Ülkeyi toptan özelleştirelim…!
Belki bu yazı bir ironi yazısı olacak ama ülkenin gerçekleri bu yöne doğru evrilmiyor mu?
Bu gün kamu adına görev yapan bütün kurumlar özel sektörün ve sermayenin egemenliği altına girmelidir.
Devlet yasaklanmalıdır zaten devlet öteden beri komünizmi çağrıştırmaktadır ve devletçilik kötü bir şeydir.
Bunu nerden çıkardım?
Ruhsar Pekcan olayı bunun belgeli halidir.
Belgelenmeyen veya bilinmeyen belki de bunun gibi bir çok olay var ama haberimiz yok.
Bundan dolayı yıllardır özelleştirmeyi amentü yapanları ve Kıbele tanrısına tapar gibi özelleştirmeye tapanlara bir önerim olacak.
Madem bu özelleştirmeler bu kadar iyi, yasaklamanın egemen olduğu bu günlerde devleti yasaklayalım.
Mesela devletin en uç, en alt kurumu nedir?
Muhtarlık.
Muhtarlıktan başlayalım en üst kurum olan Cumhurbaşkanlığına kadar özelleştirelim.
Mesela muhtar bir şirketim elemanı olsun.
Muhtar bütün görevini o şirket adına yapsın, köy sınırları içindeki bütün arazileri ve ormanları o şirketin adına kullansın.
Böylece bizler vatandaş olarak ”Muhtar ormanları falan şirkete peşkeş çekti” diye haberler okumamış oluruz.
Örneğin İkizdere’deki İşkencerdere Vadisinde taş ocağı açmak isteyen şirket köylülerle karşı karşıya gelmezdi.
Çünkü o yerlerin tamamı şirketin olacağı için istediği gibi kullanır, köylü de karışamazdı.
Hata ne öyle İşkencedere falan adını da hemen muhtar değiştirirdi.
Yazmaya, çizmeye, bürokrasiye de gerek yok.
İşte o köy ekonomik olarak kısa zamanda uçardı.
Onsan sonraki kurum belde belediyeleri.
Belde belediyelerine aday olan belediye başkanları şirketlerin adayları olsun.
Adam desin ki ”Ben maaşımı şu şirketten alıyorum, o şirketin çıkarlarını korumak için belde de belediye başkanlığına aday oluyorum.”
”Belediye başkanı olduğumda şirketimin çıkarlarını korumak için elimden gelen her şeyi yapacağım” desin.
Bir sonraki kurum olan valilikler ve büyükşehir belediye başkanları.
Örneğin valiler ABD’ de olduğu gibi şirketlerin adamı olsun ve şirketlerin maaşlarını verdiği insanlar seçimle vali olsun.
Bilelim ki şu şirketin adayı, şu ilin valisi olmuş.
O vali de, şehrin bütün kaynaklarını seçilmiş olduğu şirketin çıkarlarını korunak için kullansın.
Şehrin bütçesi doğrudan valinin kasasında toplansın, dolayısıyla şirketin kasasında.
Vali de ilçelerin kaymakamlarını, seçilmiş olduğu şirketten müdürler gibi atasın.
Hatta o valiler belde belediye başkanlarını da atayabilir.
O şirketin valisi ilin içinde yaşayan halkın her türlü su, elektrik ve insani ihtiyaçlarını karşılamak konusunda yetkili olsun.
Seksen bir vilayete baktığımızda hangi il, hangi şirketin elinde bilelim.
Gene milletvekilleri olsun, onların aday olduğu şirketler olsun ve onların maaşlarını o şirket versin.
Nasıl olsa Türkiye genelinde şirketlerin her ilde valileri olacak, oralardan vergileri şirketin adamları toplayacak, seçilen milletvekilleri de şirketlerin kendi yörelerinden arttırdıkları paradan artan gelirlerle merkezdeki milletvekillerinin maaşların ödesin.
Kanuna falan gerek yok, her şirket kendi içinde kendi uygulamalarını şirket kararıyla kanun haline getirsin.
O milletvekilleri şirketinin çıkarlarını korumak için yemin etsin.
Gelelim en tepeye Cumhurbaşkanı adaylarına.
Baba şirketlerin adayları ancak Cumhurbaşkanı adayı olsun.
Mesela yüz tane fabrikası olan veya şu kadar ihracat yapan, kasasında şu kadar dolar ve nakiti olan şirketler Cumhurbaşkanı adayı gösterebilir diye sınır getirelim.
Ne öyle demokrasiymiş, Cumhuriyetmiş önüne gelen ıvır zıvır adamlar Cumhurbaşkanı adayı oluyor.
Hem bunun önün geçilir, hem de şirketlerin deve dişi gibi CEO’ları aday olmuş olur.
Türkiye genelinde illerde valiler aracılığıyla kaymakamları müdür gibi atayarak valilerin sahibi olan güçlü şirketler, güçlü bilgili görgülü insanlar ülkesini dünya üzerinde pazarlayan adaylarla yarışa katılsın.
Seçildiğinde bilelim ki, seçilen Cumhurbaşkanı çok güçlü bir şirketin temsilcisi ve o şirketin ve şirketin sahip olduğu toprakları, limanları, ormanları, arsaları, koyları dünyaya pazarlamak konusunda yemini var.
İşte böylece bütün ülkeyi özelleştirmiş olduğumuzda, bu ülke uçar uçar, şaka yapmıyorum kafayı da yemedim inanın uçar, ülke uçar.
Diyeceksiniz ki hastaneler, okullar ne oldu?
Ne öyle parasız eğitim, sağlık, yok öyle beleşten asalak gibi yaşamak yok.
Hani özel şirketin temsilcisini vali yapmıştık ya, o vali o ilin içindeki ve ilçelerindeki bütün okulları şirketi kanalıyla işletecek ve vatandaştan aldığı vergilerle o okulların ve hastanelerin bütün masraflarını ödeyecek.
İsterse bütün okulları ve hastaneleri paralı yapacak.
Bana kalsa da paralı olmalıdır.
Parası olan eğitim görecek, tedavi olacak ,parası olmayan cahil kalacak, tedavi olamadığı için ölecek.
Nasıl olsa bu ülkede cahiller ne kadar çok olursa yönetilmesi de o kadar kolay olduğu için…
Zaten parası olmayan ölecek, böylece memkeket daha sağlıklı insanlara kalacak.
SGK’da batmamış olacak.
Kemal Kılıçdaroğlu gibi art niyetli, hırsız yöneticiler de SGK’ yı soymamış olacak!
Ne öyle sosyal devlet falan.
Zengin olma, para kazanma tekniklerini bilmeyen çürükleri hem sağlık vermeyerek, hem de eğitmeyerek ayıklamış olacağız !
Bu arada hangi ilde, hangi şirketin valisi seçilmişse, o ildeki çiçekten, böcekten, madenden sorumlu olacak.
O zaman da halkta, ülkede Kaz Dağlarında altın madeni işleten şirketin yaptıklarından haberi olmayacak.
Dağ şirketin ister keser, ister maden arar kime ne?
O ilin bütün madenleri, altı üstü dedim ya çiçeği, böceği o valiyi seçtiren şirketin olacak.
Yani bu şekilde devlet denilen özelleştirmecilerin, sermaye sevicilerin nefret ettiği kavramdan kökten kurtulmuş olacağız.
Haaa unutmadan söyleyeyim, hani şirketin temsilcisi olan Cumhurbaşkanını seçmiştik ya, o aynı zamanda dış işlerinden sorumlu olacak şirket içinde ne kadar adamı varsa, büyükelçi ve dış temsilciliklerine atamış olacak.
Yanicime, böylece dünyanın bütün ülkelerinde özelleştirmeden kaynaklı özel şirketin sözünden çıkmayan elemanlar görev yapmış olacak.
Böylece biz de basın da, medya da, sosyal medya da her gün bakan devlete mal sattı, devleti soydu, devletin parasını kullandı, örtülü örtüsüz gitti, yok koyu imara açtı, beş katı on beş kat yaptı haberlerinden kurtulmuş olacağız.
Bu haberleri yapan ne kadar solcu, sosyalist, komünist, vatan haini ve demokrat varsa ellerindeki son kozları da alınmış olacak.
O zaman neyin haberini yapacak?
Adam valiyse, belediye başkanıysa, muhtarsa sahibi olduğu şirketin parasını çalacak.
O zaman bu solcular, sosyalistler ve ülkenin fakir, fukarasını düşünen zındıkların elindeki bütün kozlar alınmış olacak
Zaten o zaman gazetelerde özel sektörün olacağı için, o da şirketinin çıkarlarını korumak için gazeteci olacak ve şirketini korumuyorsa, hala fakir, fukara diyorsa, hala emekçi falan diyorsa koyarsın kapının önüne olur biter.
Böylece ne kadar bozguncu, solcu , komünist, vatan haini, zındık, dinsiz varsa kurtulmuş oluruz.
Böylece ülke tepeden en alta, muhtarlara kadar özelleşmiş olur, biz de ülkenin soyulması haberlerinden kurtulmuş oluruz.
Hepimiz huzurlu bir şekilde uykulara dalmış, güzel günlerde yaşamış yaşamış oluruz.
Böyle bir sistem olsaydı, ne Nazım ”Güzel günler göreceğiz çocuklar” diyebilirdi, ne de İmamoğlu ”Her şey güzel olacak” diyebilirdi.
Dediler de ne oldu?
Ülkenin huzurunu kaçırdılar, insanlar arasına fitne soktular.
Bu modelle de dünyaya örnek olmuş oluruz, Karl Marks, Adam Smith ve bir çok ekonomik önermeler yazan insanların yazdığı saçma sapan yazılardan da, fikirlerden de kurtulmuş oluruz.
Böyle bir yönetim modeli kurarak, çağın ve dünyanın kurtuluşunun yolunu açmış oluruz.
Böyle bir modelimiz olsaydı, on gündür Ruhsar Pekcan haberlerini de okumamış, duymamış olurduk.
Gerçi hala duymak istemeyenler var, onlar aslında haklılar çünkü biraz evvel yazdığım modeli gizli gizli uyguluyorlar, çokta iyi yapıyorlar fakat bizim haberimiz yok.
Aslında Ruhsar Pekcan hanımefendiye böyle bir modelin çığırını açtığı için ödüllendirmemiz gerekiyor.
Hanımefendi diyor ki, ”Her şeyi özelleştirmiş olsaydık, ben de özel şirketimin bakanı olarak ağız tadıyla dezenfektanımı satardım, şirketimin bakanı olarak istediğim gibi bütçemi kullanırdım, kimse de haber falan yaparak benim üstümden meşhur olmazdı.
Aslında hanımefendi böyle bir yolun açılmasına vesile olmuştur, şu mübarek ramazan ayında Allah ondan razı olsun, Allah memleketimize böyle becerikli özel sektör Cumhuriyetine yol açan hayırlı evlatlar nasip etsin. Amin…
Bu yazıda pandemiden dolayı kafayı yiyen, emekli bir mühendisin, siyasetçinin hezeyanları olarak da görebilirsiniz, ciddiye alıp ”Ne oluyoruz?” diye düşünebilirsiniz de.