı tercih ederek kısa yoldan toplumda statü ve ağırlık kazanma yoluna girmiştir.
Bugün toplumda Fethullah Gülen’in, Cübbeli Ahmet’in, Emine Şenlikoğlu’nun ve bunun gibi binlerce insanın hiçbir eğitim görmeden bilimsel ölçülere göre tam cahil insanların toplumun önünde çok büyük makam, mevki ve ekonomik seviye elde etmiş olması da bunun en güzel örneğidir.
Çünkü bugün diğer mesleklerde hangi mesleği yaparsan yap, birçok kitap okuman , zorlu eğitimlerden geçmen gerekir.
Dindar olmak için ise kitap falan okumana hatta inandığı dinin kitabını bile okumana gerek yok, birkaç dini terimi bilmen ve biraz daha ileri gideyim, az daha söz sahibi olayım dersen yirmi tane dua ve bir kitap okuman yeterli.
İşte bundan dolayı kolay yaşandığı için, kolay dindar olunduğu için milyonlarca eğitimsiz, bilgisiz, mesleksiz insan ‘ Ben dindarım ‘ diyerek dindarlık üzerinden toplumda statü kazanmanın peşine düşmüştür.
Ben bu tiplerden o kadar çok tanıyorum ki, aslında bu durum ülkenin içine düştüğü bataklık ve gericilik çıkmaz sokağının da çaresizliğini gösteriyor.
İşte Atatürk bunu iyi gördüğü için bilimsel alana yatırım yapmış, ‘ Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir ‘ demiş.
‘ Ben size manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.’ demiş, demişte demiş.
Bugün dincilerin, yobazların, siyasal İslamcıların Atatürk düşmanlığı bu fikirlere düşman olmalarından kaynaklanır.
Bugün ise toplumda bilmek isteyenlerin sayısı, inanmak isteyenlerin çok gerisine düşmüştür.
Doların on lira olmasından kaynaklanan ekonomik felaket elbette düzelir fakat ülkenin felakete gidişinin en büyük belirtisi bilimden ve akılcı eğitimden uzaklaşmış olmamızdan kaynaklanan felaketin düzelmesi çok kolay değildir.
Yani bir an önce bilmek isteyenlerin inanmak isteyenlerin önüne geçmesi gerekiyor.
Başka bir deyişle, bilmek isteyenler inançlı olacak fakat inancını toplumun gözüne sokarak ‘ Bana statü verin ‘ demeden inancını sadece inandığı Tanrı için yapacak kültüre tekrar dönmemiz gerekiyor.
Bu sağlanamadığı taktirde ülkenin yarınları bu günden daha karanlık olacaktır.